• 03 Ekim 2018, Çarşamba 19:13
MetinSALMAN...

Metin SALMAN...

ABDURRAHMAN DADAŞ

Metin SALMAN

Lise yıllarında bazı büyük elçiliklerin haber bültenlerine abone idim. Bu elçiliklerden biri de Hindistan Büyükelçiliği idi. Hindistan ile ilgili haber bültenlerini belli aralıklarla adresime gönderiyorlardı. Bu bültenlerin arasında bazen Hint kültür ve edebiyatını anlatan mecmualar da oluyordu. Bu mecmuaların birinde başlığı 'ABDURRRAHMAN DADAŞ' olan bir hikayeye rasladım. Kim tarafından yazıldığını  hatırlamıyorum. Hatırımda kaldığına göre İbrahim Hoyi tarafından Türkçe'ye çevirilmişti.  Olay Hindistan'ın bir şehrinde geçmektedir. Bu şehirde Abdurrahman Dadaş adında bir kişi yaşamaktadır. Bu kişi kültürlü, geniş görüşlü, kimseye zararı dokunmayan, herkese yardımcı olmaya çalışan, kimseyle kavga etmeyen, giyim kuşamına çok fazla özen göstermeyen, yarı akılllı- yarı deli denebilecek, hemen her yerleşim yerinde benzerine rastlanılabilecek birisidir. Kendisi Hindistan'da mevcut bütün dinlerin mensuplarınca sevilen ve sayılan birisidir. Abdurrrahman Dadaş'ın değişik bir özelliği vardır. Kendisine yöneltilen bir soruyu önce kendi kendine yönelttikten  sonra soruya cevap verir. Mesela birisi kendine: 'Abdurrahman  Dadaş , nereye gidiyorsun?' diye sorduğunda, soruyu kendine yöneltip : ' Abdurrahman  Dadaş , sahip sana nereye gittiğini soruyor. Nereye gidiyorsun?' dedikten sonra gittiği yeri söyler.  Yaşadığı şehirde günlerden bir gün bir kavgaya şahit olur. Kavgacıların birbirlerine yaptıklarını görür ve söylediklerini duyar. Sonuçta olay mahkemeye yansır ve tarflardan biri Abdurrahman  Dadaş' ı sahit yazdırır. Duruşma başlar. Hakim Abdurrahman  Dadaş'ı hiç tanımamaktadır. Duruşma başladıktan sonra sıra şahit sıfatıyla Abdurrahman  Dadaş'ı dinlemeye gelir ve hakim sorguya başlar. Hakim : 'Adın.' diye sorduğunda Abdurrahman  Dadaş her zamanki haliyle kendine sorar: 'Abdurrahman Dadaş, sahip hakim adını soruyor. Senin adın ne?' der  ve adını söyler. Hakim yine 'Soyadın' diye sorduğunda, olay tekrar eder. Abdurrahman  Dadaş'ı tanımayan hakim, kendisi ile alay edildiği düşüncesine kapılarak sinirlenmeye başlar. Hakim son soru olarak: 'Dinin ne?' diye sorduğunda: 'Abdurrahman  Dadaş, sahip hakim sana dinini soruyor. Sen hangi dindensin?' diye soruyu kendine sorar. Sonra sesli düşünür. ‘Abdurrahman Dadaş, sen müslümanlarla da, hindularla da beraber yaşıyorsun. Şimdi müslümanım desem hindular, hinduyum desen müsümanlar darılacak' der. Bu soruya : 'Ben ne hindu ne müslümanım! Ben benim.' diye cevap verince hakim iyice sinirlenir ve buna: 'Aptal jat! Ne biçim cevap veriyorsun? Doğru konuşsana' diye azarlar. Bu defa Abdurrahman  Dadaş huyu icabı kendi kendine .'Abdurrahman  Dadaş sahip hakim sana aptal jat dedi. Sor bakalım kendisine jat ne demekmiş?' der ve hakime : '-JAT ne demek?' diye sorar. Hakim de daha fazla sinirlenerek: '-JAT yabancı dil bilmeyen demektir.' diye cevap verince Abdurrahman  Dadaş kendine döner ve :'Abdurrahman  Dadaş, JAT yabancı dil bilmeyen demekmiş, sen ki Farsça, Arapça, Sanskritçe, Hinduca, Peştuca, Urduca biliyorsun, o halde sen JAT değilsin.' deyince hakim daha çok sinirlenerek: 'Aptal! JAT ingilizce bilmeyen demektir.'der. Abdurrahman  Dadaş yine kendi kendine:'Abdurrahman  Dadaş hakim sahip JAT'ın ingilizce bilmeyen demek olduğunu söyledi. Ne diyorsun?' der ve gayet sakin bir şekilde safihane bir tavırla hakime dönüp: 'Hakim sahip,s izin anneniz, babanız ingilizce biliyor mu idi?' diye sorar. Hakim: '-Yo! Hayır. Annem de babam da ingilizce bilmiyorlardı.' diye cevap verince Abdurrahman  Dadaş: 'Abdurrahman  Dadaş, hakim sahip anne ve babasının ingilizce bilmediklerini söyledi. Ne diyorsun?' diye kendi kendine sorar ve şunu söyler: 'Hakim sahibin anne ve babasının ingilizce bilmediklerine göre, onlar da birer JAT mıydılar? Ve kendisi bir JAT 'ın oğlu mudur?' deyince!... Bu, Hindistan haberler merkezinin gönderdiği bir mecmuadan okuduğum hikayeden hatırladıklarımın aktarımıydı. Şimdi aktaracaklarım ise bizzat yaşanmış bir anıdır. Olay Balıkesir'in Manyas ilçesi'nde geçmiştir. Bir gün ilçemizde üst görevde bulunan bir kişi bir iş dolayısıyla ziyarete gelir. Bu kişi ağırlamak ve ilçeye tanıtmak için ilçenin ileri gelenleri ile kasabayı gezmeye başladılar. Bu toplulukta başta gelen üst görevli misafir kaymakam, belediye başkanı, ilçenin birim amirleri ve Manyas'ın ileri gelenleri bulunmaktadır. Bu toplulukta isminden çok lakabı ile anılan, oğullarından biri, benim de öğretmenliğimi yapan, yanlışa ve riyaya tahammülü olmayan, sözünü sakınmayan, Dağıstan Hoca denilen biri de vardır. Bu topluluk sohbet ederek dolaşırken nasılsa söz Avrupa görüp görmemeye gelir. Gelen üst görevli der ki: 'Vallahi ben onu bunu bilmem! Avrupa'yı görmemiş kişi, bu dünyaya hayvan gelmiş eşek gider. 'Ortalık bir anda buz keser. Kimse bir şey söyleyemez. Aradan belli bir zaman geçer ve bu söz unutulur. Bu geçen zamandan sonra Dağıstan Hoca üst görevli misafire dönüp: 'Beyefendi!Sizin anne babanız Avrupa görmüş mü idi?' diye bir soru sorup 'Yo! Annem de babam da Avrupa görmedi.' diye cevap alınca, Dağıstan Hoca: 'Allah!Allah! Nasıl olur? Hayret doğrusu. Bir türlü aklım almadı.' der. Üst görevli misafir ve topluluktaki kişiler: 'Hayırdır hoca? neye hayret ediyorsun?' derler. Dağıstın Hoca da der ki: 'Baban gibi bir hayvanla, annan gibi bir eşekten senin gibi bir insan nasıl doğmuş ona hayret ediyorum. Sen biraz önce Avrupa'yı görmeyenlerin bu dünyaya hayvan gelip, eşek gittiklerini söylemiştin de, hayretim ona.' der.  Şimdi bu hikayeyi ve anekdotu niye anlattık? Ona gelelim. 2002 kasımından bu tarafa iktidarda olan AKP'nin genel başkanı, o tarihten bu tarafa bu ülkede olan bütün olumsuzlukların ve kötü gidişatın sorumlusu kendileri değilmiş gibi davranmaya devam ediyor. Bu davranışlarına en son, yeni eğitim yılının açılışını yaptığı lisedeki konuşmasında şahit olduk. Ülkenin bütün yönetim sistemleri ile beraber sanki EĞİTİM SİSTEMİNİ DE onlar darmadağın etmemişler gibi , EĞİTİM SİSTEMİNDEKİ AKSAKLIKLARDAN bahsediyor! Sanki , bu ülkenin başına dört+dört+dört diye Türkiye'nin başına dert+dert+dert sorununu başkaları çıkarmış gibi! Türkiye'deki FEN VE ANADOLU liselerinin içini boşaltıp, diğer liseleri de imam hatip liselerine çevirdikten sonra teknolojik ve inovatif kalkınmadan bahsediyor. Geçmiş olsun! Dil başka, fiiliyat başka! Bilimi değersiz kıldıktan sonra: ' Bilim insanlarımızın yurda dönüş seferberliğini başlatıyoruz.' diyor. Bir taraftan böyle bir söz söyleyip, diğer taraftan son bir yıl içinde ülkeyi terk eden 250 binden fazla yetişmiş insanımızı ülkede tutacak hiçbir önlem düşünmüyor. Dışarıya BEYİN ihraç edip, onların boşluğunu dışarıdan SAMAN ithal ederek dolduracağız her halde! Eğitim yılının açılış konuşmasında: 'Batıya gönderdiğimiz gençler, ülke için zehirli halde geri dönmüştür.' şikayetinde bulunuyor. Diğer ülkeler, ülkelerine vatandaş kabul ederken tahsilli ve kalifiye olmalarını tercih ediyor. Bize ise SAMANLA beraber İPİNİ KOPARAN geliyor! Ayrıca 'zehirli halde geri dönmüş ' gençlerimiz için: ' Bunların bilet paralarını verip göndermek lazım. Çünkü bunlar ülkemize yük.' dedikten sonra: 'eğitim için batıya gidenler ajan oluyor’ diyor. Bunları söyleyerek 2002 kasımından bu tarafa bu ülkeye verdiği zararlardan kurtulmayı düşünüyor herhalde! Bu güne kadar hiçbir zaman sorumluluk almadığı gibi! Ancak, bir kişi hem Cumhurbaşkanı hem bir partinin Başkanı ise daha dikkatli ve konuşmasının nerelere varacağını hesap ederek konuşmalı. Ne demişti: '- Eğitim için Batı' ya gidenler AJAN OLUYOR’sa ve ‘- Batı 'ya göderdiğimiz gençler ülke için ZEHİRLİ HALDE geri dönmüşler!'se kendi çocukları hangi ZEHİRİ ALMIŞLAR ve KİMİN AJANIDIRLAR?... Bu sözler YURT DIŞINDA EĞİTİM ALAN GENÇLERİMİZE BÜHTANDIR. Ülkeleri yönetenler bir söz etmeden önce söyleyecekleri sözün önünü ardını çok iyi düşünüp öyle konuşmalıdırlar. Yoksa o söz bumerang gibi sizi vurabilir. Atalarımız niye demiş BOĞAZ DOKUZ BOĞUM diye?...                                                                                                                                

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık