• 10 October 2025, Friday 9:38
MehmetOğultürk

Mehmet Oğultürk

MUSTAFA KEMAL’İN ORDUSU HİLAFET ORDUSU MU OLUYOR?

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ordusu, Nato’ya kabul edilmek vaadiyle Kore savaşlarında ABD’nin yanında saf tutmuştur. Savaş devam ederken, tıpkı Osmanlı gibi, Türk askerini ön cephede savaştırmak için, 1952 yılında Nato’ya kabul etmişlerdir. Bunda komünizm ve Sovyetler Birliği tehditleri de etken olmuştur. Sovyet tehdidine karşı korunacağı umuduyla, Türkiye, ABD’nin kucağına oturmuş ve her isteğini yerine getirmiştir. Ordunun komuta kademelerine hep ABD’nin tezgâhından geçmiş subaylar atanmıştır. ABD’nin onay vermediği hiçbir subay general yapılmamıştır. Gözden kaçanlar da en fazla Tümgenaralliğe kadar yükselebilmiştir. Ordu yavaş yavaş Nato’nun ordusu olmuştur. Nato ne isterse derhal yerine getirmiştir. Buna rağmen içerisindeki Cumhuriyetçi ve Atatürkçü subaylar 1960 darbesini yaparak mevcut iktidara son vermiş ve ülkeyi fabrika ayarlarına döndürmek için 1961 Anayasasını kabul ettirmiştir. Bu Anayasa ile istediklerini yaptıramayan ABD, 21 Aralık 1963 yılında EOKA örgütünün Kıbrıs Türklerine karşı başlattığı ve tarihe Kanlı Noel olarak yazılan katliamda, Rumların safında durmuş ve size verdiğimiz silahları, bizden izinsiz kullanamazsınız diyerek ambargo uygulaması tehdidinde bulunmuştur. Zamanın başbakanı İsmet Paşa “o zaman yeni bir dünya kurulur biz de orada yerimizi alırız” diyerek ABD’ye rest çekmiştir. 1974 yılında Nikos Sampson Kıbrıs Cumhuriyeti Devlet Başkanı olan Makarios’a karşı darbe yapınca Türk soydaşların güvenliği yeniden tehlikeye girmiştir. Bu Cumhuriyetin garantörleri Türkiye, Yunanistan ve İngiltere idi. Zamanın Başbakanı Bülent Ecevit diğer garantör İngiltere’ye müdahale yapmasını istemiş ancak olumlu bir yanıt alamamıştır. Bunun üzerine garantör devlet olarak Kıbrıs’a Barış harekâtını başlatmış ve soydaşlarımızın imdadına yetişmiştir. Kısa zamanda Kıbrıs’a askerimiz çıkmış ve duruma hâkim olmuştur. Bundan hoşlanmayan ABD, Türkiye’ye ambargo uygulamış, Türkiye de ABD’nin üslerini kapatmıştır. Ne olduysa ülkede, birden sağ sol kavgaları, kahve baskınları, silahlı çatışmalar başlamış ve huzursuzluk gittikçe artmış, halk sokağa çıkamaz hale gelmiştir. Taa ki 12 Eylül 1980 Kenan Evren cuntasının darbesine kadar.

ABD bu cuntaya bizim oğlanlar (our boys) Türkiye’de darbe yaptı diyerek sevinç gösterilerinde bulunmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, bu darbeyi gerçekleştirebilmek için, ABD her türlü desteği cuntaya vermiştir. Sağ sol kavgaları ve huzursuzluk Amerikan ajanlarınca yaratılmış gibi görünmektedir. İşte bu ABD, Türkiye’nin dostu ve müttefiği değil sinsi bir düşmanıdır. Şimdi de Atatürk’ün yoktan var ettiği Türkiye Cumhuriyetini yıkmak ve yok etmek için elinden geleni ardına koymamaktadır. Kuzey Irak’da Türk askerinin kafasına çuval geçirmekte tereddüt etmemiştir. Bunun için mevcut iktidara her türlü desteği vermekte ve iktidardan da her istediğini rahatça koparabilmektedir. Tıpkı Osmanlının son dönemlerini bu millete yaşatmaktadır. Doğasını, havasını, toprağını, suyunu zehirletmekte ve doğal zenginliklerine el koyma niyetindedir. Yerli hainleri ülkesinde barındırmakta, onlara her türlü maddi, manevi desteği vermektedir. Bu işe, 1963 yılında Türk Ordusuna subay yetiştiren Kara Harp Okulu öğrencilerini ordudan uzaklaştırmakla başlamışlardır. 1468 genç subay adayını ordudan uzaklaştırmış, mevcut subay kadrosunu kumpaslarla içeri tıkıp etkisiz hale getirmişlerdir. Yüz iki emekli amiralin ayaklarına kelepçeler taktırarak aşağılamışlardır. Çünkü emellerine ulaşmak ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak için en büyük engel Mustafa Kemal’in askerleriydi. Tüm askeri okulları, hastaneleri, mahkemeleri kapattırdılar. Yerlerine sivil Liselerden, İmam hatiplilerden mülakatla aldıklarını subay yaptırdılar. Böylece, kendilerine kayıtsız şartsız itaat edecekleri terfi ettirerek, ordunun başına getirttiler. Atatürk’e ve Cumhuriyetine bağlı, “biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyen genç subayları disiplinsizlikle suçladılar ve ordudan attırdılar. Buna karşın, bu devletin kurucusu Atatürk’ün rozetini yakasına takmayan, Atatürk’e ve 1923 sonrasına küfreden subayları mahkeme kararıyla orduya geri aldırdılar. Sarıklı cübbeli generalleri deşifre oldu diye ordudan atmayıp emekli ettirdiler. Artık, Mustafa Kemal’in ordusu, yerini hilafet ordusuna bırakmış gibi görünmektedir. 09.10.2025

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık