Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Duygu dökülmeleri
Hüseyin SERİN...

Duygu dökülmeleri

Bu içerik 892 kez okundu.

Yaşarken - Hüseyin SERİN / Emekli Öğretmen

Hayati Amca’ya ...

Senin yarının bol. Benimse, içinde olduğum gün buğday kaşlım, güneş saçlım. Ayın, güneşin çok olsun oralarda e mi? Yalnız dikkat et boğmasın seni hasret gecenin saatlerinde uyumaya çalışırken. Ben nasıl olsa olurum buralarda, diş geçiremezsem de yokluluğa kafayı çeker çeker için için ağlarım, neşem sevincim, düğün derneğim.

Bu gidiş, böyle gidiş kanımı soydu. Sert, sevgisiz görüntüsüne rağmen fiziğimin; oldukça duygusalmışım. Kendimin kendimi tanımasına da araç oldu aslında gidişin.

Balkonda iş ayakkabılarını görünce, utana sıkıla dakikalarca ağladım biliyor musun? Son sözünü dikip gittin ya buraya, artık balkonu hiç yıkamayacağım. Korkuluk demirlerini de silmeyeceğim. Geri dönüşünü bekleyecek o kurşun sözler kışta yazda.

Hata kaçıncı kez çaldı kapıyı farkında mısın ışık seslim. Dikkat, yarısıdır kazanmanın. Keşkeler boğmasınlar seni  oralarda. Aklını ve yüreğini kolla olur mu? Ayrılığın ayaklarına halılar serenler utansınlar. “Ben gidiyorum” dediğinde “Otur len oturduğun yerde. Ne olmuşsa olmuş. Dik başlılığın alemi yok” diyemedim sana. Tutuldum kaldım güneş saçlım. Sanki dilim, yüreğim bağlandı kaldı Milas ikindilerinin akşama yakın nefeslerinde.

Yüreğim kangren gibi. Paran pulun var mıydı ki? Eline tutuşturmaya çalıştığımı almadın öfkenden. Ne yer ne içersin güneş saçlım. Gurbetin suyu tuzu ağırdır aklında olsun. Bir kelam etsen de soğutsan şu baba yüreğini de yolları yutu yutuversem gece vakti gündüz vakti  tanımadan. Yüzümü görenler soruyorlar: “Ne o yahu, Ege denizinde gemilerin mi battı” diye. Gemi mi kaldı kardeş, ben batıyorum ben. Derine en derine çekiyor beni deniz. Nefessizim, elsiz ayaksızım. Pasaportsuzum, paraşütsüzüm. Yüzgeçsizim, direksizim, yalnızım. Hastayım be hasta. Kolum kanadım kırık …” diyemiyorum ağırlığından yokluğunun.

Her gün ayakkabılarını dizerdim usanmadan. Sense birini çıkarıp diğerini giyerdin ısrarla. Olsun derdim, yapsın. Genç bu. Beni en çok üzen üzenlerin başında: Otelin birinde bel boy olarak çalışman. Bunca çile, bunca emek… Sana asla belli etmedim. Çünkü mutluydun. Zamanı boşa harcamayayım diyordun. Sizlere daha fazla yük olmak istemiyorum diyordun. Şimdi de bir otobüsün bilmem kaçıncı koltuğunda kırgın, kızgın belki de gözyaşlarını gizleyerek gurbete kaçıyorsun güneş saçlım. Özüm, yürek yaram. Ama her gramın için hem o gurbeti hem de o galip bakışları cayır cayır yakarım gözüm dönünce. Biliyorsundur deliliklerimi az çok …. Sevgin, varlığın her şeyden üstündür yanımda. Yokluğum sanadır bundan böyle ….

Sık oğlum, güneş saçlım. Bir kurşun da sen sık ne çıkar. Alıştı bu beden, türlüsüne acının. Ha bıçak yarası, ha dil yarası, ha kurşun yarası artık fark etmez. Gittin ya. Yoksun ya. Sabah olsa ne olur gece gelse kaç yazar. Sen oralarda ben buralarda. Yürüdükçe içinde kitapsızlığın duvar nedir, nem ne? Yağmur nedir kar ne? Bil ki güneş saçlım sular oksijensiz …

Yaşamı birileri ellerine geçirmiş. Kul köleyiz. Özgür değiliz yani. Sen ne kadar da çekip gitsen gelip geçecek günler, aylar. Belki de yıllar. Lakin birimiz ayakta olmayabiliriz. Biliyorsun değil mi evlat? Ona göre davran olur mu?

Geçen gün dedim ki annene, “Bundan böyle oğlanın yatağında yatacağım“ ne dese beğenirsin? “Bizim yatağın suyu mu çıktı“ Ağzımdan hiç çıkmamış küfürler odanın duvarlarını sıvadılar güneş saçlım.

Böyle işte evlat. Biz biraz eski kafalıyızdır. Çağa tam olarak ayak uyduramıyoruz yani, nefes alış nedenim. Solmasın yüzün. Kararmasın baktığın yön, bağ bahçe. Nefesin delikanlı olsun. Dar zamanda yüreğine yüreğimi kat . Güneşin bol olsun delikanlıca, Milaslıca. Uçak gürültülerini boş ver de yürek çarpıntılarına dikkat et. Yaşam senin görüp bildiğin gibi değildir.

Bu gece senin yatağına yatmak istedim yine. Ayak kokunu, nefes kırıntılarını, teninin çarşaf kıvrımlarında kalan reflekslerini sarınmak için. Anan içimin mayasız kabarmalarını nereden bilip dindirmeye çalışacak. Fesleğen kokularını da çağırıp hep beraber koyun koyuna yattık sabaha kadar. Ama şu yokluğun var ya güneş saçlım, ne etsem nötürlenmiyor bende.

Elim telefona uzanıyor kaçıncı kez yok gecelerinin saatlerinde. Yatağın bana kurban edilmiş koyun gibi bakarken. Şiirler yazmak istiyorum ama akıl, kalem, kağıt kaçıyorlar benden.

Ben, sen. Nerelerde hangi hataları yaptık be oğul. Hangi hataları hangi zaman dilimlerinde, nerelerde ….?

Yokluklar türbülans gibiler. Çöller gibiler. Ver elini elime. Azaltalım kör noktaları …

(8 Ekim 2014 / 20 Haziran 2015 Milas)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X