Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Eğitim Politikamız ve PISA
M. Cafer METE...

Eğitim Politikamız ve PISA

Bu içerik 661 kez okundu.

Cafer METE / Emekli Halk Eğitimi Merkezi Müdürü

Dünyada insanlar teknolojiyi ilerletmiş ay ve gezegenlerde hayat var mı diye uzaya astronotlar gönderip araştırma yaparken, biz halâ yaya yürümesini beceremiyor; birbirimizin kuyusunu kazıp, kıskanıp, çekemeyip, vefatının üzerinden 30 sene geçmiş ve bu memlekete hizmet vermiş kişilerle uğraşırken, dünya milletleri yeni yeni bilim alanlarında icatlarla uğraşıyor.

Artık aklımızı başımıza almanın, birbirimize kilitlenmenin zamanı gelmedi mi? Dünya insanları uygarlığı yakalamış. İnsan haklarına saygılı bilimsel icatlarla uğraşırken ve uzayda yaşam var mı derken bizim de eğitim ve öğretimimizi plan proje halinde ele alıp milli bir eğitim politikası geliştirmiş ve teknolojiyi yakalamış olmamız gerekmez mi?

Eğitimde, kültür, sanat, akıl ve uygarlıktan uzaklaşırsan, durum muhakemesi yapamazsın. Dolayısıyla “biz neden ve niçin ilerleyemiyoruz, kalkınamıyoruz” sorularının da muhakemesini yapamayan nesiller yetiştirirsen, “ben kindar, dindar bir gençlik istiyorum” dersen o gençlik yaptığı işin sonucunun ne olacağını, nereye varacağını bilemezse, neden-sonuç ilişkisi kuramıyorsa, azim ve cesareti yoksa, düşük algılama düzeyli bir gençlik yetişiyorsa o ülkedeki eğitimde bir noksanlık var demektir.

Bir birey, şayet desteklediği ve taraf olduğu kişi ve kuruluşlara yönelik bir saldırıyı bile başkasına yapılmış sayarsa, düşünme yetisi çok düşük demektir. Onun için biz, geçlerimizi her yeniliğe ve çağdaşlığa alıştırmalıyız ve o gençliği insanlara yaklaşan, onlara bir şeyler öğreten, ulusunu, vatanını, Cumhuriyetini, devletini, hükümetini seven bir çağdaş, laik, Atatürkçü gençlik olarak yetiştirmek ve Cumhuriyet esaslarına göre çağdaş, teknolojiye açık bir Milli Eğitim politikası uygulamak mecburiyetimiz vardır.

Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Öğrenci Değerlendirme teşkilatı değerlendirme programı çerçevesinde 2016 yılı sonu (PISA) sonuçları yayımlandı. Çocuklarımızın uluslararası başarısı maalesef umut verici değildir. Suç kimindir? Öğretmenin mi? Öğrencinin mi? Velinin mi? Maalesef bana göre suç Milli Eğitimindir.

Neden ve niçin?

Eğitim sistemimiz, dünyadaki bilimsel ve ekonomik gerçeklere dayalı bir yapısı olmadığını göstermiştir. 4+4+4 uygulamaya başladığı zaman ülkemiz eğitimcileri bu sisteme karşı çıktılar. Ben de 32 yıllık tecrübelerim doğrultusunda bu sütunlarda, ilerde doğacak sakıncalarını gücüm oranında haykırdım. Amma biz eğitimcileri dinleyen olmadı. “Ben yaptım oldu bitti”ye getirdiler. Peki zararı kime oldu? Çocuklarımıza oldu! O gençlerin kaybolan yıllarını ve elde edemedikleri bilgileri kim verecek? Zararlarını kim telafi edecek?

PISA sonuçları bize açıkça şunu gösteriyor.

