• 07 Şubat 2019, Perşembe 1:17
KonukYazar...

Konuk Yazar...

Çeyrek yasama dönemi

Oğuz OYAN / sol.org.tr

Yasamanın iki işlevi vardır: Yasa yapmak ve yürütmenin icraatını denetlemek. Yürütmeyi denetlemenin temel aracı bütçe üzerinden yapılanıdır. Ama artık bütçe yasalarının oluşum ve uygulama süreci olsun, gerçekleşmiş bütçelerin (kesin hesapların) denetimi olsun, parlamentonun işlevi hem biçim hem öz itibariyle etkisizleştirilmiştir. TBMM adına denetim yapması gereken Sayıştay'ın ve raporlarının etkisizleştirilmesi buna paraleldir.

Öte yandan bütçe dışında da önemli bir kamu ekonomik alanı bulunur. Kamunun bütçe dışı hesapları, Yap-İşlet-Devret ve benzeri usullerle veya Kamu-Özel İşbirliği usulüyle yapılan yatırımlar, kamu iktisadi teşebbüsleri, özelleştirmeler, fonlar, iktidarın yönetimindeki yerel yönetimler, hepsi benzer bir denetimsizlik furyasından nasiplerini almışlardır. Kamu malî yönetimi alanına AKP döneminde giriş yapan "şeffaflık ve "hesap verilebilirlik" gibi Dünya Bankası kavramları, aslında tam tersi durumları perdelemek adına yürürlüktedir. Kamu İhale Yasasının değişim sıklığına ve buna rağmen uygulanmayışına bakmak bile yeterli olabilir. İşin özeti, milletin ödediği verginin nasıl harcandığının, verdiği harçların, katkı paylarının, geçiş ücretlerinin vs. hesabı verilmemektedir. 24 Haziran 2018 veya Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi (CYS) sonrasında bu durum daha da vahimleşmiştir. Meclis'in denetim işlevi artık tamamen göstermeliktir.

***

Peki, yasamanın "yasa yapma" işlevi acaba hangi durumdadır? Yasama organı, bu açıdan yürütme karşısında bir nebze olsun bir özerklik alanına sahip midir? Yanıtı önceden belli gibi gözükse de bu sorunun yanıtını hepten olumsuza döndürecek yeni gelişmeler arifesinde olduğumuz anlaşılıyor.

Ama kestirme bir yanıt vermek yerine yasamanın yasa yapma işlevinin köreltilmesine gelin biraz tarihsel süreç içinden bakmaya çalışalım. Yasaların oluşum sürecine kabaca iki türlü müdahale edilir: Birincisi, Meclisin anayasası olarak kabul edilen İçtüzük değişikliğine gidilerek yasa tasarı ve tekliflerinin gerekli tartışma ve olgunlaşma aşamalarından geçmeden alelacele yasalaşmalarının sağlanmasıdır. İkinci yol, yasama hak ve yetkilerinin kısmen veya tamamen yürütmeye aktarılmasını kapsar.

Meclis içtüzüğünün yürütmenin istemleri doğrultusunda değiştirilmesi esas itibariyle muhalefetin sesinin mümkün olduğunca kısılmasına yöneliktir. Birinci yol, hem komisyonlarda hem de genel kurulda muhalefetin konuşma sürelerinin, değişiklik önergesi verme olanaklarının sınırlandırılması yoluyla yasanın ve maddelerinin tartışılmasını sınır koymak; böylece, ilgili kamuoyunun kendisini ilgilendiren konulara katılması ve bilgilenmesini engellemek; ikincisi, ilkine koşut olarak, yasama sürecinin olağanüstü hız kazanmasını sağlamak için gerekirse yasa yapma tekniğini değiştirmek ve çalışma saatlerini uzatmaktır. Yürütmenin talepleri genelde bu doğrultudadır; ama otoriterliğe yönelimli hükümetler bu açıdan daha sabıkalıdır. Örneğin, 1945'te Meclis'te tartışılan "Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu", tek parti iktidarına rağmen Komisyonda zaman kısıtlaması olmaksızın tartışılmış olmasına karşın, izleyen DP iktidarı Meclisin yasama sürecini çok büyük baskı altına alabilmiştir.

Daha yakına gelirsek, 21. yasama döneminden (1999-2002) itibaren içtüzük değişikliklerinin Meclis'in gündemine sıklıkla geldiği görülür. 21. Dönem, 57. Hükümetin üçlü koalisyon dönemidir ve asıl belirleyiciliği IMF programına tam angaje olunması ve bu programın da katkısıyla 2001'de büyük bir krizin yaşanmasıdır. Henüz Şubat 2001 krizi tam açığa çıkmamışken, 31 Ocak 2001'de iktidarın IMF'nin de istekleri doğrultusunda yasama sürecini hızlandırmak üzere giriştiği içtüzük değişikliği tartışmasının genel kurulda yol açtığı kavga, muhalefetteki DYP Şanlıurfa Milletvekilinin kalp krizinden ölümüyle sonuçlanacaktır. Daha sonra K. Derviş işbaşı yaptığında, IMF'nin 15 günde 15 yasa dayatmasıyla Meclis'in nasıl zorlanabildiğinin bir başka örneğini görecektik.

22. Yasama Döneminde (2002-2007), iki partili Meclis yapısında, AKP kanadından gelen içtüzük değişikliği teklifi, iki partinin temsilcilerinin biraraya gelmesiyle bir orta yol bulunarak çözümlenecektir. Ama gene de sonuç, yasama sürecini hızlandırılması yönündedir. 23. Yasama Döneminde (2007-2011), AKP iktidarı uzlaşmasız bir içtüzük değişikliğini Meclise dayatmaya kalkışacak, ancak genel kurulda muhalefetin kürsü işgaline varan kavgalı tartışmalardan sonra teklifini donduracaktır. 24. Yasama Döneminde (2011-2015) bu defa Meclis'teki dört partinin ikişer temsilci vermesiyle bir İçtüzük Hazırlama Komisyonu kurulacaktır. Ancak bu Komisyonun aylarca yoğun emek vererek hazırladığı teklif, AKP kanadının -istediğini alamaması yüzünden- uzlaşılmayan maddeleri gerekçe göstererek masayı devirmesiyle sonuçlanacaktır. 5 ay süren 25. dönemi saymazsak, 26. Yasama Döneminde (Kasım 2015- Haziran 2018) dirsek temaslarına rağmen yeni bir içtüzük uzlaşmasına gidilemezken, zaten Nisan 2017'de kabul edilen yeni anayasa ile içtizükte zorunlu değişiklikler gündeme gelecektir. Bu değişiklikler, 2017 Anayasasının tüm hükümleriyle yürürlüğe girdiği 24 Haziran 2018 seçimleri sonrasında yani 27. Yasama Döneminde Meclis İçtüzüğüne işlenecektir. Bu değişiklikler, yasamanın denetim ve yasa yasa yapma süreçlerine çok köklü sınırlamalar getirecektir.

***

Peki İçtüzük dışı müdahale imkanları da yok mu? 12 Eylül'ün iktidarı olan ANAP'ın (ve tabii Özal'ın) en sevdiği yöntem, Meclis'ten yarı-mamül yasalar çıkarma uygulaması olmuştu. Yasaların birçok maddesinde bakanlıklara veya bakanlar kuruluna yetkiler tanınıyor; böylece Meclis, kendi çıkardığı yasanın uygulamasının tam olarak nasıl olacağını kararlaştırmadan yasama hak ve yetkisini yürütmeye devretmiş oluyordu. Bu arada KHK çıkarmaya dönük yetki yasaları yoluyla da yasama süreci bir kenara itilebiliyordu.

AKP döneminde yapılan "yeniliklerin" en önemlisi, "temel kanun" kavramının (md.91) içtüzük değişikliğiyle ve uygulama yorumuyla istismar edilmesi olacaktır. (Bu değişiklik, anamuhalefet tarafından AYM'ye götürülüp iptal ettirilince, AYM'nin iptal etmeyeceği biçimde -içerden alınan tüyolar doğrultusunda- yeniden yazılıp kabul etttirilmişti). Artık "temel yasa" kavramıyla hiç ilgisi olmayacak düzenlemeler bile bu kapsama alınarak Meclis'e sunuluyor ve 30 maddeye varan bir bölüm tek bir maddeymiş gibi ele alınarak görüşülebiliyordu. Bu işi çığrından çıkaran bir uygulama da, biribirine benzemez düzenlemelerin yanyana getirildiği ve onlarca yasada/KHK'da değişiklik yapan torba yasaların, aynı zamanda temel yasa olarak görüşülebilmesiydi. Adeta yasama ile alay edilmekteydi.

AKP, son dönemlerinde, yetki yasalarıyla KHK çıkarma rahatlığına da alışmaya başlamıştı. Ama dahası olacaktı: 2017 Anayasasında (md.104/17) "Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir" denilerek, yasamanın yasa yapma yetkisinin artık yürütmenin başı ile paylaşıldığı yeni bir dönem başlatılacaktır.

***

Ama anlaşılan bütün bunlar yeterli olmamış görünmektedir. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu'nun da işin içinde olduğunu anlatan son günlerin medya haberlerine göre, Meclis'in artık uzun ve ayrıntılı yasalarla "vaktini harcaması" yerine, kısa ve öz (soyut) yasalar çıkarması, alt başlıkların ve somut maddelerin Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine ve yönetmeliklere bırakılması yöntemi benimsenecekmiş!..

Biz bu yazıya "çeyrek yasama dönemi" başlığını atmıştık. Bu değişiklik de olursa, artık çeyreği falan da kalmayacaktır


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık