• 10 October 2025, Friday 9:38
A.CoşkunEfendioğlu

A.Coşkun Efendioğlu

“Basını Elinde Tutma Çabası” değil,  “Basının Onurunu Koruma Çabası”..

7 Ekim tarihli kısa yazımda, Çizgi Gazetesi ‘yazarı’ Müfit Demirkol’un yazdığı bir yazı üzerine, bunun açık bir intihal olduğunu göstermiş ve daha önce de karşılaştığımız ve gazetecilik-yazarlığın saygınlığına tam bir saldırı olan bu olayı faş etmiştim.

Bunun üzerine Kemal Sürgün, “Basını Elinde Tutma Çabası ve Basından Nemalanma Üzerine” başlıklı bir yazı yazarak, hem savunmuş, hem de bana, konu dışı bazı saldırılarda bulunmuş.

Kemal Sürgün, ilk geldiği yıllarda birkaç ay bizim yanımızda da çalışmış, sonra çeşitli işler yapmış ve sonra da bir süre istikrarsız bir gazete çıkarmış, daha sonra da gayret göstererek, bekleme süresini geçirerek ilan alma hakkını Çizgi gazetesiyle kazanmıştır. Bütün bu süre boyunca benden hiçbir engelleme vb. gibi bir çaba görmemiştir, gösteremez de.. Çünkü beni tanıyanlar bu tür şeylere takılmayacağımı bilirler. Ama tehdit-şantaj gazeteciliği yapanlarla da sürekli mücadele ettim. Bunu kendisi de çok iyi bilir, bu nedenle de ne zaman nerede karşılaşsak, ‘üstadımız’ vb. vb. gibi hiç hazetmediğim bir sürü komplimanlarla ellerime yapışırdı..

Rekabet olacaksa da, bu ancak daha iyi gazetecilik yapma konusunda olabilir.

Ancak Kemal Sürgün’ün gazetecilik serüveni, asla bu temel üzerinde değildir.

O, gazetesinin adı ‘Çizgi’ olmasına karşın, çizgisi olmayan biridir. O nedenle de, herkesin, her görüşün, ne olursa olsun, suyundan gitmeye çalışan, buradan ‘nemalanmak’ isteyen bir yapıda yayın yapmaktadır.

Bu nedenle, Zeytinliklerin taşınması ile ilgili yasa TBMM’den geçtiğinde, YK Enerji savunucusu olmuş, sürmanşet zeytinlerin ‘kurtuluş’ yasası olarak selamlamıştır. Ben de zeytinciliğin ana vatanında yaşadığını hatırlatarak, bunu eleştiren “Cami Duvarına İşemek” başlıklı bir yazı yazmıştım.

7 Ekim’de de, Çizgi Gazetesi ‘yazarı’ Müfit Demirkol’un Cumhuriyet ve Lozan karşıtı yazısını okuyunca, ve bu yazıyı onun yazdığından kuşkulanarak Google’da araştırdığımda, Diyarbakır’da yayınlanan bir şeriatçı haber ajansının yazısını kopyalayarak kendi ismiyle yayınlamasını bir ‘intihal’ vakası olarak eleştirmiştim.

Kemal Sürgün bu eleştiriden ‘alınmış’. Neden? Çünkü gazete sayfalarını doldurmak için her şey mübah onun için! Yapay zekayla haber yazdırmak da öyle.. Yeter ki gazete sayfaları dolsun!..

Kemal, bunu yapacağına, yazarının yazısının gazetecilik açısından bir ‘suç’ olan intihal olma konusunda neden bir kelam etmiyor? Tam tersine, ‘neyi nasıl yaptığımız kimseyi ilgilendirmez’ diyerek, intihal’e de sahip çıkıyor. (Üstelik o bu sözleri ettiği sırada, gazetesindeki Müfit Demirkol’un bir başka yazısı da intihal! Bu kez de Wikipedia’dan çalma! )

Gazetecilikte ‘intihal’, başkasının yazı ya da haberini kopyalayıp kendisininmiş gibi yayınlamak hem gazetecilik etiğine ihanet, hem de yasalar önünde SUÇ’tur.

Ama amacı belli. ‘Beni tuş etmek’.

Neymiş, beni, ‘basını elinde tutma çabası’ içinde olmakla suçluyor. Hiç kimse bana bunu söyleyemez. Şimdiye kadar kimin önünde köstek olmuşum!?.. Tam tersine, gazetecilik meslek onurunu korumak için, Müfit Demirkol gibi ordan burdan yazı çalıp ‘köşe yazarı’ diye geçinenlerle, gazeteciliğini ‘sponsor’ların suyunda yayın yapma aracına dönüştürme anlayışına karşı hep mücadele ettim. Tehdit ve şantaj gazeteciliği ile mücadeleyle geçti yaşamım.. Ve ilginçtir, onun bu sözleri söylediği günlerde ben ‘basını elinde tutma çabası’ yerine, gazetemi satıyor ve aktif gazetecilikten çekiliyordum!

Nemalanmaya gelince..

Ben gazetecilik ve uzunca da süre yaptığım matbaacılığımdan elbette olumlu anlamda “nemalandım”. Matbaamı kapattıktan sonra da gazetecilikten başka ‘nemalandığım’ bir becerim ve işim yoktur. Gazeteciliğimi de, gazetecilik etiğinden ayrılmadan yaptığım açıktır; gazeteme destek olmaları için insanlardan ilan istemeye bile sıkılarak giderdim ve bunu büyük ölçüde ‘beceremediğimi’ de herkes bilir.

Anadolu basını son birkaç yıldır çok kötü durumda. Geçtiğimiz yıllarda ülke çapındaki yerel gazetelerin sayısı 1800’lerdeyken, bu sayı şimdilerde 600’ler civarına kadar düştü. Basın İlan Kurumu’nun yerel gazetelere desteği çok azaldı. Ve bu, büyük ölçüde iktidarın adım adım uyguladığı ‘Anadolu basınını susturma’ politikası ile gerçekleşti. İlanların son derece azaldığı ve bir gazeteyi geçindiremeyecek hale geldiği son yıllarda ben de tırnaklarımla kazıyarak gazeteyi bugünlere kadar getirdim. Artık hem maddi olarak hem de yaş itibariyle takatim yoktu ve bu nedenle yayınımı sürdürebilmek için bir, 70 yaşıma geldim ve kronik rahatsızlığım olduğundan iki, benden sonra ailemden gazeteyi sürdürebilecek kimse olmadığından üç, 54 yıllık gazete arşivimi, heba olmaması için, Belediye Kent Belleği Arşivi’ne vermek istedim, ancak o da henüz ilgili birim oluşturulamadığı için olmadı. Gazeteyi yaşatmak için yaptığım bu çabayı ‘nemalanmak’ diye suçluyorsan, evet, bu ‘suçu’ işledim..

Sonuç olarak, gazetecilik etiği açısından büyük suç olan ‘intihal’ bir yazıyı teşhir etmem sonrasında böyle ucuz saldırılar yapmak yerine, bu suçu işlememeye bak.

Gerisi lafı güzaf..

Ha, bir de solculuğuma laf etmeye yeltenmişsin!. Sen kimsin de benim solculuğuma laf edeceksin. Haddin değil!.. Önce kendine doğru dürüst bir ‘çizgi’ edinmeye bak.

Herkesle ‘iyi’ olmak meselesine gelince, herkes iyi ve doğru ise mümkündür; öyle olmadığına göre bunun adı genellikle ‘cıvıklık’, ‘kişiliksizlik’, ‘yalakalık’ ve ‘çıkar amacıyla öyle görünmek’tir.

Ayrıca herkes seni de tanır, beni de!..

 

SON NOT:

Gazetecilik ilkeleriyle ilgili bu yazıyı yazarken, ilçemizin kronik bir sorunu haline gelen tehdit ve şantaj gazeteciliğinin tescilli örneği Doğuş Gazetesi’nin son sayısındaki AKP Milas İlçe Başkanı’na karşı yayınladığı iğrenç haberle karşılaştım. Tam bir kepazelik.. Bir gazeteci olarak bütün savcıları, bu adi şantaj- karalama iğrençliği nedeniyle göreve davet ediyor, sorumluları ve onu ‘teşvik edenleri’ ortaya çıkarmaya davet ediyorum.

İşte basın ilkelerinin çiğnenmesiyle varılacak son durak, budur!.

Ve artık, basın kuruluşları ve TBMM, bu kepazelikleri sona erdirecek düzenlemeleri gündeme getirerek yasalaştırmalıdır.

Bugüne dek ‘basın hürdür, sansür edilemez” temel mottomuz nedeniyle, her isteyenin gazete çıkarmasını savunduk, ama gazete çıkarmasını!.. ‘Gazete’ kılıfı altında bu tür rezilliklere ise müeyyide getirecek ve esas olarak yine Gazeteci örgütlerinin karar verici pozisyonda olacağı bir yasal düzenlemeye her zamankinden çok ihtiyaç duyulduğu bir dönemdeyiz.

Öyle ki, ben son zamanlarda birkaç yerde ifade ettim; öyle bir çirkinleşme yaşanıyor ki meslekte, ‘kendimi gazeteci olarak tanıtmaya utanır hale geldim’!

Nokta.

Herkese saygılarımla..


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık