Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Tablo
Hüseyin SERİN...

Tablo

Bu içerik 605 kez okundu.

Hüseyin SERİN / Emekli Öğretmen

Yüreğim kararıyor. Sırma saçlı bir gelin gibiyken içim. Toprak, bağrı yanık bir yiğit gibi ayaklarımın altında. Dereler çaylar akmakla akmamak arası. Çimler var ile yok arası. Ağaçlar yeşermekle yeşermemek arası bakıyorlar doğaya. Nefes almak ne kadar güzeldi oysa yaprakları bol ağaçlar arasında. Yaşamak evet, masmavi gökyüzünün altında. Lakin, karanlık yarın, bir pırlanta gibi yüzsüzce serildikçe önde, arkada, yanda, yönde ne mümkün…!

Tabloya bakmaktan utanıyorum. Kocaman bir tuval. Tuvalde onlarca ağaç. Mevsim bahar oysa. Lakin hiçbir ağaçta ne bir tomurcuk ne de yeşillenmeye meyilli dallar. Sanki su yürümemiş, yürümüyor bedenlerinde. Diplerinde kuru yapraklar bile yok. Koyu renkler üst üste. Sanki herşey kinli. Sanki her şey, her yer süt liman. Deliceleri aşılamaya çalışan hiçbir insan yok. Sanki  insanların,  hayvanların, bitkilerin, toprağın üstüne ölü toprağı serpilmiş. Bu ne sessizlik! Anlamak mümkün değil. Toprakta çıkan bir avuç yeşilliğin, umudun kendine yararı var mı? O da meçhul! Ressam tamamen kendi istek ve dileklerini, gününü, biraz da yarınını mı aktarıyor? Yön değiştiriyorum. Hangi yönden baksam nafile. Hiçbir değişiklik yok. Soldaki belli belirsiz derede taşlar üstünde birkaç kurbağa ve halıları seçiliyor. Dere kenarı ağaçları da çıplak. Yaşıyorlar mı, uyuyorlar mı pek belli değil. Bir şeylere zorlanıyorum sanki.

Hayır. Bu tabloya bakarak yönümü bulmak, yürümek istemiyorum. Böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum. Ressam ya çok karamsar ya da dayatıcı. İçimin sırma saçlı gelinleri tarlaları çapalarken, soğan, sarımsak, marul,  karanfil, fesleğen, şebboy, asmalar dikerken … Bakla, nohut, mercimek, susam ekerken. Harımlara bahçeler dikerlerken … Ve içimin delikanlıları ihtiyar ağaçları dallayıp gençleştirmeye çalışırlarken, yabani otları temizleyip delicelere aşılama yaparlarken böyle bir tabloya daha fazla bakıp gözlerimi yormak, günümü, yarınımı karartmak istemiyorum. Sırtındaki yüklere aldırmadan koşarken üretim. Üstümüzde gökyüzü çamçakır yıldızlarla doluyken. Oksijeni bol nefeslerde doğumlara koşarken gelinler,  oğullar, yeryüzü …

Canım sıkılıyor, sıkılacak. Daha da sıkılacak. Bir şeyler ya çok fazla ya çok eksik. Yanıma renkleri aldım. O da ne? Yeşilde her şey mükemmel. O cılız kuru ağaçlar tombullaşıyorlar, renkleniyorlar. Şen şakraklar…! Kırmızı, unutulmuş uzak bir akraba. Mavi her şeyle birleşiyor. Hızına ayak uydurmak boşuna nefes. Hele mavi ile sarının o akıl almaz bolluğu, lacivert ile beyazın ahbaplığı görülmeye değer. Siyah ile siyahın, siyah ile sarının karışımları yüz yılın gülleri. Dedim ya canım sıkılacak, daha da sıkılacak ...

(Ekim 2016 – MİLAS)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X