- Makaleyi Paylaş
- Facebook'ta Paylaş
- Twitter'da Paylaş
- 09 April 2018, Monday 21:17
- 7557 kez okundu
Gülten ÜNAL - Uzman Klinik Psikolog / www.terapiadanismanlik.com
Yaklaşık 50 yıldır, televizyon evlerimizin baş köşesinde yerini almış durumda. Televizyon yalnızca salonlarda değil mutfakta, yatak odasında, çocuk odasında adeta ailenin bir üyesi gibi bizlere eşlik ediyor. Hal böyle olunca çocuklar doğdukları andan itibaren televizyon ile iletişim halinde oluyorlar ve bazı olumsuz etkilerine maruz kalabiliyorlar.
Televizyonun çocuklar üzerinde olumlu ya da olumsuz nasıl etki edeceğinin belirleyicisi, süre ve içerik bakımından nasıl kullanıldığına bağlı olmaktadır. Doğru kullanıldığı takdirde, televizyon çocuğun zihinsel gelişimini, sorun çözme ve dil becerilerinin gelişimini olumlu yönde etkileyen, eğlendirirken öğreten önemli bir araçtır.
“Susam Sokağı” gibi uygun içerikli programları doğru zamanlamalarda, süre bakımından aşırıya kaçmadan izlemenin çocuğun gelişimine katkı sağladığı ifade edilebilir.
Peki çocukların televizyon izleme alışkanlıkları, gelişimlerini destekleyecek nitelikte mi? 2013 yılında yapılan 1. Türkiye Çocuk ve Medya Kongresi çocukların birinci sırada yerli dizileri, daha sonra yarışma programlarını ve çizgi filmleri izlediğini göstermiştir. Bunların içerik analizleri yapıldığında,
Dizilerde: Mafya, cinsellik, şiddet, çeşitli sahtekarlıklar …
Çizgi filmlerde: Büyük çoğunluğunda saldırma, yok etme, vurma, savaş, büyü, sihir …
Haberlerde: Savaş, terör, kapkaç, kaçırılma, hırsızlık, cinayet... temalarının işlendiği görülmektedir.
Buradan hareketle, çocukların ekran karşısında karşılaştıkları içeriklerin, onların bilişsel gelişim düzeylerine ve duygusal gelişim düzeylerine uygun olmadığı anlaşılabilir.
Özetle, erişkin dünyasında tanık olmasını istemeyeceğiniz birçok şeyle, çocuklar çok erken yaşta medya aracılığıyla tanışmaktadır.
Televizyonun çocuklar üzerindeki etkisini araştıran Amerikan Yale Üniversitesi, çocukların 12 yaşına gelene kadar, televizyonda 8 bini cinayet olmak üzere ortalama 100 bin şiddet içerikli görüntü izlediği sonucunu ortaya koymuştur.
Diğer bir ilgi çekici araştırma ise Kanada’daki Ottawa Üniversitesi ve İngiltere’deki University College London tarafından yapılmıştır. Buna göre, çocuklara yönelik çizgi filmlerin yetişkinler için çekilen filmlerden daha fazla şiddet içerdiği ortaya çıkarılmıştır. Araştırma kapsamında 1937 ile 2013 yılları arasında çekilen ve gişede başarılı olan 45 çizgi film incelenmiş, 1937 yapımı Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler ile başlayan ve 2013 yapımı Karlar Ülkesi’yle tamamlanan araştırma sonuçlarına göre, çizgi filmlerdeki ana karakterlerin ölme oranının, yetişkin filmlerindeki karakterlerin ölme oranından 2.5 kat fazla olduğu, çizgi kahramanların ‘cinayete kurban gitmesi’ temasının yine yetişkin filmlerine göre 3 kat fazla olduğu bulunmuştur. Çizgi filmlerin üçte ikisinde ana karakterlerin ölüm sahnesi ekrana gelirken, bu oranın yetişkin filmlerinde yüzde 50’de kaldığı sonucu ortaya çıkmıştır.
Televizyondaki şiddet içeriğinin çocukların ruhsal gelişimleri üzerindeki etkisi incelendiğinde, ruhsal gerginlik düzeyinde artış olduğu, kişilik yapısına göre çekingen, içine kapanık ya da daha saldırgan tutumlar sergiledikleri, gece ve gündüz korkularının oluşmaya başladığı gözlemlenmektedir. Çocukların yetişkinlere göre maruz kaldıkları uygun olmayan içeriklere karşı daha duyarlı olmalarının ve daha çok etkilenmelerinin birçok nedeni bulunmaktadır. Öncelikle okul öncesi dönemindeki çocuklarda bilişsel gelişim açısından soyut düşünme yetisinin henüz olgunlaşmamış olması gerçekle hayal ürününü ayırt etmekte zorluk çekmelerine ve daha çok etkilenmelerine neden olmaktadır. Bununla birlikte Albert Bandura’nın ‘Modelleyerek Öğrenme Teorisi’ne göre çocuklar davranışları izleyerek öğrenmektedirler. Ekrandaki şiddet içerikli görüntüler çocuğa şiddetin yaygın olduğu ve olağan bir baş etme yöntemi olduğu düşüncesini kazandırmaktadır. Bu da çocuk ve gençlerde şiddete duyarsızlığa, daha fazla saldırgan davranışlara neden olmaktadır. Bir diğer neden ise çocukların erişkinlerin sahip olduğu yargılama ve neden sonuç ilişkisi kurma yetilerine sahip olmamalarıdır.
Annelere-Babalara düşen görev
Televizyon programlarını önceden inceleyerek, çocuğun seyredebileceği programı belirlemektir. Buna rağmen çocuk televizyonda şiddete tanık olmuşsa, seyredilen program hakkında konuşmak ve çocuğun duygularını ifade etmesine fırsat tanımak, şiddet eyleminin çocuk üzerindeki etkisini azaltmaya yardımcı olacaktır.
(www.terapiadanismanlik.com)
-
25.06.2018 Öğrenme Güçlüğü
-
04.06.2018 Enürezis (İdrar Kaçırma)
-
28.05.2018 Şizofreni nasıl bir bozukluktur?
-
21.05.2018 FOBİLER
-
14.05.2018 Alkol Bağımlılığı
-
07.05.2018 Uyku ve uyku ile ilişkili bozukluklar
-
05.05.2018 Uyku ve uyku ile ilişkili bozukluklar
-
16.04.2018 Ne zaman Otizmden şüphelenmeliyiz?
-
02.04.2018 Sınav Kaygısı
-
26.03.2018 Panik Atak belirtileri ne anlama gelir?
-
19.03.2018 Oyun Terapisi
-
12.03.2018 Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)
-
05.03.2018 Okul Öncesi Dönemde Gelişim Takibi
-
19.02.2018 ‘Geleneksel Zekâ’ anlayışından ‘Çoklu Zekâ’ anlayışına …
-
12.02.2018 Zeka nedir?
-
05.02.2018 Bilgisayar Oyunu Bağımlılığı
-
29.01.2018 “Çocuğum tuvalet eğitimine hazır mı?”
-
22.01.2018 ‘Tuvalet Eğitimi’ sürecinin kişilik gelişimine etkisi
-
15.01.2018 Anoreksiya Nervoza
-
08.01.2018 Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
-
02.01.2018 Yeni yıl, Yeni başlangıçlar …
-
25.12.2017 Yaşamın acı gerçeği Ölüm ve Yas
-
18.12.2017 Çocuklarda akran ilişkilerinin önemi
-
11.12.2017 Kaygılarımız ve Korkularımız
-
04.12.2017 Çocuğun yaşamında oyunun önemi
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.