Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Tonguç - Demokrasi – Pranga
M. Cafer METE...

Tonguç - Demokrasi – Pranga

Bu içerik 643 kez okundu.

Cafer METE / Emekli Halk Eğitimi Merkezi Müdürü

1933 yılında “ALTIOK” amblemini grafik olarak çizen Eğitimbilimci, Köy Enstitülerinin fikir babası, mimarı ve uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç’tur.

İsmail Hakkı Tonguç, çok zor şartlar altında, Bulgaristan’ın Dobruça köyünde doğup, ilk tahsilini kendi köyünde yaptıktan sonra, okumak için 14-15 yaşlarında İstanbul’a gelir. Ama hiçbir okula kaydını yaptıramaz. Dedesinin tanıdığı bir paşaya gider, okumak için geldiğini fakat okula kaydını yaptıramadığını söyleyip yardımcı olmasını istediği zaman Paşa Tonguç’a, “Paran varsa okursun, yoksa geldiğin yere geri dön” der. Tonguç da içinden, “Bak koca Paşa, ben parası olmayanları okutacağım” der.

Maarif Nazırına çıkar, derdini anlatır. Nazır, “Memleket için savaş vermiş, savaşa gitmiş kimin var” deyince Tonguç “Dedem halâ Silistre’de Osmanlı askerlerini bekliyor” der ve Maarif Nazırı Tonguç’u Kastamonu Öğretmen Okulu’na gönderir.

Tonguç’a verilen 80 kuruş harcırah yetmez, saatini satarak çeşitli vasıtalarla Kastamonu’ya ulaşır, okur ve öğretmen olur. Almanya’da yaptığı lisansüstü eğitim sonunda Eskişehir Sanat Okulu’na öğretmen olarak atanır.

Sevgili halkım, bunu neden anlatıyorsun diyebilirsiniz. Tonguç Eskişehir’de öğretmenlik yaparken boş durmaz, İstiklal Savaşı için halk arasına girerek bu savaşın önemini belirtir ve halkın Mustafa Kemal ve arkadaşlarını desteklemesi ve ordumuza yardımcı olunması bakımından gerekli yardımın yapılması için propaganda yapar. Bunu duyan bir İngiliz Subayı okula gelerek öğrencilerinin karşısında Tonguç’u kırbaçlar. Buna isyan eden öğrenciler hep beraber askere gitmeye ve o İngiliz Subayını öldürmeye karar alır. Ama Tonguç çocuklara, “Beni dövmelerine razıyım, ama sizi öldürmelerine asla razı olamam” der.

Tonguç bu olaydan sonra Askerlik Şubesine müraacat ederek askere gidip savaşmak istediğini beyan eder. Durum Mustafa Kemal’e intikal eder. Paşa şöyle söyler: “Biz savaşı kazanırken öğretmenler de yarın bize gerekecek olan bilim, sanat sahibi gençleri yetiştirsin. Onlar da şu an bizim gibi vatan için çalışıyorlar.”

Bu konuyu bundan dolayı açtım.

İsmail Hakkı Tonguç, demokrasiyi şöyle anlatıyor:

“İki türlü demokrasi vardır. 1- Zor ve gerçek olanı, 2- Kolay ve oyun olanı.”

Bir ülkede toprak reformunu yapmadan, topraksızı topraklandırmadan, halkın eğitimden nasibini sağlamadan, işçinin durumunu garanti altına almadan yapılan demokrasi kolay ve oyun olan demokrasidir. Bu demokrasi sistemi köklü bir değişim ister.

Sandık demokrasilerinde, okuma yazma bilsin bilmesin, toprağı-işi olsun olmasın halk demagoji ile serseme çevrilir, bol bol vaatler yapılır, sözler verilir, eline verilen oy pusulasını sandığa atar ve kendini avutarak, “Ben kendi kendimi yönetiyorum” der.

Halbuki halk kendi kendini yönetmiyor, onu başkaları yönetiyor. Ama halk bunun bilincinde değildir. Bu sistem bir oyundur. İşte oyun demokrasisini Tonguç böyle tarif ediyor.

Bizde halâ demokrasi gelişmiş değildir.

Uygar ülkelerdeki demokrasilerde yukarıda ifade edilen konular söz konusu bile değildir.

Birileri çıkar, “Atatürk’ün öldüğü günü bayram olarak kutlayalım”, bir başkası, “Okul kitaplarından adını çıkaralım”, “Atatürk din düşmanıdır, öldürülmesi farzdır” derse, “10 Kasım Müslümanların ve insanlığın kurtuluş günü olsun” derse buna demokrasi denmez. Çünkü o demokrasi anlayışı kıt, geçmişi bilmeyen, bilmek istemeyen, yapılan işleri inkar eden ve “iki ayyaş” diyenler demokrasiyi ve onun kıymetini bilmeyenlerdir.

Ben, ifade ettiğim bu konular için, aydın, ilim irfan sahibi din adamlarını elbette ayrı tutarım. Görev yıllarımda çok değerli din adamlarıyla çalıştım, birlikte köy ve kasabalarda görev yaptık. O değerli din adamlarındaki Atatürk sevdasını elbette takdir ediyorum.

Köy Enstitüleri; yobaz, gerici insanların halkımı din adına sömürmesini önlemek, köylüyü kalkındırmak, uyandırmak, bilgi görgü sahibi yapmak ve kalkınmayı köyden başlatmak üzere 1940 yılında kuruldu. Ama 1954 yılında çeşitli bahaneler uydurularak, Amerika’nın Yeşil Kuşak baskısı ile Köy Enstitülerini kapattılar. Onların yerinin İmam Hatip Okullarıyla doldurulmak istenmesi bizi bu hale getirdi diyor Sayın İsmail Hakkı Tonguç. Neden diyor? Çünkü insan Atasına küfür etmez, vatanını düşmandan kurtaran kişiye hakaret etmez de ondan.

Halkımın bir konuda bilgi sahibi olmasını arzu ettim. İzmir Şirinyer’de (Kızılçullu) Amerikan Koleji 1891 yılında kuruldu. 1950-1960 dönemi Başbakanı Adnan Menderes de bu kolejden mezun olmuştu. Cumhuriyet sonrasında bu okul ve bütün müştemilatı Atatürk’ün emri ile 52 bin TL’ye Amerikalılardan satın alındı. Bakınız, el konulmadı, istimlak edilmedi. Nakden parası ödenerek 1937-38 eğitim öğretim yılında Köy Muallim Mektebi olarak açıldı. Sonra burası 3 bin 803 sayılı yasa ile Köy Enstitüsü olarak hizmet verdi. Sonra ne oldu? Bu okuldan mezun olan Menderes, Köy Enstitülerini kapattı ve Kızılçullu Köy Enstitüsünü bütün müştemilatı ile birlikte Amerikalılara NATO Karargahı olarak geri verdi.

Yazımın başında demokrasi ikiye ayrılır demiştim. 1- Zor ve gerçek olan, 2- Kolay ve oyun olan demokrasi.

Sayın halkım, kolay demokrasiyi değil zor demokrasiyi seçelim.

Günlerdir medyada yeni İlköğretim Müfredat Programı ile ilgili yazılar, açıklamalar, beğenenler, beğenmeyenlere ait yazılar çıkıyor. Mesleğim icabı ben de okuyorum. İnanın bu yazılardan hicap duyuyorum.

Bakınız, Tarih’ten, kitaplardan İsmet İnönü’yü, Atatürk’ü silmek için ne oyunlar oynanıyor. Sevgili halkım, Çanakkale, Anafartalar Kahramanı, İstiklal Savaşımızın muzaffer komutanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kuran, Cumhuriyeti ilan eden, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1. ve 2. İnönü Savaşlarının komutanı, Lozan Fatihi, ilk Başbakanımız, ikinci Cumhurbaşkanımız İnönü unutturulabilir mi?

Şimdi, bir sendikanın yaptığı ve öve öve bitiremediği müfredat programı ile Tarih’ten Atatürk’ü, İnönü’yü, Fevzi Çakmak ve Kazım Karabekir’i bir kalemde sil at… Olmadı sayın bakan, olmadı. Siz unutsanız bile bu millet unutmaz ve sizi de affetmez. Tarihte Mustafa Necati, Saffet Arıkan, Hasan Ali Yücel gibi anılmak istiyorsanız bunları yapmayınız. Laik eğitimden vazgeçmeyiniz. Ancak şunu söylemeliyim ki, müfredat programlarındaki bu değiştirme arzusu da, öncekilerde olduğu gibi bir Amerikan projesi, dayatması mıdır acaba diye düşünüyorum doğrusu…

Uygarlığa, demokrasiye, teknolojiyle erişip ülkemizi muassır medeniyetler seviyesine çıkarmak için demokrasinin zor ve gerçek olanını istemeliyiz. Kolay ve oyun demokrasiyi bırakmamız gerekiyor. Çünkü, kolay demokrasilerde milletvekilini parti genel başkanı belirliyor ve bize bunları seçin diyor. Halbuki zor ve gerçek demokrasilerde milletvekilini halk kendisi belirleyip seçer.

Gelin, gerçek ve zor demokrasiye gidelim, vekillerimizi biz seçelim. Gerçek demokraside her kuruluş serbesttir. Fikir hürriyeti, yazı, düşünce özgürlüğü, konuşma özgürlüğü vardır. Bunlar kolay-oyun demokrasilerde göstermelik olarak vardır…

Geçenlerde bir sayın milletvekili hanımefendinin beyanatını okudum. “Referandumda 100 yıllık prangadan kurtulacağız” diyordu.

Sevgili halkım, demek ki biz 100 yıldan bu yana pranga ile ayaklarımızdan bağlı imişiz de haberimiz yokmuş… Haber verdiğin için teşekkürler sayın milletvekili…

Allah bizi böyle geri kafalılardan korusun. Amin.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X