Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 03 Ocak 2019, Perşembe 23:15
KonukYazar...

Konuk Yazar...

2018'den 2019'a BAKIŞLAR

Bu yazı 2018'in son günü yazılıyor, ama 2019'un ilk günü yayımlanacak. Bu geçiş anı, önemli siyasal, toplumsal ve ekonomik olaylara toplu bir bakış zamanı olabilir. 2018’i belirleyen ve 2019'a yansıması beklenen olaylar bizce şöyle sıralanabilir.

Birincisi, 24 Haziran 2018 seçimlerinin sonuçları sadece dar siyaset bağlamında ele alınamaz. Cumhurbaşkanının yemin edip göreve başladığı 9 Temmuz tarihinde, 16 Nisan 2017’de kabul edilen Anayasa tüm hükümleriyle yürürlüğe girmiştir. Bu yeni anayasa, gerek 1961 ve 1982 anayasalarıyla gerekse 1924 dâhil tüm Cumhuriyet anayasalarıyla bilinçli bir kopuşa yol açmıştır. (6771 sayılı değişiklik yasasının gerekçesinde bunu bulmak mümkündür). Yürütmenin emrinde erkler birliğine doğru bir geri gidişi temsil etmesi bakımından ve Cumhuriyetin kuruluş ilkelerini değersizleştirmesi bakımından bu Anayasayla bir ikinci cumhuriyet dönemi başlatılmıştır.

Bu olay sadece 2018 yılı bakımından değil, Cumhuriyet tarihinin bütünü bakımından ve önümüzdeki yıl ve yıllar bakımından da son derece belirleyici etkiler taşımaktadır ve taşıyacaktır. Eğer bundan sonra AKP rejimi altında yeni anayasa değiştirme girişimleri olacaksa, hedeflenecek şey, 6771 sayılı yasayla şimdilik cesaret edilememiş olan bazı alanlara da girilmesi, İslamcı rejimin hukuki zeminini netleştirecek değişikliklerin gerçekleştirilmesi, iktidardaki siyasi heyete yeni anayasal zırhlar getirilmesi olacaktır.

İkincisi, yeni anayasa aynı zamanda Türkiye’nin tüm kamu yönetim sistemini altüst eden, Cumhurbaşkanını sıradışı yetkilerle donatarak her konuda tek veya son karar verici durumuna getiren sorunlu bir mecraya açılmıştır. Aslında azgelişmiş ülke otokrasilerinin anayasal bir biçimi olan bu "Başkancı rejim"in belki dünya coğrafyası ve tarihi açısından kendi başına bir özgünlüğü yoktur, ancak Türkiye tarihi açısından birçok ilki içinde barındırmaktadır.

Bir başka açıdan, adeta gerçeklerle bağı kopmuş ("şizofrenik") bir yönetim modeli gibi de duran bu yeni yapı, bir "sistem" özelliği gösteremeyecek kadar çelişkili bir merkeziyetçiliği ve dağınıklığı bünyesinde taşımaktadır. Bu bakımdan, "Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi" (CYS) olarak adlandıracağımız bu "ucube" yapının, henüz 2018 yılı dolmadan kendi getirdiği kurullar/ofisler/ kurumlar/başkanlıklar/bakanlıklar düzeneğini/hiyerarşisini içinden çatlatan bazı gelişmelere yol verdiğini gözlemleme fırsatımız oldu. 2019'un CYS içi yeni açık veya örtük çatışma alanları doğurup doğurmayacağını hep birlikte izleyeceğiz.

Üçüncü sırada ama ekonomik gelişmelerin birinci sırasında yer alması gereken konu ise, yılın ikinci yarısında artık açık bir biçimde içine girilen ekonomik kriz ve bunun hem ekonomik ve toplumsal yapı hem de siyaset üzerine yansımalarıdır. 2017 yılından itibaren üretim ve istihdamı vurabilecek bir ekonomik krizi engellemek, daha doğrusu ertelemek için alınan zorlama maliye (vergi ve sigorta primi indirimleri/ertelemeleri) ve para politikası (Kredi Garanti Fonu'nun görülmemiş çapta teşvikleri, kamu bankalarının başını çektiği konut kredilerinde faiz indirimleri, vs.) önlemleri, krizin 2018'in ikinci yarısına kadar sarkmasını başarabilmiş ama daha ötesine takatı yetmemiştir. Bu arada, 24 Haziran seçimleri öncesinde faizleri düşürme sinyalleri vererek ve dış dünyaya güven veren ekonomi kadrolarını değiştirerek uluslararası finans çevrelerini ürküten Erdoğan iktidarının, krizin öncelikle bir döviz krizi olarak ortaya çıkmasında özel katkıları olmuştur. Yılın son aylarında, döviz kurundaki tırmanışın da etkisiyle ama esas olarak milli gelirin ve sanayi üretiminin küçülme eğilimine girmesiyle daralan ithalat hacmi, cari açıkların cari fazlalara dönüşmesini etkilemiştir. Ekonomik krizin bir yansıması olan bu durumu bile bir "başarı" olarak şişirmeye çalışan AKP yönetiminin, sermaye çevrelerinden ziyade kendi seçmenini aldatma telaşı içinde olduğu açıktır.

Ekonominin 2019'ın ilk yarısında küçülme eğilimini sürdürmesi beklenirken, bunun 2009'da olduğu gibi yerel seçimlere olumsuz yansımasını önlemeye ilişkin çabalar (nafile bir yatırım/istihdam teşviki çabası ile krizi görünmez kılmaya dönük algı yönetimi çabası) göze çarpmaktadır. Ama bütün bunlar, Yeni Ekonomi Programı ile girilen IMF'siz IMF programının, 31 Mart sonrasında IMF'li bir programa dönüşmesi olasılığını azaltmamaktadır.

Dördüncüsü, ihale kayırmacılığının, KİT'lerdeki personel kıyımının, liyakat ve ehliyeti sorunlu siyaset ve bürokrat erbabının sorumsuzluklarının vahim sonuçlarının ortaya çıktığı bir yıl geride kaldı. Yetersiz teknik donanım ve bakımsızlığın, hesap vermeme sorumsuzluğunun yol açtığı tren kazaları artarken, ihale sürecinin sakatlığının, yanlış yer seçiminin ve siyasi takvime göre hızlandırılan iş planının yol açtığı 3. Havalimanı cinayetleri, aslında bir bütün olarak kayırma/yolsuzluk ekonomisinin sonuçlarıdır. Medyanın hemen bütünüyle iktidarın kontrolünde olması da "sorumluların" pervasızlığını arttırmış, önümüzdeki yılda da yeni "cinayetlere" kapıyı açık bırakmıştır.

Beşincisi, dış politikada gözlemlenen baş döndürücü yalpalamalar ve fiyaskolardır. Son olarak Trump’ın Suriye’den çekilme hamlesi, bunun doğurduğu boşluğun Rusya'nın da desteği ve PYD'nin stratejik çekilişiyle Suriye Arab Cumhuriyeti tarafından hızla doldurulması, hâlâ Suriye'ye TSK askerini cihatçı ÖSO ile birlikte göndermeye çalışan zihniyetin hezimeti anlamındadır. Gerçi iş bu noktaya getirildikten sonra Rusya'nın onayıyla Suriye'ye gene de sınırlı bir çıkarma yapılabilir ve seçime endeksli sonuçlar alınmaya çalışılabilir. Ama iktidar açısından Suriye politikası sadece bir yerel seçimleri etkileme taktiğinden veya sadece PYD/YPG'yi geriletme çabasından daha fazlasıdır. Her şeyin sonunda Suriye üzerine pazarlıkta yer kapmaya çalışmak, kendi denetimindeki selefi güçlerin Suriye'nin "yeni yönetiminde" yer kapmasını sağlamak, yeni Suriye anayasasıyla bunu güvenceye almak da bulunmaktadır. Ancak bunun PYD'nin de Suriye yönetiminde yer almasıyla sonuçlanması veya Türkiye'de de benzer talepleri kışkırtması riskini ne ölçüde hesaba kattığı belirsizdir. AKP yönetimi, mezhepçi politikalar güdümünde ve "söz sahibi oyuncu" olma aşkıyla yeni çamlar devirme potansiyelini içinde taşımaktadır.

Altıncısı, yukarıda sayılan bütün nedenlerle içerde eleştirel sesleri daha fazla baskılayan bir rejim oluştuğunu gözlemliyoruz. Ekonomide ve dış politikada sıkışan, bu alanlarda yeni hamlelere ihtiyaç duyan ama, birincisi, ekonomide elinde etkili iktisat politikası araçları kalmayan, ikincisi, dış politikada oyun alanı ancak dıştan onaylı olarak belirlenebilen bir bağımlı iktidarın, bu görünümünü telafi içi elindeki tek imkan baskı rejimini koyulaştırmak olmaktadır. Bunlara bir de, henüz tam çalıştırılamayan bir İslamcı rejimin kurgulanma sorunları da eklenmektedir. Gerçi bir baskı rejimini kurmak için alet çantası artık yeterince gelişkindir; CYS bunun eksik koşullarını da tamamlamıştır. Öte yandan 31 Mart 2019 seçimleri öncesinde iktidarın varoluş tarzı olarak yeni düşmanlıklar/ kutuplaştırmalar yaratma gereği de baskı rejimini koyulaştırmaktadır. Suriye hattında oluşacak savaşçı olasılıklar içerde gerilimleri ve faşist baskıları besleyecektir.

***

2018 yılı İslamcı otokrasinin hem hız kazandığı hem de kendi seçmen sınırlarının daraldığı, başka deyişle hedeflediği büyük bir siyasi dönüşüm için siyasi desteğinin yetersiz kaldığının bir kez daha ortaya çıktığı bir yıl olmuştur. AKP, 2015 Haziranında olduğu gibi 2018'de de yüzde 42'lere gerilemiştir ve 2019'da yüzde 40 bandının da altına inmesi sürpriz olmayacaktır. Dolayısıyla, 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri iktidar için hâlâ kritik önem taşımaktadır. Kuşkusuz muhalefet için de, çünkü eğer siyasi takvim değişmezse, Haziran 2023’e kadar seçimsiz geçecek bir dönemin son seçimleri olacaktır.

Her ne kadar seçim sonuçlarıyla oynanması, hatta kesinleşmiş seçim sonuçlarının tanınmaması (yani seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması) riskleri fazlasıyla gerçek olsa da, iktidar açısından kendi meşruiyet zeminini korumak büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle Cumhur ittifakına apar topar yeniden dönülmüş, TBMM Başkanı'ndan başka İstanbul'a aday çıkarılamamış, onu ikna etmek için görevinden istifa etmemesi bile kabul edilerek yeni bir anayasa ihlali (asıl ihlal, "tarafsız" Cumhurbaşkanının parti genel başkanlığıdır) göze alınmış, büyük şehirlerde yarışacak AKP'li adayların arkasına partili Cumhurbaşkanının desteği şimdiden her türlü araçla yığılmıştır.

2019'a iyi bir miras devretmiyoruz. Ama 2019 gene de daha iyi geçebilir; yeter ki zorbalıkla mücadele azmimizi ve cesaretimizi koruyalım ve tekil değil çoğul olabilelim.

Oğuz OYAN / sol.org.tr

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık