• 30 Temmuz 2021, Cuma 9:47
MuhsinDURUCAN

Muhsin DURUCAN

ENDER GÖRÜLEN ULUSLARARASI  HÜMANİZM ÖRNEĞİ

 

En tatlı şarkılar, en acı duyguları dile getirenlerdir.”

Mary Shelley

Acı, bir saati on saat yapar.

Shakespeare

 Istırap hakikatin yoludur.

Andre Maurois.

“Acı, akıllı adamların hocasıdır. .../  lstırap çekerek çok şey öğreniyorum. .../ Hiçbir şey acıdan daha hızlı gelemez. .../ Her ıstırabın öğrettiği bir şey vardır. ../  Acıda hazların en tatlısı saklıdır…”   gibi anlamlı sözleri de duymuşsunuzdur.

***

Medya ortamında okudum. Alıntı Bir Yazı… Adı geçen metinden çok etkilendim! Her ne kadar uluslararası düşmanlıktan söz ediyor ve çevremizde ‘insanlık da öldü!’ diyorsak; aşağıdaki metni okuyunca insanlığın ölmediğine şaşırıp kalacaksınız! Belki tüyleriniz diken diken olacak, belki de gözyaşlarınızı tutamayacaksınız! Buyurunuz yazıya dönüş yapalım ve içselleştirerek okuyalım.

***

“ Kardeşten de Yakın ya da Bir İnsanlık Öyküsü ”

Gazetecilik ve foto muhabirliği ile başlayan çalışma hayatında, Demokrat İzmir, Hürriyet, Ege Ekspres gazetelerinde çalıştı. İzmir'de bir lokantada otururken, tesadüfen sinemaya başlayan (1950) Hüseyin Baradan, sinemada bazen "kötü adam", bazen "arkadaş canlısı, sevimli dost" karakterlerini başarı ile canlandırmış bir sanatçıdır. 1970'lerde yükselen seks filmleri furyasına uymayı benimsemeyen Baradan; eski mesleği foto muhabirliğine döndü. Bir süre de halkla ilişkiler alanında çalıştı. Ulusal Radyo Televizyon'un İzmir temsilciliğini yaptı. Ege-Koop basın ve halkla ilişkiler danışmanlığı yaparken, sigara yüzünden hastalanarak, 72 yaşında öldü.

***

Sinema sanatçısı Hüseyin Baradan, eşi Hayriye Baradan ile Yunan Adaları'na gemiyle çıktığı gezide büyük bir acı yaşadı! Gemi Girit'e yaklaşırken eşini kaybetti, yapayalnızdı!

İşte o an kendi deyimiyle karşısında bir "melek" buldu... Melek, Girit'te bir seyahat acentesinin sahibi Manolis Gavrilakis'ti...

Gavrilakis, ik kez gördüğü bu Türk'ün acısına ortak oldu, sıkıntılarını paylaştı... "Annem" dediği Hayriye Baradan'ın cenazesinin İzmir'e çok kısa bir süre içinde gelmesini sağladı...

" Kurban Bayramı’nda, 45 yıllık eşim Hayriye Baradan'la uzun süredir görmeyi düşlediğimiz Yunan Adaları'na gideceğimiz için çok mutluyduk! " diye söze başladı Hüseyin Baradan...

Günlerdir sadece çok yakınlarının bildiği bir sırrı açıklamadan önce derin bir soluk aldı: "O acı günlere dönmek canımı acıtıyor ama artık yaşadıklarımı paylaşmak istiyorum. " dedi ve başladı anlatmaya:

" Kurban Bayramı'nda Yunan Adaları'na düzenlenen bir geziye eşimle birlikte iştirak ettik... Gezi Kuşadası'ndan başlayacak, Mikonos, Rodos, Girit ve Santorini Adaları'nı kapsayacaktı. Gemimiz  "Odesus" mükemmeldi...

Gemi kaptanı, 10 yaşına kadar Türkiye'de yaşamış bir Rum çocuğuydu. Gemide Türkler de vardı... Hatta Batı Dersaneleri'nin sahibi de eşiyle birlikte gemideydi...

Rodos'a geldiğimizde, özel bir gündü... Eşime: "Dolaşmaya çıkalım mı?" dedim...

"Kendimi iyi hissetmiyorum, ben gemide dinleneceğim. Sen gez gel! " dedi.

Dışarı çıktım ama her yer kapalıydı. Açıkçası eşim yanımda olmadan pek keyif alamadım... Kısa sürede döndüm gemiye... Girit'e doğru yola çıktık...

Akşam yemeğinde yine dostlarımızla birlikte eğlendik... Saat 09.30 sıralarında gemi sallanmaya başladı. Eşim tedirgin oldu:

"Hüseyin ben kamarada dinleneceğim. " dedi.

Ben de onu yalnız bırakmak istemedim. Odamıza çekildik... Bu arada eşim: "Ben fena oluyorum!" deyince telefonla doktoru çağırdım. İnanmazsınız ama bir ambulansta bile olmayacak sıhhi teçhizatla, bir doktor ve iki hemşire iki dakika içinde kamaraya girdiler.

Hemen eşime müdahale ettiler... Tansiyonunu ölçtükleri sırada eşim:

"Hüseyin, ben ölüyorum! " dedi ve gitti...

O doktorların gayretini yaşamayan bilemez. Ama sonuçsuz kaldı! Donup kaldım... Beni dışarı aldılar. Gemi personeli benim için seferber oldu. Girit'e geldik, gemi kaptanı, iki hemşire ve ben karakola, ifade vermeye gittik.

Gemi iki saat sonra kalkacak... Bize iştirak eden rehberler de: "ihtiyacınız olur.” diyerek 500 dolar bırakıp gittiler... Girit Adası'nda yapayalnız bir adamım! Param kısıtlı... Beni morga götürdüler, polis ifademi aldı.

Perişan bir haldeyim. Karakolda genç bir adam var... Birden:

"Ben size yardım etmek istiyorum" dedi, "Ben Comodor Seyahat Şirketi'nin sahibi Manolis Gavrilakis..."

Kendisine: "Çok teşekkür ederim." dedim...

"Bakın çok yorgunsunuz. Ben şimdi sizi bir otele götüreceğim. Biraz dinlenin!" dedi... Peki deyip çıktık,  "Astoria" diye 5 yıldızlı bir otel... Orada sıkıntılıydım, yerimde duramadım... Az sonra Manolis eşiyle birlikte geldi. Yarı İngilizce, yarı Rumca anlaştık..

Sohbetimiz sırasında, kendisine: "Manolis, benim vizem yok, gemi de gitti ben şimdi ne yapacağım?". Ver bana pasaportunu, için rahat olsun!" diye yanıtladı sorumu...

"Manolis, ne yapmam gerekiyor? " diye tekrar sordum...

“Beni dinler misin?" dedi, "Sen şimdi buradan git... Hayriye Anne'yi bana teslim et….”

Bir an şaşırdım!  "Hüseyin ilk kez gördüğün bir adama nasıl güvenirsin? " diye kendi kendimle konuşurken, ondan bir teklif daha geldi:

"Ben size bir şey sormak istiyorum... Sizde çok kıymet verilen kendinden büyük insana ne denir ?"

“Ağabey" dedim.

"Müsaade edersen ben size ağabey diyeceğim. Buyurun yazıhaneme gidelim" dedi.

Yazıhane çok güzel bir yerde... Ben ağlıyorum, ama onun nişanlısı benden fazla gözyaşı döküyor. Şaşkın bir haldeyim!

Manolis, "Ağabey" dedi, "Ben her şeyi ayarladım. Şimdi sen buradan uçağa bineceksin, Atina’ya gideceksin. Havaalanında seni bir araba karşılayacak, Şoförün elinde, isminin yazdığı bir levha göreceksin. Otelde 134 nolu odada kalacaksın.

Şoför ertesi sabah seni otelden alacak, Atina Havaalanına gideceksin. Oradan Türk Hava Yolları'nın 10.45 sefer sayılı uçağına bineceksin. İstanbul'a vardığında 14.35'te kalkan İzmir uçağına bineceksin..."

Bunları söyledikten sonra, yazıhanesinin bir köşesinde bulunan "ikonu" bana uzattı ve ekledi:

"Ağabey sen Müslümansın. İnanmayabilirsin ama al çantana koy. Bu seni rahatlatır!"

Aldım ikonu, çantama koydum.

“Haydi şimdi havaalanına gidiyoruz " dedi..

Peki dedim, " Eşimin cenazesi nasıl gelecek ?"

"Sen onu düşünme." Diye yanıtladı sorumu ve devam etti: "Anne bana emanet... Bu işler biraz fazla sürer, ama sakın merak etme... En kısa zamanda anneyi İzmir'e göndereceğim..."

Arabasına bindik, elinde bir paket, yolluk hazırlamış, suyundan ekmeğine varıncaya kadar her şey var... Çekindiğimi anlayınca, ısrar etti:

"Bak bu saate kadar hiçbir şey yemedin... Bunları mutlaka ye!"

Bir de ilaç verdi:  “Bunu da 6 saatte bir içersiniz. Sizi rahatlatır..." Dedi.

Manolis ve eşi uçak kalkıncaya kadar bekledi. Beni uğurladılar. Uçakta yalnız kalınca:  "45 yıllık karını ellerin elinde nasıl bıraktın " diye başladım içten içe ağlamaya!

Atina'ya geldik. Kapıda bir Mercedes, yanında bir şoför, elinde " Mr. Baradan " yazılı bir levha... Dediği otele girer girmez telefonum olduğunu anons ettiler, danışmaya gittim...

"Abi ben Manolis, rahat geldin mi? Ağlama bak, sakın ola ki otelde yememezlik içmemezlik etme! Saatte bir arayacağım seni... İlacını içtin mi? " Dedi.

Gece yatmadan önce, saat 01.00'de bir telefon daha:

"Abi, hapı sakın içki içme!"

Ertesi sabah 09.00'da araba geldi... Beni aldı, Atina Havaalanına vardık İçeri girer girmez, yine telefon anonsu:

“Alo abi ben Manolis, nasılsın, iyi misin? Hiç üzülme, anneye otopsi yapıldı en yakın zamanda göndereceğiz."

Bu arada Hüseyin Aslan, Hakan Tartan, Dışişleri Bakanlığı devreye girmiş.. Hakikaten bürokrasi uzun iş... Geldik İstanbul'a...

Havaalanına iner inmez:

 "Sayın Hüseyin Baradan, danışmaya gelmeniz rica olunur!" Diye bir anons... Gittim yine Manolis...

"Abi Manolis, geldin değil mi? Şimdi rahatladım oh... İlacını içtin mi?”

Bu arada iki kez Hüseyin Aslan'ı üç kez de oğlumu aramış: "Merak etmeyin baba az sonra uçakla geliyor" Demiş.

İzmir'e gelince beni Ege Koop. Genel Başkanı Hüseyin Aslan ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina karşıladı.

Büroya gelince, Manolis’i aradım... Bana söylediği tek şey; "Anneyi düşünme, cenaze pazar günü geliyor. " oldu.

Pazar günü cenazeyi almaya gittiğimizde şaşkınlıktan dona kaldık! Manolis cenazeyi gelin gibi süslemişti. Gözyaşlarımı tutamadım!

Ertesi gün Hocazade Camii'nde yapılan dini törenden sonra Hayriye’mi toprağa verdik! Onca kalabalığa karşın beni en çok duygulandıran, tam tören saatinde Manolis'in cep telefonundan araması oldu:

"Abi üzülme sakın ha, ağlamayasın! Çok kalabalık var değil mi? İnsanın sevilmesi kadar güzel bir şey yok... Ben her zaman yanındayım artık!" Dedi.

Eşimi defnettikten sonra Manolis'i aradım telefonla: "Sevgili dostum, en acı günümde yanımda oldun... Söyle bana, senin için ne yapabilirim? "

Tek bir şey söyledi Manolis:

 "Bunları düşünme, beni kardeşinin yerine koy bu bana yeter. Ama ille de bir şey yapmak istiyorsan, İzmir'in methini çok duydum, hele Kordon'u pek güzelmiş! İkinci balayımı İzmir'de geçireceğim. Bana rakıyla balık ısmarlarsın, ödeşiriz..." Dedi.

Gördüğün gibi Hürolcuğum, yardımseverlik, ne dil, ne din, ne ırk hiçbir şey dinlemiyor. İnsanlık başka bir olay... Biliyor musun, oradan buraya cenaze masrafları 6000 dolar... Uçak, yol, otel paraları bunun dışında... Söyle Allah aşkına , böyle bir iyiliği bugün kim yapar ?

Bu yaşadıklarımdan sonra, Yunan Başkonsolosluğu’na, Yunan Konsolosluğu’na, Yunan Dışişleri Bakanlığına, Kültür Bakanlığı’na, Girit Valisi’ne, Girit Belediye Başkanı'na birer mektup yazdım.

Dedim ki:

" Sizin işte böyle bir vatandaşınız var, onunla gurur duyun!"

Acıyla dostluğu bir arada yaşamak nasıl bir şey bilir misin Hürol... İşte ben bunu ilk kez gördüğüm bir insanla o kadar yoğun yaşadım ki...

İnsanlığını kaybetmiş bu kadar puştun içinde yaşarken, böyle şeyler bana çok ama çok ağır geliyor!”

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık