Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
Bodrum’un geçmişinde kalan bir yerleşim: Girelbelen Köyü
H. Avni KUNDURACIOĞLU...

Bodrum’un geçmişinde kalan bir yerleşim: Girelbelen Köyü

Bu içerik 2398 kez okundu.

Sırtçantamdakiler   H. Avni KUNDURACIOĞLU

Katmerleşmiş gövdesine bakarken, hangi sözcüğün önümdeki bu harnup (keçiboynuzu) ağacı için doğru bir tanımlama olacağının ayırdına varabilmiş değilim. Gökyüzüne doğru uzanmış heybetli görüntüsü ‘devasa’ sözcüğünü zihnime yerleştirirken, gövde kalınlığının haddinin üstünde oluşu ile ‘yaşlı ‘tanımlaması daha mantıklı geliyor.

Biraz ilerisinde içme suyu olarak kullanılan kaynaktan süzülüp gelen su, ağacın dibindeki yalağı her daim dolu tutarak, harnup ağacının şemsiye gibi örttüğü bu bölgeyi canlı kılıyor.

Bu canlılık bölgeye ‘hayat’ veriyor.

Bir zamanlar bu bölgede hayatın aktığını tahmin etmenin zor olmadığını düşündüğümdeyse, bu koca ağaç gözüme ‘ulu’ geliyor.

Her tanımlamanın yakıştığı bu harnup ağacının gölgesinde biraz soluklanıp, önümüzdeki patikadan yola devam ediyoruz. Aslında patikadan daha çok, Milaslıların ‘irim’, Bodrumluların ‘irme’ dediği yani iki bahçe arasındaki toprak yoldayız.

Bir zamanlar hayatın aktığı bir yerleşimin izini sürdüğümüze göre, arkamızda bıraktığımız ulu harnup ağacının etrafındaki canlılık da, şu an içinde yol aldığımız irmeler de hiç şaşırtmıyor.

Dağbelen Mahallesi sınırları içinde başlayan yolculuğumuz ile, Bodrum’un en eski köylerinden biri olup ama artık hayatın akmadığını bildiğimiz Girelbelen Köyü’ne doğru ilerliyoruz.

Bir zamanlar köyde akan hayatın izlerine tanık olmak için.

Kuşburnuların makilere, sarmaşıkların böğürtlenlere karışmasının belirlediği irim, bir süre sonra bizi çam ağaçlarının yoğunlaştığı bölgeye götürüyor. Sağ tarafımızdaki boşluk, uçsuz bucaksız bir çam ormanını seyretme şansı tanırken, sol taraftaki farklı ağaçlardan oluşmuş koru ise hüzünlü bir a’na ortak ediyor.

Biraz ilerisinde, köylülerin ‘Birinci Sarnıç’ dediği su toplama yapısının olduğunu gördüğümüz bu koru, aslında bir mezarlık.

Girelbelen Köyü’nün mezarlığına ulaşmıştık işte.

Bir kaç mermer mezar taşında iki binli ölüm tarihleri okunsa da, mezarlıktaki mezar taşlarının çoğunluğunu yöredeki kayrak taşları oluşturuyor. Artık mezar tümseklerinin yok olduğu bu alanda, mezar taşı görevini üstlenen kayrak taşları sayesinde mezarların ayırdına varabiliyoruz. Mezarlığın içinde ilerledikçe, kayrak taşlarının çokluğu ve eskiliği Girelbelen Köyü’ndeki ‘bir zamanlar’ı daha iyi algılamamızı sağlıyor.

‘Anıt ağaç’ statüsüne uygun yaşlı pınar meşesinin yanından, birinci sarnıca doğru ilerliyoruz. Mezarlığın birinci sarnıca bakan kısmında bulunan, toprak ve kireç karışımıyla belirlenmiş iki-üç mezarın başlarına mezar taşı olarak dikilmiş, üzerleri farklı kompozisyonlardaki yeşil ‘servi ağacı’ motifi dikkatlerden kaçmıyor. Zarif görünümlü Birinci Sarnıcı sağımıza alıp yola devam ediyoruz. Toprak zeminin yerini hafif kayalık bir oluşuma bıraktığı bu yol, bizi fark ettirmeden yükseltiyor. Bu yükseltinin belli bir noktasına ulaştığımızda ise ‘Girel Avlusu’nu yukarıdan görüyoruz. Kayalık ve dik vadinin aşağıya doğru çukurlaşmasından dolayı, bu ismin uygun görüldüğü avluda oluşturulmuş köy görüş alanımıza giriyor.

Elbette, yıkık ve virane konumu da.

Hızlanan adımlarımız Girelbelen Köyü’ne ulaştırdığında, deyim yerindeyse kendimizi bir esintinin kucağında buluyoruz. Bulunduğumuz yüksekliği hissettiren bir manzaranın içinde olduğumuzun farkında olmamız, bu esintiyi olağan kılıyor. Zaten köyün isminin içinde bulunan ‘belen’ sözcüğünün ‘yüksek yer, tepe yer’ anlamını taşıdığını da biliyoruz.

Girelbelen Köyü’nün ardında sanki bir deve hörgücü görüntüsüyle göğe doğru yükselen dik tepenin görkemli görüntüsünün gölgesi, köyün üstüne vuruyor. Bu tepenin Girel Kalesi’ne ev sahipliği yaptığını öğrendiğimizde hiç şaşırmıyoruz. Öylesine görkemli ve öylesine bölgeye egemen çünkü.

Tıpkı, aşağısında oluşan Girelbelen Köyü gibi.

Girel Kalesi’ni ardına alan köyün karşı görüş alanının içinde yer alan masmavi denize düşen güneş ışınlarını seyre dalıyoruz. Köyün kurulduğu alan, muhteşem bir manzaranın içinde yer alıyor. Ancak köyün kuruluş yerini, güvenlik kaygısının ve coğrafyanın zengin bitki örtüsünün belirlediğini tahmin etmek zor olmuyor.

Karşımızdaki manzaranın içinde görüş alanımıza giren bölgenin Bitez kıyıları olduğuna emin olduktan sonra, köyü oluşturan evlerin arasına dağılıyoruz.

Öncelikle söylemeliyim ki, Girel’in evleri tipik Bodrum mimarisi. Belki de Bodrum kıyı şeridi boyunca gördüğümüz çatısı olmayan beyaz evlerin öncüsü evlerin arasındayız şu an. Kim bilir?

Dingin bir sessizliğin hâkim olduğu bu terk edilmiş köyde, sanki hüzünlü bir masalın ilk satırları içinde yer alıyorum. Artık harabeye dönmeye başlayan evlerin, yıkık çatılarına rağmen ayakta duran pencereleri, kapıları, bu köydeki ‘bir zamanlar’ı her adımda anımsatıyor. Hele evlerin içindeki ocaklara, ‘yüklük’ belirtilerine ne demeli? Her biri, bir zamanların yaşam belirtileri olan bu izlerin peşinde terk edilmiş bu köyü arşınlarken, geçmişe dair düşler de peşisıra geliyor.

Ocaklarda kaynayan yemekler, sokaklarda akan sevdalar, pencerelerden sarkan yürekler ve bu kapılardan giren ya da çıkan acılar, sevinçler… Böylesi bir duygu sarmalının içinde bir evden diğer eve dolaşıyoruz. Bazı evlerin kapı üstü eşiklerinde kilit taşı olarak kullanılan işlemeli taşlar dikkatimizden kaçmıyor. Yine bir evin yanında görülen eve bitişik ama üstü açık ‘oda’nın ‘deve ahırı’ olduğunu öğreniyoruz. Geldiğimiz ya da gideceğimiz patikalar göz önüne alındığında, bu binek hayvanlarının varlığı daha iyi algılanıyor.

Bir iki evin damı sağlam gibi görülüyorsa da, diğer evlerin damları zamana dayanamamış. Bu damlardan sarkan kalın ardıç kütükleri, inatla zamana direniyorlar. Evlerin damları dikkatle incelendiğinde, ilginç bir yapım süreci ortaya çıkıyor. Damı tutan kalın ağaçların üzerine, yörenin kargı dediği kamışlar sıralanmış ve bu kargıların üzerine deniz çayırı denilen erişteler serilmiş. Damın yüzeyi bu işlevlerden sonra toprakla kaplanıp, klasik Bodrum evi mimarisi ortaya çıkmış. Evleri yazın serin tutan bu damların yapımının oldukça meşakkatli olduğunun altını çizmemiz gerek. Zira bölgeye en yakın deniz kıyısının Yalıkavak olduğu düşünüldüğünde, geride bıraktığımız uzun ve yorucu patikalardan getirilen deniz çayırlarının anlamı iyice pekişiyor.

Terk edilmiş köyün içinde pervasızca dolaşıyoruz. Her bir ayrıntının hüzün koktuğu bu bölgeye, sadece çobanlar geliyor artık. Ülkemizin en önemli turizm kentlerinden biri olan Bodrum’un sınırları içinde olduğumuza inanmak güç. Sessizliğin ürpertici bir konum yüklediği bu bakir coğrafyadan yavaş yavaş ayrılıyoruz.

1994 yılında evlerin kamulaştığını öğrendiğimiz köyün halkı yani Girelliler, Dağbelen Köyü’ne yerleşmiş. Geldiğimiz yönün aksi tarafından, yani hiç güneş görmeyen güzel bir patikayı takip ederek, zamanla hayvanların kullandığı iki göleti aşıp ‘Çukur Sarnıç’a ulaşıyoruz. Birinci Sarnıç ile Çukur Sarnıç arasında kalan Girelbelen’in yol üstü köyü olduğunu düşünmeden edemiyorum. Zira sarnıçların özel mülkiyet olmadığı gibi, kamusal anlamda yol üzerlerine inşa edildiği biliniyor. Sarnıcın yanındaki anıtsal pınar meşesinin bir kolunun kopmasını görmek keyfimizi kaçırsa da, büyüleyici bir coğrafyanın içinde yer alan Girelbelen’i görmenin keyfiyle Konacık’a doğru yöneliyoruz.

50'li yıllarda yakılan Bodrum Hakimi türküsünün “Şu Bodrum’un dağlarında ceylanlar dolaşır” dediği dağlardaydık bugün. Ceylanların dolaştığı coğrafyayı kaybetmiş olsak bile, Girelbelen Köyü, içinde olduğu ender konumuyla Ekoturizm için büyük bir değer olduğunu düşündürüyor.

 

KİŞİSEL NOT- Girelbelen Köyü’yle beş yıl önce EKODOSD Başkanı sevgili dostum Bahaddin Sürücü’nün notlarında tanıştım.

Görülecek kentler listeme o gün eklenmiştir.

Bodrum Ticaret Odası’nın ‘Bodrum Leleg Yolu Projesi’, Sevgili ağbim Hıdır Çam tarafından hayat buluyor. BODOSK, parkur olarak belirlediği Leleg Yolu’nun 18 kilometrelik Yalıkavak - Pedasa - Konacık etabını Hıdır ağbi öncülüğünde geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdi. Bu etabın içinde yer aldığını bildiğim Girelbelen Köyü’nü keşfetmek için bu fırsatı kaçırmadım elbet.

Yeri gelmişken, bu küçük notumda yer alan kişi ve kurumlara şükranlarımı sunmak isterim.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X