Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK

İRAN VE KADINLAR

Hüseyin Avni Kunduracıoğlu

İRAN VE KADINLAR
  • 13 Ocak 2020, Pazartesi 9:51

Tekerleklerin Tahran Havaalanı’nın pistine değmesiyle birlikte, uçaktaki kadın yolcularda bir hareketlilik gözleniyor.
İran İslam Cumhuriyeti, kadınların kılık kıyafetini belirleyen yasalara sahip bir ülke. Bu yasalara göre kadın bedeninin her hangi bir noktasının açıkta kalamayacağı gibi başını da örtmesi gerekiyor.  Uçakta yaşanan bu hareketlilik sonrası, İranlı kadın yurttaşlar ve bu ülkeye gelen gezgin kadınlar açık olan saçlarını örterek çıkış peronuna ilerliyorlar.
Açıkçası bu durum İran’a seyahat öncesi kafaları en çok meşgul eden konulardan biridir. Farklı söylem ve yazılar, kafanızda bazı çerçeveler oluşmasını sağlıyor.
Havaalanında bizi karşılayan ekipte bulunan Mahshid  hanım, eşarpla saçlarını örtmüş olmasına rağmen düzgün yüz hatlarını belirginleştiren makyajıyla dikkat çekiyordu. Tanışma sırasında tedirginliğimi hissetmiş olmalı ki, uzattığı eliyle beni kurtardığının ayırdındaydı. Sonrasındaki sohbetimiz sırasında fark ettim ki, önyargılı olan bendim.
İran’da bulunduğum sürece, önyargılarımdan dolayı kendimi yadırgadığım çok oldu.
Öncelikle İran’da da kadınlar üretiyor ve çalışıyorlar. Kamusal alanda çalışan kadın oranı biraz düşük olsa da özel sektör olarak nitelendirilecek işletmelerde daha fazla gözüküyorlar. Mesai öncesi ya da mesai bitim saatleri sırasında, otobüs ve metro durakları azımsanmayacak kadın yolcuyu ağırlıyor. Günün çeşitli saatlerinde, cadde ya da kentin her hangi bir yerinde kadınlarla iç içe bir yaşama tanık olmak, hiç de yadırgatıcı olmuyor.
Açıkçası, İran kadim geçmişinden beslenerek Ortadoğu’daki sıradan bir ülke olmaktan sıyrılıyor.
Elbette, İran’da yaşam kadınlar için yukarıdaki ana başlıklar kadar kolay değil. Kamusal alanlarda kısıtlamalar yaşadıkları gibi, siyasal İslam’ın sunduğu ve toplumca kabul gören bir anlayışı yok sayamayız. Kadın ve erkek yolcuların ayrı kapılardan girdiği belediye otobüslerinde, erkekler otobüsün ön bölümünü kullanırken kadınlar arka bölüme biniyor. Hastane ve eğitim sisteminde de aynı uygulamanın yaşandığı söyleniyor.
Kız öğrencilerin kılık kıyafet kuralına göre başlarını örtmeleri anaokulu öğrencilerine kadar iniyor. Anaokulu öğrencisinden ilkokula, ortaöğrenimden lise öğrencisine kadar bütün kız öğrenciler, bu yasa ya da düşünceden paylarını düşeni alıyor.
Aslında İran’da kadınların geleneksel giysisi ‘çador’ denilen siyah bir çarşaftan oluşuyor. Çador, kadının başının üstünden omuzlarına konik bir şekilde dökülerek, eteklerine doğru yelpaze gibi açılan ince bir örtü. Bedeni girintisiz, çıkıntısız bir kütle gibi gösteren çador, kadının sadece yüzünü açıkta bırakıyor.  Çadorlu bir kadında yakalayacağınız tek ayrıntı süslü ayakkabıları ve ayakkabının hemen üstünde kalan boşluktaki simli ya da renkli kumaş parçaları.
Resmi düşüncenin ya da bu düşünceyi besleyen güçlerin kadında görmek istediği kıyafet bu, çador.
Ancak özellikle büyük şehirlerde pardösü, manto ve başörtü yaygın biçimde kullanılıyor. Genç kadınlar ise dar pantolonlarının üstüne giydikleri tünik benzeri dizlerinin üstüne kadar inen bir giysi ve eşarp tercih ediyorlar. Kullandıkları rengârenk eşarplarla saçlarının görünen kısımlarını çoğaltarak, kuralları sonuna kadar zorluyorlar. Hatta ha düştü ha düşecek eşarp örtüm şeklini görmek de olası oluyor. Tıpkı başörtüsü yerine kapüşonlu mont ya da bere tercih eden genç kadınların görüldüğü gibi.
Bütün bunlara rağmen, kutsal yerlere çadorla girilmesi zorunlu.
İranlı kadının seçimi ister çador olsun ya da eşarp olsun, hepsinin ortak özelliği yüz hatlarını ortaya çıkartacak bir makyaj tercih ediyor olmaları. Yanık tenli Acem kadınları, sanki açıkta kalan tek yerleri olan yüzleri ile dikkat çekmek istiyorlar. Alınmış ve dövmeli kaşlar, kırmızı rujlu dudaklar ve ok gibi fırlayan sürmeli kirpikleriyle, kadınsı duruşlarından asla ödün vermiyorlar. Yine koyu kırmızı ojeli parmakları atlamamak gerek.
Sokakta kalıplaşmış kılık kıyafetler içinde görülen İranlı kadınların duvarların arkasındaki konumlarını anlamak için, mağaza vitrinlerine bakmak yeterli oluyor. Dünyanın bilinen markalarını da görebileceğiniz bu vitrinlerde sergilenen kısa kollu, yakası iddialı açık elbiseler bu konuda ipucu veriyor.
İran turizminin can damarı olan İsfahan, Tahran, Yazd, Şiraz vb kentlerde özgüvenleri yüksek olarak görülen bu Acem kadınlarını, ülkenin en sarp köşesinde de aynı özgüvenle görüyorsunuz.
Kevir Çölü içinde, Kaşan’dan İsfahan’a doğru dümdüz ilerleyen karayolu, sağa doğru tali bir yol sunuyor. Bu yolda yine bir süre dümdüz yol aldıktan sonra, birden yamaca doğru yükselmeye başlıyor. Kıvrıla kıvrıla ilerleyen yol, birden karşımıza yamaca kurulmuş Abyaneh Köyü’nü çıkartıyor. İki katlı kızıl renkli kerpiç ve çamurdan yapılmış evleri, kemerli dar sokakları ve iki sokağı birbirine bağlayan merdivenleriyle ilginç bir mimari taşıyan kızıl renkli Abyaneh Köyü’nün en az 1500 yaşında olduğu söyleniyor. İran’da değişen yönetimlere, hanedanlıklara rağmen, bu dağ köyü yüzyıllardır süren geleneklerini, kültürel miraslarını günümüze kadar taşımış. Abyaneh Köyündeki ilginç mimari kadar, ilgi çeken bir başka konu da köylülerin kılık kıyafetleri.
Erkekler ghoba denilen ispanyol paça formunda yani üst kısmıyla alt kısmı aynı genişlikte bir pantolon kullanırken, kadınların kıyafeti bulunduğunuz İran topraklarında daha da ilginç geliyor.  Kadınlar, saçlarını ve omuzlarını tamamen örten uzun bir eşarp kullanıyorlar. Beyaz renkli bu örtünün üzerinde bulunan kırmızı ve mavi renkli çiçekler adeta köyde ‘baharın her zaman olduğunu’ fısıldar gibiler. Eşarbın altına renkli elbiseler ile özel bir çift kalın çorap kullanan Abyanehli kadınların bu kültürel mirası yüzyıllardır sürdürüyor olmaları oldukça etkileyici. Ortalıkta bu renkli çiçek desenli başörtüleriyle dolaşan köylü kadınların, kara çadorla aynı karede olduğunu inanmak güç oluyor.
İnanması güç olan benzer bir şaşkınlığı da Bender Abbas şehrinde yaşıyoruz.
Hürmüz Boğazı’nın ortasında konuşlanmış olduğu için stratejik öneme sahip  Bender Abbas, İran’ın en büyük liman kentlerinden. 1514 yılında Portekiz’in işgal ettiği bu şehir, 1614 yılında Şah Abbas tarafından geri alınmış. Portekizlilerin hâlâ var olduğu söylendiği gibi, Portekiz kültürünün şehre egemen olduğu da düşünülüyor.
Bender Abbas’ın sokaklarında, daha çok kadınları görüyoruz. Üstelik İran’ın diğer kentlerinden daha fazla rahat tavır sergilemelerinin yanı sıra özgüvenli duruşları dikkat çekici. Kılık kıyafetleri ise geride bıraktığımız onca İran şehrinden farklı ve çok renkli.  Daha çok geleneksel elbiseleri tercih eden Bender Abbas kadınları, rengârenk ipek kumaşlardan yapılmış elbiseleri ile şaşırtıcı bir şıklığın içindeler. Tayta benzer bir pantolonun üzerine yine aynı kumaştan yapılmış elbiseyi giyen kadınlar, başlarına farklı renkten eşarp takıyorlar. Özellikle genç kadınların cıvıl cıvıl renklere büründüğü Bender Abbas’ta simli, pullu elbiselerle dolaşan kadınları görmek olağan hale dönüşüyor. Sadece şehir de değil, köylerinde de aynı elbiseleri kullandıklarına tanık oluyoruz. Hele ayaklarına geçiriverdikleri terliklere bakmalara doyulmuyor. Zira simli, pullu, tokalı, leopar desenli terlikleriyle duruşları tam bir özgüven fırtınası oluyor. Altın takılar ve bilezikler bu ipek elbiseleri tamamlayan başka bir önemli ayrıntı.
Bender Abbas’a tekneyle 45 dakika uzaklıkta olan Keşm Adası, İran’ın en büyük adası özelliğini taşıyor. ‘Uzun Ada’ anlamına gelen Keşm Adası, Bender Abbas’tan daha da renkli bir yerleşim yeri. Bender Abbas’ta ki kılık kıyafetin aynısı bu adada kullanılıyor. Ancak Keşmliler yüzyıllardan gelen farklı bir kültürel miraslarını da devam ettiriyorlar. Keşm kadınları, ‘burka’ denilen yani yüzlerinin bir bölümünü örten bir tür maske kullanıyorlar. Yüzü ve gözü kapatan bu burkaların renkleri de birer anlam taşıyor. Yaşlı kadınlar siyah rengi, evli kadınlar kırmızı renkli burkayı kullanırken bekâr kadınlar da sarı renkli maskeyi takıyor. Portekizlilerden kaldığı söylenen bu maske geleneğinin istilacı erkeklere karşı bir önlem yani kadınları karıştırma hissi vermesi için adada oluştuğu söyleniyor. Yüzlerce yıllık bu geleneğin, yüzün rüzgâr, kum ve yakıcı güneşten korunmak için olduğunu düşünenler de var. Çıkış noktası ne olursa olsun bu maskeler Keşm Adası’nda hâlâ kullanılıyor.
Dedim ya, İran beni hep şaşırttı diye. 
Sosyologlar, İran’ın bir gün büyük bir devrim yaşayacağını ve bu devrimi kadınların yapacağını yazıyorlar.
İşte buna şaşırmam.
 
 

Beğendim 1 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık