Advert       Advert     Advert       Advert
Advert       Advert     Advert       Advert
‘Toprak Ana’ bize küstü mü?
M. Cafer METE...

‘Toprak Ana’ bize küstü mü?

Bu içerik 404 kez okundu.

Cafer METE / Emekli Halk Eğitimi Merkezi Müdürü

Bir TV programında, Ramazan hazırlıkları ve yiyeceklerimiz anlatılırken, bakliyat olarak bilinen fasulye, nohut, bakla, mercimek gibi gıda maddelerinin ithal malı olduğu ve fiyatların da çok yüksek olup, vatandaşın alma gücü olmadığı için alamadığını ifade edilince içim yandı, üzüldüm.

Çünkü: Tarım ülkesi olan güzel yurdumuzun toprağı ne zamandan bu yana verimsiz hale geldi de, biz arpa, buğday, nohut, fasulye, bakla, peynir, karpuz, kavun, muz, kırmızı et ve canlı hayvan ithal eder olduk diye.

Anadolu’nun toprağı verimli ve bereketlidir, bu toprak koç yiğitlerin kanı ile yoğrulmuş ve sulanmıştır. Yeraltı ve yer üstü zenginliklerle dopdoludur. Anadolu toprağında nice koç yiğitler toprağı işlemiş ve ailesinin geçimini sağlamıştır.

Bu topraklar neler yetiştirmemiştir ki? Ne var ki toprağı işlemeyi, ondan verim almayı sağlamak için bilinçli olarak teknolojiden yararlanmalı ve verim almalıyız. Kırsal kesimi ele alıp bilinçli hale getirmediğimiz müddetçe dışarıya muhtaç duruma düşeriz. Bir zamanlar buna, Köy Enstitüleri tarafından çare aranmaya başlanmıştı. O günlerde ‘Kooperatifçilik’ öne sürüldüğü zaman, o Köy Enstitülerini “komünist” damgasını vurarak kapatmadılar mı?

Hepimiz biliyoruz ki toprağı atalarımız karasaban ile sürer ve sabanın giremediği yerler de çapa ile işlenirdi. Teknoloji gelişiyor ama üretici eski usullerle üretim yapıyor, köylümüz emeğinin karşılığını alamıyor ve üreticiye yol yordam gösteren olmuyordu ...

Osmanlı Meclisi Mebuslarından Kastamonu Milletvekili, Köy Ziraat Muallimleri yetiştirilmesi için meclise verdiği önerge toprak ağaları tarafından engellendi. Aynı şekilde, 1940 yılında Köy Enstitüleri kurulurken de toprak ağaları karşı çıkmadı mı? Osmanlı, halkın bilinçlenmesini ve uyanmasını arzu etmiyordu.

Halbuki ülkemiz bir tarım ülkesiydi. Önem verilip, üretimin artması için gerekli çaba gösterilse, halka gerekli bilgiler verilip toprak tahlili yapılarak üretim artırılsa daha iyi olmaz mıydı?

Toprağın değerini bilemedik. Ona gerekli gübreyi, tohumu, ilaçlamayı, bakımı yapamadık.

Bizi ve ülkeyi doyuran, gelir getiren, kalkınmamızda büyük katkısı olan ‘Toprak Ana’ya gerekli yatırımı yapamadık.

Toprak Ana, güzel çiçekleri, ormanı, çeşitli meyve ağaçları ve büyüyen otların açtığı çiçeklerden bal alan arının verdiği gıda maddesini sağlar. Toprak Ana’nın yetiştirdiği ormanın faydalarını bilmem ki saymama gerek var mı? Orman beşikte başlar mezarda biter.

Yediğimiz ekmek ve hububat bu toprağın ürünüdür. Peki bu toprağa neden değer vermiyoruz?

Toprağa gerekli değeri vermediğimiz gibi koruyamıyoruz. Erozyonu önleyemiyor, dağ ve yamaç araziyi teraslamıyor, ağaç dikmiyor, ormanı koruyamıyoruz. Halbuki orman erozyonu önler.

Ülkemiz, bir tarım ülkesidir. Konya buğday silomuzdu. Ne oldu da bugün, buğday ithal eden ülke olduk? Halbuki 1954’te ülkemiz buğday ihracatında 4’üncü sıradaydı. Bugün ithal ülkeleri arasında ikinci sıradayız. Ne oluyor bize, ne oluyor ülkemize? Ne oluyor Toprak Ana’ya?

Acaba Sevgili Ziraatçılar düşünmüyorlar mı bunun çaresini?

Düşündük mü toprağı oluşmasını, kırsal kesimin bilinçlenmesini, toprağın tahlilini, gübreyi, tohumu ve ilaçlamayı, bunların bedelinin yüksekliğini. Geçtiğimiz yıllarda pamuk ihraç ederken, bugün mısır ve Yunanistan’dan pamuk ithal etmek hiç ağırımıza gitmiyor mu?

‘Toprak Anamız’ın, insanımızın neyi eksik? Biz üretmeyi severiz ama ürettiğimiz malın değerini de almak isteriz. Uzmanlarımızın bu konu üzerinde araştırma yapıp çaresini bulmaları gerekir.

Buğdayı, kavun, karpuz, muzu, kırmızı eti, canlı hayvanı neden ithal ediyoruz ki? Neden kendimiz üretmiyoruz? Bakınız Hollanda’ya, tarım ihracatında dünya ikincisi. Biz ise tarım ithalatında dünya ikincisiyiz.

Güzel ülkemizde iklim müsait, suyumuz bol, arazimiz ise Hollanda’nın üç katı, toprağımız verimli, onlar denizi doldurarak üretim yapıyor, biz ise ormanları yakıp, kesip erozyonu önleyemiyor ve toprağımız denize akıyor.

Bırakalım kırmızı et, canlı hayvan, sıvı ve katı yağ, kavun, karpuz, muz vs. gibi maddelerin ithalini; kendimiz yetiştirelim, üreticiyi korumanın ve teşvik etmenin yollarını arayalım.

Üretim, tüketim, tarım, zeytinyağı, köy kalkınma, orman içi, hayvancılık, çiftçiyi koruma gibi kooperatifler kuralım ve bu kooperatifleri destekleyelim,

Devletimiz çiftçiyi ucuz gübre, tohum, ilaç yönü ile hatta kredi yönü ile desteklerse, ayrıca ürettiği ürününü değeri ile ihraç etmek fırsatı yakalarsa neden üretmesin.

Sevgili yetkililer: Ülkeyi ithal ürünler cenneti yapmayalım. Ülkemizi ürettiğimiz ürünlerle ihracat ülkesi haline getirip dışarıya muhtaç olmayalım.

Yukarıda belirttiğim gibi kooperatifçiliğe önem verelim.

Ülkemizin kalkınması için el ele verelim ...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X