1.Öğrencilere, günlük hayatta karşılarına çıkabilecek sorunları çözebilmeleri için gerekli temel bilgi ve alışkanlıkları veremediğimizi,

2.Öğrenciye kendi başına iş yapma ve karar verme yeteneğini veremediğimizi,

3.Türkiye’de, eğitim sisteminde çocuğun yeteneklerine göre değerlendirme yapılamadığını,

4.Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine yeterli miktar ödenek konmadığından okullara tam anlamıyla ders, araç ve gereç temin edilemediğini,

5.Öğretmen derse girdiği zaman dışarı ile ilgisinin kesilmesi gerekirken geçim sıkıntısı dolayısı ile kendini tam veremediğni, onun için öğretmenlerin özlük haklarının verilmesinin gerektiğini,

6.Ders kitaplarının öğrenciyi tatmin etmekten yoksun olduğunu,

7.Derslerin kuru kuru, nazari olarak ezberci bir eğitimle işlendiğini; halbuki iş eğitimine göre, uygulamalı, araştırmacı bir eğitim olması gerektiğini,

8.Eğitim politikasının dar kalıplar içerisinde geliştirilemeyeceğini, evrensel olarak düşünmemiz ve en uygun eğitim sistemini geliştirip uygulamamız gerektiğini,

9.Her bakan değişiminde sistemi değiştirmenin hem öğrenci hem de öğretmen yönünden sakıncalı olduğunu, yeni bakanın uygulamak istediği eğitim sistemine alışmakta ve plan programını buna göre yapmakta zorlandıklarını ...

Sayın Bakanların “ben yaptım oldu bitti”ye getirmeleri eğitim sistemimizi çıkmaza sokuyor. Bunun için kalıcı ve çağa uygun bir eğitim politikası geliştirmeliyiz, elbette bu değişmez değildir. Çağın icabına, gelişmesine göre yeni plan programlar yapılmalıdır. Yoksa PISA sonuçları hep aynı kalır. Cemiyete bir yığın yarı cahil insanları salıveririz. Cehalet insanı hem katil, hem de hırsız yaptığı gibi vatan haini de yapar.

Cehaleti yenmek cemiyete tam donanımlı teknik eleman sunmak için çağdaş bilinçli bir gençlik yetiştirmek bizim görevimiz olmalıdır. Bunun için de iş eğitimi içersinde yoğrulmuş, çağdaş, laik bir eğitim sistemi şarttır. Kalkınma, teknoloji, çağdaşlık, insan ve tabiat, ahlak ve terbiye bu sistemle olur.

Bana göre 15 Temmuz kalkışması yarı cahil kişilerin rant ve mevki uğruna yaptığı ve vatanına ihanet ettiği, birçok vatandaşımızın ölümüne sebep olduğu bir kalkışmadır. Keza ülkemizde olup biten olaylar cehaletin bir parçası değil midir?

Sonuç olarak;

Bilimsel eğitimden, evrensel pedagojinin temeli olan laik eğitime ters düşen ve dayatma ile uygulattırılan, Osmanlı eğitimi olan 4+4+4 uygulamasının kaldırılması,

Eğitiminin dinselleştirilmemesi, her okulun İmam Hatip Okulu yapılmaya çalışılmasından vazgeçilmesi gerekir. (Yanlış anlaşılmasın din eğitimi olmasın demiyorum, ben de okullarda ek din dersi öğretmenliği yaptım.)

Okullar, demokratik, laik, bilimsel eğitimden ayrıldıkça eğitim tam anlamıyla işlevini yapamaz hale gelir.

Çözüm olarak:

03.01.2017 tarihli Önder Gazetesinde belirttiğim gibi 1940 ila 1954 yılları arasında uygulanan, bir dönem tarihe ve milli eğitime damgasını vuran ve bugün halâ halkımız tarafından özlemi çekilen Köy Enstitüleri eğitim sistemi gibi bir sistemle; PISA’da uğradığımız hayal kırıklığını gidermekle beraber, ekonomide, eğitimde, siyasette, sosyal ve kültürel alanda başarı kazanabiliriz.

(07.01.2017)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X