• 18 Mart 2016, Cuma 21:00
HamdiTopçuoğlu

Hamdi Topçuoğlu

Taziye

Hamdi TOPÇUOĞLU

18 Şubat’ta yazmıştım bu yazıyı. Aradan bir ay geçmeden, aynı duyguları yaşamak tam bir felaket. Sözüm “istikrar”a oy verenlere. Eğer istikrar dediğiniz buysa, batsın sizin istikrarınız. Bu ülke terör üssüne dönmüşken, ölenlerin ve yaralananların vebali, halâ istikrar nutukları çekenler kadar, onlara oy verenlerin üzerinedir.

“Ankara saldırısını lanetlemiyorum. Çünkü bu melaneti gerçekleştirenler zaten mel’undur. Bu, şeytana ‘sana beddua ediyorum’ demekten öte bir değer taşımaz. Şeytanın işi şeytanlıktır. Mesele, işi bu halkı şeytanlardan korumak olan meleklerin ne yaptığıdır. Tek sorum şudur: 7 Hazirandan bu yana yaşadıklarımızın biri dahi başka bir parti iş başındayken gerçekleşmiş olsaydı durum ne olurdu?

Ölenlere rahmet, yaralılara sağlık, düşünen beyinlere sabır diliyorum.”

Biz, istikrar yoluna ölürüz; yaşasın iktidar.

Niye?

Sevgili kulübüm Galatasaray, bütçe gelir gider dengesini kuramadığı için UEFA tarafından Avrupa kupalarından bir yıl men edildi ya Cumhurbaşkanımız hemen demeci yapıştırdı:

“Niye kulübe ceza veriyorsunuz? Ceza, o işte suçlu olan yöneticilere verilmeli. Galatasaray’ın nereden baksanız 20-25 milyon taraftarı var. Sen şimdi o kulübü cezalandırdığın zaman 20-25 milyon taraftarını da cezalandırıyorsun.”

Cumhurbaşkanı yerden göğe dek haklı. Kusur kiminse cezayı o ödemeli.

*                 *                             *

Gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül için AYM ‘hak ihlali’ kararı verdi ya, Cumhurbaşkanımız bu kez öfkeyle konuştu: “Şimdi birinci mahkemeye gittiğine göre, eğer birinci mahkeme kalkar da kararında diretirse Anayasa Mahkemesi’nin verebileceği hiçbir karar yoktur. Nereye gider bu? Bundan sonra isterlerse AİHM’ye gidebilirler. AİHM eğer Anayasa Mahkemesi’nin verdiği istikamette bir karar verirse, o da sadece tazminat bakımından bağlayıcıdır. Devlet de itirazlarını yapar veya o tazminatı öder.”

Yanisi şu:

“AYM’nin verdiği kararı tanımıyorum. Saygı da duymuyorum.” “Mahkeme versin kararını, vatandaş AİHM’e gitsin. Karar yanlışsa tazminatı da devlet ödesin.”

İnanın kafam yine karıştı.

İki gün önce “Hatalı spor kulübü yöneticileriyse, cezayı ceplerinden ödesinler.” diyen cumhurbaşkanı, iki gün sonra “Adalet, vatandaşı haksız yere mahkum ettiyse, tazminatı devlet ödesin” diyor.

Niye?

Ben cumhurbaşkanımıza hayranım; n’eyleyim ki hangi sözüne inanacağımı bilemiyorum.

“Zaman ne çabuk geçiyor” derler, acaba bu oğullarını kızlarını yitirmiş analar için de böyle midir?

 

Çok büyükmüşsün Ziya Paşa

Keşfederken Amerika’yı yeniden pir-i mübarek, üç Müslüman genci vurunca biri,  hidayete ermiş ve aslanlar gibi kükremişti:

“Ben, Sayın Obama’ya sesleniyorum, ‘Neredesin Başkan’ diyorum. Dışişleri Bakanına, Biden’a sesleniyorum, ‘Neredesiniz’ diyorum. Biz siyasiler, ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz. Tavrımızı ortaya koymak zorundayız. Çünkü halk size oylarını verirken ‘Benim can güvenliğimi, mal güvenliğimi sağlayacaksın’ diye veriyor. Eğer siz, bu tür bir olay karşısında sessiz kalırsanız dünya da size her zaman sessiz kalacaktır.”

Öyle ya bu ülkede ne Ethem Sarısülük yaşadı, ne Ali İsmail Korkmaz; hatta Berkin Elvan diye bir çocuk da hiç olmadı.

Suruç’ta gençler, Sultanahmet’te turistler bombalı saldırılarda ölmedi. Ankara’da son dört ayda 175 kişinin  hayatını terör yüzünden kaybettiği de kuyruklu bir yalan olmalı.

Hafıza-i beşer nisyan ile malûl yani. Ne diyelim, Ziya Paşa söylesin bizim yerimize:

Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât

Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde

(Onlar ki dünyaya lâf ile nizam verirler. Onların evlerine gidip bakın, hânelerinde bin türlü ihmal ve düzensizlik görürsünüz.)

Hasta mı, Yaralı mı?

Sağlık Bakanı Müezinoğlu, terör saldırılarından sonra kameralar karşısına geçip “Şu anda hastanelerimizde, .... hastamız tedavi görüyor” diyor ya “hasta oluyorum.”

Biraz da Osmanlıca

Hem muannit, hem muhteris

Ne basiret-kâr, ne muktedir,

Sanırsın Hint kumaşı

İşi gücü mugalata.

(Osmanlı sevdalıları meramı anlarlar. Bırakalım böyle kalsın.)

Konu derin, Soru basit

Diyanet İşleri ve Bodrum Müftülüğü, her şeyi halletmiş, 30 milyon TL vererek Yahşi sırtlarında “inanç turizmi merkezi” yaptırmaya karar vermiş.

Bunun için önce Ortakent, sonra Bodrum Belediyesine başvurmuş; izin alamayınca, “Siz misiniz bu izinleri vermeyen!” dercesine Ankara’dan bütün izinleri alıp gelmiş ve tepeye “Dini ve Kültürel Tesis” inşaatı tabelasını dikivermiş.

Benim bildiğim, bu ülkede dini merkezler, halkın vergileriyle yapılır, halkın malıdır ve halkın her an ulaşabilmesi öncelikli amaçlarındandır.

Hal böyleyken, Diyanet İşleri Başkanlığının, yazın üç beş İstanbullunun, kışın da itlerin dolaştığı bu tepeye, böyle bir tesisi insanlar akın akın gelsin, ibadet etsin, İslam’ın temiz yüzünü tanısınlar diye yaptığına inanmamızı kim bekleyebilir?

İslam’da manastır yoktur.

Oysa bu proje, buram buram manastır mantığı kokuyor.

Malum, Hıristiyanlıkta, Budizm’de ve Hinduizm’de önemli bir yer tutan manastırlar, rahip ya da rahibelerin dünya ile ilgilerini keserek yaşadıkları yapı, keşişhanelerdir ve genelde şehirden ve uygarlıktan uzakta, ulaşılması zor alanlara kurulurlar.

Hakkını teslim edelim; bizimkilerin projesinin manastırlardan çok önemli bir farkı var:

Bu tesis, harika mavi bayraklı bir plaja bakıyor.

Diyelim ki Diyanet İşleri Başkanlığı gerçekten Bodrum’u çok seviyor ve inanç turizmine katkı sağlamak istiyor:

Geçtim üç buçuk milyon paganın kabesi sayılan Lagina’yı ayağa kaldırmayı.

Bodrum merkezde dinamitlediğimiz kiliseyi restore etmeyi de unuttum.

Yani başımızda bu bölgenin Müslümanlaştırılmasında öncü görev üstlenmiş Menteşe Beyliğinin merkezi Beçin var.

Versinler o paraları. Kaleyi, medreseyi, türbeleri, hanları, hamamları ayağa kaldıralım.

Alın size Türk İslam eserleriyle dopdolu müthiş bir merkez.

İnanın hem yerli, hem yabancı turistler için yaz kış çekim merkezi olacaktır.

Üstelik Beçin, hava alanına 15 dakika; Milas merkeze ise 3-5 dakika uzaklıkta. İsteyen Bodrum’dan da 40 dakikada Beçin’e varabilir.

Elbette her toplum kendi değerleriyle yaşar.

Yerle yeksan olmuş geçmişi geleceğe taşımak varken, halktan uzak tepelere ben yaptım oldu binaları dikmek niye?

Bu yapının din baronlarına tatil amaçlı planlandığını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.

Kimse “âlemi kör, herkesi sersem” sanıp halkın saf, tertemiz duygularının sırtından dünyalık yapmaya kalkmasın.

Soru basit: Beçin mi, Yahşi mi?

Güne not:

Bülbülleri susturmak kolay.

Kuklaların dalaşması oyun.

Mesele hokkabaz.

Hokkabazlar savaşında

Karınca olmak da

Bülbül olmak da dayanılmaz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık