Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 17 Mayıs 2020, Pazar 23:44
ÖzerKARABAŞ

Özer KARABAŞ

Normlar üzerine

Kendimize dayattığımız tabuların istediğimiz an yıkılacağının farkında mıyız? Mesela “bunu asla yapamam, ben öyle biri değilim” gibi zorlama tümcelerle potansiyelimizi ne kadar katlıyoruz? 
Bunlar aslında içimizde koşan yılkıyı, çayırın kenarına hapseden çitlerden ibaret. İşin üzücü kısmı ise bunların farkında olmayışımızdır. Mesele karakterle alakalı değil de yapıp yapamayacaklarımızla alakalı daha çok. Özünde karakterin yüzde 70’i genler ile gelirken geri kalanı çevre ile oluşmaktadır. Bu yüzde 30’luk kısma insanların çoğunun kendi istek ve arzularına göre şekil vermediğinden eminim. Toplum baskısı ve değişme korkusu bunu bastıran etkenlerin başında geliyor. Toplum baskısına bu yazıyla etki edebilmem mümkün değil fakat insanın içinden gelen değişme korkusu ve alışılmış şartların dışına çıkmak istememekle alakalı konuşmak istiyorum. Zira bunlar bizi sınırlayan zincirlerin en kalınları. 
Değiştirilmeyen şeylerimizi şöyle bir düşündüğümüzde aklımıza gelenleri bir sıralayalım. Her akşam aynı saatte yatmak ve aynı saatte uyanmak, her gün aynı iş yerinde aynı rutinleri sıralamak, her akşam aynı koltukta aynı televizyonda aynı kanalı seyretmek ve bunların daha kötüsü tatil günlerimizde bile aynı aktivitelere tekrar tekrar devam etmek. Hayatın çok kısa oluşu gözümüzü ürkütmüyor değil mi? Neden, çünkü düşünmüyoruz. Yarınını dahi düşünmezken bir insandan hayatına değişim getirmesini ve plan yapmasını nasıl isteriz? “Ben zaten böyle biriyim.” yanılgısından nasıl kurtarabiliriz onu? Vince Lombardi’nin hatırı sayılır zaman önce okuduğum ve bir “ilke söz” niteliğindeki özdeyişini yazmak istiyorum zira ezberimdedir ve hatırladıkça tekrarlarım: “Yaradan size her şeye dayanacak bir vücut verdi, eğitmeniz gereken zihninizdir.” Bu söz bizim potansiyelimize ulaşmamız için kendimizi zorlamamızı öneriyor. Kaldı ki hayatımızda sürekli tekrar eden edimleri değiştirmek yahut bunun için bir adım atmak fazla meşakkatli değil. Yani vücut gücü isteyen eylemler değil fakat bu noktada zihne emir vermek taş taşımaktan daha güç geliyor insana, çünkü değişimden korkuyor insan. İçimizde kalan ukdeleri gerçekleştirmek için geç değil fakat zihnimiz vücudumuzu ya üşendiriyor ya da korkutuyor. Bu noktada zihin eğitimi devreye giriyor. İşin can alıcı kısmı “zihni eğitmektir”.  Rutinlerden sıyrılıp olmak istediğimiz insana dönüşmek, dönüşemesek bile çabalayıp “en azından denedim” demek vicdanımıza bir bahar havası getirecek, hayatın monoton ve stresli havasının yükünden bizi kurtaracaktır. İnsan bu eğitime küçük bir “keyfe keder” kitap alıp okuyarak başlayabilir. Bu kitaplar da olay anlatımı yapan, küçüklüğümüzde okuduğumuz romanlardır. “Küçüklüğümüzde” kelimesi insanları korkutmasın çünkü aşağılamak ya da yermek değil niyetim. Bunlar okuma alışkanlığını kazandıracak ve zevkli bir vakit sunacak kitaplardır. Aynı zamanda okumak insanı düşünmeye sevk eder ve düşünen insanların fikirleri olur ancak. Zihin eğitiminin başka bir yolu da hobi sahibi olmaktır. Bir kâğıt bir kalem alarak önümüze koyduğumuz vazoyu çizmeye başlamak çok basit bir eylem değil mi? Çok farklı hobi türleri var, küçük bir araştırmayla yapmak istediklerimizi evimizde, fazla vaktimizi ve enerjimizi harcamadan yapabiliriz. Vaktimizi daha yaşanılabilir kılıp hayatımızı daha kaliteli hale getirmek tamamen elimizde ve biz bunu kendimiz çaba gösterip yapmazsak kimse bu iyiliği bize yapmaz ve kısa hayatımız son bulurken mutsuz bir kişi olarak ayrılırız.
    İnsanın edimlerini iyileştirmesi kadar duyumlarını iyileştirmesi de çok önemli bana göre. Mesela akşam vakti olduğunda insana çöken hüznü bir başköşe misafiri yapması,  duyguları açığa çıkaran bir olgu değil aksine diğer duyguları bastıran ve insanı içten içe bitiren bir durumdur. Stres kontrolü ile alakalı yazımda da bu durumdan bahsetmiştim çünkü bu da değişmek istememekle alakalı bir durum. İnsan gerçekten hüzünlü ya da dibe batmış noktada olabilir, bu durumlar hayatın inişli çıkışlı yolunda herkesin başına gelebilecek durumlardır. Bunlardan kurtulmak da insanın elinde, yukarıda bahsettiğim gibi “zihni eğitmekte”. 
Sokrates’in “kendini tanı” düsturu bize sayfalarca yazı yazdıracak mahiyette bir söz. Kendimizi tanıyıp potansiyelimize ulaşarak hayatımızı değiştirebiliriz. Tabuları yıkmak bu değişimin birinci adımıdır. Kendimizi belirli dar kalıplardan çıkarıp çayırlarımıza saldığımızda gerçek benliğimize ulaşacağız. Zihnimiz buna her ne kadar karşı çıksa da. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık