• 03 Eylül 2019, Salı 23:35
KonukYazar...

Konuk Yazar...

İÇİNDE “MİLAS” GEÇEN KİTAPLAR (7) - SELÇUK EREZ İSTANKÖYALTI BODRUM

“BODRUM, NE ‘MİLAS’A YAKIN’ NE DE ‘MUĞLA’YA BAĞLI” (*)

Vedia MARAL

Yazar eski Bodrum’u yazmanın Cevat Şakir’in kılavuzluğunda olabileceğini düşünür. Cevat Şakir’in Bodrum’la ilgili bütün yazdıklarını okur. Sonra da ne kadar Cevat Şakir’i tanıyan varsa, konuşmak ister. Zamanla düşüncesi değişir. ‘Eski Bodrum’u ancak Cevat Şakir’le ya da bu kentin kültürünü geçmişini iyi tanıyan, gözleme ve yorum yapma yeteneği güçlü başka kılavuzlarla ulaşabileceğimi daha iyi anladım’ (s:13) diyor Selçuk Erez. Keşfettiği yeni kılavuz Ali Cengiz’dir. ‘Cevat Şakir Bodrum’a ilk geldiğinde ona bu kenti tanıtanlardandı’ (s:14) Eski Bodrum’u ‘belgelerken’ önemli olanın estetiği koruyarak gerçeğe yaklaşılmaya çalışılmalı diye düşünür. Ali Cengiz esas aktördür, onun yanısıra Turgut Nalbatoğlu ve diğerleri ‘belgelemeye’ katkı sağlarlar; eksik yerler dolar ve hikaye bütünleşir.

Okurken tebessüm edilen, haz alınan o kadar çok yer var ki. Yer sorunumuzdan dolayı evlat ayırırcasına bazı yerleri, olayları dışarıda bıraktım. Güzel, hoş bir dille yazılmış, keskin uçları törpülenmiş, yumuşacık ve roman/nehir gibi akıp giden bir kitap.

 

II-

Kitabın kapağının zemin rengi sığ denizin mavisidir. Zeminin yukarısında eski biçimli iki çerçeve (eskiyi verebilme adına) içerlerinde bir kadın ve bir erkek vesikalığı. Erkek fotoğrafının büyük olasılıkla Ali Cengiz, diğer tarafta da karısı Zehra Cengiz Hanım olmalı.

Başlığımızda Bodrum’un, Milas’la Muğla’yla ilişkisini özetleyen ‘Bodrum, ne ‘Milas’a yakın’ ne de ‘Muğla’ya bağlı” sözü, yazımızın başlığı oldu. Kötü yollardan gidilen Milas uzak, ilişkiler açısından İstanköy’le bağları güçlüdür.

 

İsanköy altı Bodrum

İki dükkan bir furun

Peynir ekmek yiye yiye

Kalmadı ağız burun

 

Eski Bodrum’un adresini o yılların şöhretli İstanköy’ü üzerinden tanımlıyor dörtlük. Şimdilerde adres şöyle olur. Bodrum’un üstü İstanköy ve Bodrum’un karşısı İstanköy (Kos).

Kitabımızın kahramanı Ali Cengiz, 1903’te Girit’te doğar, sonrası İstanköy ve 8 yaşında ayrılık.

Bodrum’a göç ederler. İstanköy anıları o yaştan önceki anılardır. Bodrum İstanköy arasında gidişler, dönüşler yaşanır. I.Dünya Savaşı başladığında dönüşleri durur. Savaşın yol açtığı Milas’a göç, düzgün olmayan, zor karayolu ile yapılır. Bodrum’dan denizle gidilmeyen yolculuklar eşekle, yaya veya deveyle, katırla yapılır. Eşyalar aynı hayvanlarla taşınır.

Bodrum, ‘adalara göre yoksul ve geri’ durumdadır. Bugünün tersine nüfus yaz aylarında azalmaktadır. Tütüne, pamuğa çalışmaya Milas’a, Söke’ye gidilir. Balıkçılar balığa çıkar, süngere çıkar.

Kent eski çağlardan beri denizcilikle geçinen sahil kasabası olma dışında tekne yapımı o günlerde, bugünki gibi vardı. İlk tekne yapımcıları Rum’du. Çırak olanlardan Türk ustalar yetişti. İçmeler Tersanesi’ni eski ustalar görselerdi, buradaki ‘hengameyi’ hayretle seyrederlerdi. Şimdi yerli ustalar ile bakım, onarım, imalat işleri uluslararası düzeyde yapılmaktadır.

Her dönem adalarla bağlantısını sürdüren kasaba ticarette, gönül işlerinde, bulaşıcı hastalıklarda, savaşlarda siyasi baskılarda, her iki yöne hareket eden göçlerin üssü olmayı sürdürmüş, bazen de kendisi ateş çemberi olmuş.

1924’lerde Kaymakamın sözü mütegallibeden sonradır. Sözü edilen kesim konaklarda oturur. En fakirler de bahçesi olan evlerde oturur. Kimse kimseye muhtaç değildir. Bu durum fakir halkın başkalarına aşırı bağlılığını engelliyordu. Halkın sosyal pratiğinde varlıklıların ‘önünde iki büklüm olmaz, ayak taban öpmezlerdi’. Doğunun yarı esir gibi çalıştıran mütegallibesi yoktur. Buna örnek verilecekse, Milas’ta Terzizadeler’dir. O bile doğudan farklıydı. (Bugüne göndermede bulunursak, Terzizadelerin dayandıkları varlıklarının toplumsal temeline ulaşmış oluruz / çok övgüye layık durum değil hani). 1908 sonrası, - 2. Meşrutiyet- İttahat ve Terakki idaresinde mütegallibe (zorba takımı – zorba), gücünü yavaşça tüketmeye girdi. Zayıf iktisadi açılımda bile zayıfladı, mülkleri elden çıkarmaya başladı.

Rum nüfus Bodrum’dan mübadele ile gittiler. Yahudi 5-10 aile de Milas’a, İzmir’e, İsrail’e taşındılar ve Ali Cengiz, Yahudi Mahallesi’nden bahseder. ‘Yahudiler, gerek Milas gerekse Bodrum halkıyla pek iyi kaynaşmışlardı’(**) (s:34). O tarihlerde fırıncılığı kayık imalatını, kireçciliği, inşaatçılığı Rumlar yapardı (s:34). Halikarnas Disko ile Halk Eğitim merkezi arasında otururlardı. Müslümanların yukarıda ismini saydığımız meslekleri yapmasına günah denirdi. Bu sözün Rumlar mı, yoksa cahil hocalardan mı çıktığı bilinmez! Rivayet muhteliftir. Giritliler Rumların gitmesinden boşalan mesleklere, evlere yöneldiler. Rum Mahallesi sonradan Giritli Mahallesi adı ile anılır oldu. Buradaki Ali Cengiz’in kahvesi Ali Cengiz Café’sine dönüşmüş, sanki geçmiş yılların özlemini duyarak, denizden gelecek balıkçıları, süngercileri yerinde beklemekte.

Bir Fransız askeri kruvazörü 26 Mayıs 1913’te Bodrum önlerinde demirler. Almanların yakıtı buradan temin ettiklerini, bundan dolayı Kaymakam Faik Bey’e arama yapacaklarını söylerler. Kaymakam Faik Bey razı değildir ve zaman ister. Sonra da Fransızların karaya çıkan kısmını pusuya düşürür. Fransız gemisi gelir gider. Bodrum’u bombalar ve gemi civarı mayınlar. Bunlar yetmezmiş gibi adalardan gelen Rum çeteleri Bodrum’da yaşayanları daha da tedirgin eder. Durumun vehametini düşünen Ali Cengiz’in dedesi, Milas’a taşınmalarına karar verir. 4 gün eşekte yüklerle süren güvenilir yoldan, Hayıtlı Mahallesi’nde 2 katlı kiralık eve varılır. Dede evin geçimi için Adaçayı yağı çıkarır ve satar.

‘Bodrum insanı aşırı derecede hoş, hoşgörülüydü. Başkalarının yaşam tarzına karışmaz, dindarlıkta aşırılığa yönelmezdi’ (s:51) Rahmetli babaları – Ali Cengiz’in babası- akşamcı bir kişi, ramazanda bile içer, çekinmezmiş. Milas için aynı hoşgörüden söz edilmez.

Milas’ı gündüzleri sıcak, geceleri soğuk bulurlar. Ali Cengiz gündüz sıcaklarında Sarıçay’da denizin eksikliğini giderir. 2 yıl sonra Bodrum’a dönerler. Öncesinde kaldıkları ev bombalamada yıkılmış. Yıkık evi eniştesi 97 Napolyon altınına Kocadon’lara satar, kendileri kiralık eve taşınırlar. Savaş biter, yenisi başlar. İstiklal Savaşı yokluk, yoksulluk dönemidir. Ekmek bulunmaz, bulunan da yulaf ekmeğidir. Yulaf ekmeği barsaklara rahatsızlık verir ki ‘iğne gibi deler’ diye rahatsızlık tarif edilir. İncirle karın doyurulur. Bodrumlular ürettikleri tahılı eşeklerle götürüp yel değirmenlerinde un haline getirtirler. Değirmenci yaptığı işin karşılığını üründen –ayni olarak- ondalık alır. Köylüler sırf buğday unundan ekmek yerine arpa-buğday unlarından karışık ekmek pişirir.

Birinci Dünya Savaşı’nda İtalyanlar Bodrum’u işgal eder. Karargahı kaleye kurarlar. Halk işgali hoş görmese de, savaştan bıkan insanlar, mecalsiz kalmıştır. Görünür tepki vermezler. İtalyanlar da halka iyi davranır. Kasabanın asayişini Türk Jandarmasına bırakırlar. Erat toplayan Kuvayı Milliyecileri bile göz yummuşlardır. Hastalara bakar, bir de ilaç verirler.

Pazar, cuma günleri kurulur. Köyden, kentten gelenlerle beraber cuma namazı da aradan çıkarılır. Esnafın yüzü incirciler inciri satınca, süngerciler av dönüşünde güler. Ali Cengiz, 1926-1927 bedelli 3 ay Milas’ta askerlik yapar. Milas Harası’nda, Firuzbey Camiisinde silah envanteri çıkarır.

Aya Nikola Kilisesi Halk Eğitim Merkezi binasının bulunduğu yerdeydi. Geçmişte bir süre depolama işi için kullanılır. Binada gezgin tiyatro, filmler gösterilir. Ali Cengiz’in burası için söylediklerini aktaralım: “Rumları, sevmesek de dinlerine saygımız vardır. Ben ve ilk okul öğretmeni Nusret Hoca mihrabı yıktırıp binayı kilise olmaktan uzaklaştırmadan böyle sinema oynatmak doğru değildir” diyor. Halk eğitim merkezi binası bütünüyle orjinal kilise binası olmaktan uzaktır. Uyarılara ragmen binanın çoğu yeri bilgisizce yıkılmıştır. Yenilerde, yıkılmayan yerleri kalacak şekilde halk eğitim binası olmaktan da çıkarılmış. Herhalde restorasyon için, üstü açık bina beklemede.

1925’de Bodrum’a, ilerde Halikarnas Balıkçısı ismiyle ünlenecek bir adam gelir. Bodrum’da yaşamaya başlar, başlangıçta çekingen davranışları dikkat çeker. İlk içli dışlı olmaya Ali Cengiz ve çevresi ile başlar. Şapka inkilabı yapıldığı zaman Ali Cengiz İstanköy’den ısmarladığı şapkayla dolaşmaya başlar. Ali Cengiz’in bu halini Cevat Şakir, yağlı boya kullanarak resmini yapar.

2. Dünya Savaşında da Bodrum insanı büyük sıkıntı çekmiştir. Aileler çocuklarının okul önlüklerini alamayacak kadar kötü duruma düştü. Alman harbi denilen savaşın gidişatı belli olunca, Almanlara göz kırpmaktan vazgeçildi, savaş ilan edildi. Bir düğün esnasında İstanköy bombalanır, düğündekiler cümbür cemaat sahile iner. Bombalamadan sonra İtalyanlar (Almanların müttefiği) İstanköy halkı ne bulduysa biner Bodrum’a, en çok da Turgutreis’e gelirler. Radyoda ajanslarda hep savaş dinlenilir. Kahvelerde Alman tarafını tutan da, İngiliz tarafını tutan da vardır. Muhabbetin koyu tarafı savaştır. Halikarnas Balıkçısı, ‘Bu Almanlar Sovyetler’e saldırmakla tarihlerinin en büyük aptallığını yaptılar. Yazık Almanlar’a’ der. “Ünlü yapı ustası Deli Salih arkadaşlarını dürter, ‘Almanların galibiyetini hazmedemiyor komünist’ der.” Yenilgiden sonra Deli Salih, “kendi kendine, ‘Bre deli, sen burnunun ucunu göremezken adam dünyanın öbür ucunu görür. Sen nasıl iftira etmişsin bu adama’ der.”

Bodrum’da orta okul yoktu. Çocuklarını okutmak isteyenler ya göç eder, ya da çocuklarını gönderirlerdi. Gönderilen yerler daha çok Milas ve İzmir’di. Orta okula Bodrum 1949 yılında kavuşur. Çocuklar çıraklığa gönderilirdi, bu fakirlikte tercih edilen yol değildi. Bir tür hayat üniversitesi diplomasından sonra eğitime devam edenler vardı. 2. Dünya Savaşı’nın akabinde İstanbul’da, İzmir’de okuyanlar çoğaldı. Okunan yerlere vapurla gidilir. İstanbul’dan vapurla 3 günde gelinir. Yük taşıyan bu vapurlara, ‘Antalya’dan, Fenike’den un, Fethiye’den zahire, Bodrum’dan mandalina, portalal, Milas’tan gelen tütün yüklenirdi’.

Azmakbaşı’ndaki dere taştığında köprüden geçilemez, sular köprünün üzerinden de akar, sığır, manda sürüklermiş. Bodrum’un sellerle imtihanı hâlâ devam etmekte. 1954 yıllarında Bodrum’da soba bulunmadığından söz ediliyor. Elektrik gelmeden once yolları gaz lambaları aydınlatıyor. Elektrik az evde vardır. Cevat Şakir’in evi elektriklidir. O’nun evinde toplanılır. “Komşu ‘olmak her türlü sosyal iktisadi farkı siler götürürdü’ İnsanlar ayrımsız iç içe yaşar. Kimse diğer komşusunun evinin manzarası örtmezdi.

Sık rastlanan hastalıklar, kocakarı usulü ve kocakarı ilaçlarının yardımı ile iyileştirilir. Berberin diş çektiği, sünnet yaptığı yıllardır. Komşular ebe görevi görür, kırıklar çıkıklar hassas parmaklarla bilinir, gereği yapılır. Doktorun derman olamadığı kimi hastalıklara bu yollarla derman olunurdu. Bu yolların insanlara zarar verdiği vaki değildir.

Şimdi yerinde yel esmeyen ama denizen tabanında da var olmayan sünger ve avcılığı artık nostalji durumunda kalmıştır. Sünger dalgıçlığı tehlikeli ve meşakkatli iştir. Yemene içmene dikkat edeceksin, cinsel perhiz uygulayacaksın, ölüm-sakatlık dalgıcın etrafında nöbetçidir. Süngerciler için söylenen bir Rum şarkısın, süngercinin beklentilerinin tercümanıdır.

“mavi denizlene inip

  sünger, mercan avlayacağız, satacağız

  Mesut yaşayacağız

  Sevgililerimize hediyeler alacağız

  Evleneceğiz…”

Süngercilik popüler meslekti, fakat bir o kadar da ölümle sözlü, ölümle kumardı.

2. Dünya Savaşı’nda Akdeniz’de askeri gemilerden dolayı develere yüklenen sünger, Milas üzerinden Aydın’a gider, oradan trene yüklenir, Bağdat’a ulaştırılır. Bağdat’tan Basra, Ümit Burnu, Manş Denizi’nden İngiltere’ye varırdı. Ali Cengiz Milas’ta Osmanlı Bankası aracılığı ve Yokohama Spec Bank Japonya’ya ihracatı yürütür. Sünger, 2.Dünya Savaşı yıllarında stratejik meta durumundadır. Almanlar ve İngilizler bunu emaye boyalarında, gaz maskelerinde kullanıyorlardı.

Kıymetli emtia olan süngerden kazananlar olduğu gibi kaybedenler de oldu. Süngerciliğin yok oluşundaki etkenler: Küçük süngerler toplandı ve yataklar yok edildi. Ayrıca Kızıldeniz Süveyş Kanalı üzerinden gelen bir hastalık Akdeniz ve Ege’nin süngerinin kökünü kazıdı. (Bugünlerde aynı yoldan gelen bir balık türünün, aynı suların balıklarını tehdit ettiğini gazetelerden okumaktayız.) İlaveten, suni (plastic) sünger de ihtiyacı karşılar oldu. Hepsinin üstüne, Demokrat Parti döneminde süngerin dış satımının denetimi adı altında getirilen kısıtlamalar sonucu, sünger ihraç edilemez hale geldi.

Eski Bodrum’da, Doğu-Güney Doğu Anadolu’da olduğu gibi, kaçakçılık ayıplanılan eylem değildir ve kaçakçılık, halk şarkılarına girmiştir. ‘Avrupa ülkeleri Osmanlı borçlarını tasfiye etmek için bir reji idaresi kurmuşlardı. Pul, balık, tütün, tuz rejinin tekeli altındaydı, gelirlerinden bu reji faydalanırdı. Fiyatlarına bakılmaksızın rejiye para giderdi. İstanköy Milas’ta iyi içimli tütün üretilirdi. Rejiden pahalı tütün almaktansa kaçak olanı içmek uygundur. Böylece reji idaresine karşı gelmek, vatanseverliktir de, aynı zamanda.

denizlerde reji idaresinin kolcuları teknelerle kaçakçılığı önlemeye çalışırlar. Hem gümrükçüleri, hem kolcuları halk pek sevmezdi. Hepimizin bildiği Çökertme türküsü, kaçakçı türküsüdür. Devletin beslemeyip aç bıraktığı yıllarda, jandarma kaçakçılarla işbirliği yapar, rüşvet alırdı. Veya kendisi kaçakçılık yapardı. Kaçakçılık riskli, ama ayıplanacak meslek değildi. Savaş yıllarında eksiklerin temin edilmesi için kaçakçılık artardı. ‘İstanköy’den sigara kağıdı, saçma, barut, şeker, Avusturya unu, Kıbrıs kumandaryası, Sakız mastikası, Rodos’tan barut, saçma, jarse kumaş, çeşitli kokular getirirlerdi (…)’

‘Bodrum halkı fakir olduğundan bu malların asıl alıcıları Milaslılardı; onlar zengindi. (…)’

Bodrum’un dün farklı olan zorlukları vardı. Bodrumlu, Bodrum’un yerlisi bugün Bodrum’da yaşamakta zorlanıyor. O zaman sormak lazım, ‘bu kent kimindir?’.

(*) Eski Bodrum’u konumlandıran eski bir deyiş.

(**) Kaynaşma: Burada dostluk, arkadaşlık, ahbaplık anlamındadır. Yoksa sosyolojik bağlamda değil.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık