• 19 Ağustos 2019, Pazartesi 9:23
MetinSALMAN...

Metin SALMAN...

KAZ DAĞLARI ?!

Yeryüzü bugünkü şeklini alabilmek için türlü jeolojik olaylar geçirirken, bu olaylar sonucunda Çanakkale ve Balıkesir il sınırlarını belirleyen bir yerde yıllar içinde dünyanın en  bol oksijenine sahip ormanlar meydana gelmiş ve bu bölgede oturanlar oralara “İda Dağı” demişler. Mitolojik hikayelerden öğrendiğimize göre, İda Dağı’nda birçok olaylar yaşanmış ve Anadolu’ya  Türklerin  gelip oralara da değişik Türk boyları yerleştikten sonra, kendi düşüncelerine ve kültürlerine uyacak şekilde muhtemeldir ki, o dağlarda çok fazla yaban kazı olmasından dolayı, o dağlara Kaz Dağları adını vermişlerdir. Biz Türklerin oralara yerleşmesinden sonra da mitolojik sayılabilecek olaylar olmuş ve bu olaylar yöre kültüründe yerini almıştır. (Sarıkız efsanesi, Hasanboğuldu deresi vb. hikâyeler.)

Bu bölge, coğrafi konumu itibariyle barındırdığı endemik bitkileri ve bitki örtüsüyle dünyanın kültürel mirası olarak kabul edilip, 1993 yılından beri MİLLİ PARK olarak koruma altına alınmıştır. Ayrıca bu bölge Alpler’den sonra dünyada havasındaki oksijen oranı en yüksek bölge olup, çevresi için temiz su havzasıdır. Bütün bunlara rağmen 2002 Kasımı’ndan bu tarafa Türkiye’yi yönetenler, bir Kanada şirketinde o dağlarda siyanürle altın arama ruhsatı verdikleri gibi, bu aramayı destekleyecek teşvik kararlarını da almışlardır. Bu bölgede ormanlar ve endemik bitkiler yok edilmiş ve bölge Büyük Sahra Çölü’nden daha çıplak hale gelmiştir. Şimdi bu çevre felâketine sebep olanlar “Dağı kazma ilhamının dağın adından geldiğini” söyleyerek bu işten sıyrılmaya çalışabilirler. Çünkü dağın adı: “KAZ Dağları”. Onlar da bu ismi “Gaipten kendilerine bir işaret” olarak görüp, dağları kazıyoruz diyebilirler.

Her ne kadar maden araması sonrası oraların tekrar ağaçlandırılacağı söyleniyorsa da yok olan endemik bitkilerin ve talan edilen floranın eskisi gibi geri gelmesi mümkün olmayacaktır.

Şimdi bütün Türkiye bu çevre felaketinin önüne geçebilmek için büyük çaba sarf ediyorsa da “Ağaçların dallarında yaprakların yerinde, yaprak yerine Dolar veya Avro gören bu iktidara karşı” bu mücadele çok zorlu geçecektir.

Çalıştığım yıllarda da buna benzer bir olay yaşadım. Türkiye’nin sanayileşmesinde büyük rol oynamış bir büyüğümüz, 1982 yılında ikinci defa Sanayi Bakanı olunca, ilk bakanlığında sanayileşmek için kurulan organize sanayi bölgelerinin yer seçiminde yanlış yaptığı ve birinci sınıf tarım toprakları üzerinde bu organize sanayi bölgelerinin kurulmasına sebep olduğu eleştirileri üzerine, benden Bursa ve Gaziantep Organize Sanayi bölgeleri ile Adana Çimento Fabrikası’nın üretim değerleri ve ekonomiye katkılarını, oralarda tarımsal üretim yapılmış olsa idi elde edilecek ekonomik değerlerin karşılaştırılmasını istemişti. Bilmemesi imkansız; fabrika biraz fazla altyapı masrafı yapılarak hemen her yerde kurulabilir. Ancak, her toprakta tarımsal üretim yapılamaz ve çimento veya gıda maddesi olmayan sanayi üretimi insanların açlığını gideremez. Şimdi bugün de aynı zihniyet var. Altın çıkarılsın, para gelsin (Tabii Türkiye’ye değil altını çıkaran şirkete…), çevreye ne tür zarar verilirse verilsin.

Bu meselenin çözümü için, konuya Türkiye’nin baş yöneticisi AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından el konulduğu söyleniyorsa da bundan önce TRT ekranlarına çıkan bebek katili Abdullah Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından arandığını bilmediğini söyleyebilmişse, muhtemeldir ki; Kaz Dağları’ndaki çevre katliamından da haberinin olmadığı söylenecektir.

Gerçi çölleşmiş o toprakları ağaçlandırmak, onlarca yılları alacaktır. Fakat başlamak başlamaktır. Bu çevre felaketinin daha kötü sonuçlara sebep olmadan (Yer altı sularının, çevrenin zehirlenmesi…) behemehal durdurulması gereklidir.

Eğer bu çevre felaketi durdurulamaz ve dağları eksi haline getirmek için çalışma yapılmazsa, çevrede beklenenin çok daha ötesinde büyük felâketler yaşanacaktır. Bu dağların eteklerinde bulunan yerleşim yerleri, Düzce ve Rize benzeri felâketler yaşayacaktır.

Bir gram altın için, “Altın Yumurtlayan Kaz”ı kesip kafamızı duvara vurmayalım, ondan sonra da “Vay bu felaketler de ne!?” diye ağlamayalım...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık