• 25 Nisan 2019, Perşembe 23:15
KonukYazar...

Konuk Yazar...

Mazbata  mazbata olalı böyle çile görmemişti!

MURAT SEVİNÇ

Diken.com.tr

 

Aşağıdaki satırlar, İBB başkanlığına seçilen İmamoğlu’nun siyaset diline ilişkin bazı gözlemlerden ibaret olacak. Bir de ufak tefek saptamalar, varsayımlar, öneriler.

Öncelikle yerel seçimin, son yıllardaki bir iki ‘oylama’ gibi demokratik seçimin temel ilkelerinden mahrum olduğunu bir an dahi unutmamak gerekiyor. Asıl savunulması/gündemde tutulması gerekenin ‘adil seçim’ olduğunu akıldan çıkarmamakta yarar var. Yaşadığımız süreç ‘seçimden’ başka her şeye benziyordu ve eğer üç büyük şehri almış olmanın rehaveti ağır basar da bu ‘felaket’ mütemadiyen gündemde tutulmazsa, yeni ve daha vahim felaketlerin yaşanması işten değil.

Bir kez daha: Seçimden, ilkeleri anayasa ve yasalarla belirlenmiş seçimi anlıyorsak (ki başka olasılık yok), yaşadığımız süreç bir seçim süreci değildi. Bundan öte dile getirilecek her değerlendirme, affedin, zırvadır. Muhalefet kazandığı her yerde ‘seçim olmayan bir seçimin’ koşullarını aşarak başardı. Üçüncü MC’nin (Milliyetçi Cephe) üslubu ise daha önce eşi görülmemiş nitelikteydi. Şaka maka seçmenin yarısına ve onların siyasi temsilcilerine, edilmedik hakaret bırakılmadı.

Fakat, hakaretler ve akıl fikir almaz arsızlıktaki ithamlar, kaçınılmaz bir biçimde ‘sözün’ ciddiye alınabilirliğini ortadan kaldırıyor bir süre sonra. Bir bakkala, otuz yıllık müşterisinin ve komşusunun ‘terörist’ olduğunu anlatamazsınız. Bir insanın, farklı partiye oy veren amca oğlunun ‘zillet’ olduğunu kabullenmesi pek mümkün değil. Türkiye’de gözle görülür bir kamplaşma var kuşkusuz. Ancak bu denli büyük baskı ve propagandaya rağmen insanların günlük yaşamda kendilerini o kadar da kaybetmemiş olmaları hâlâ büyük nimet.

Görünen o ki iktidar ve her bir aygıtının, özellikle perişan hâldeki basın-yayın organlarının durumu, artık açıkça muhalefetin elini güçlendiriyor. Okunmayan gazeteler, seyredilmeyen TV’ler, ciddiye alınmayan, alınma ihtimali olmayan TV yorumcuları…

Bir ‘dalkavuk’ aynı zamanda ‘çapsız’ olmak zorunda değil elbette. Üçüncü MC’nin talihsizliği ve çaresizliği, çevrelerindeki halenin ürkütücü bir niteliksizlikle malûl oluşu. İktidar dalkavuklarının üstün performansının, küskün muhalif seçmeni canlandırdığı açık!

Üçüncü MC’nin yarattığı seçim ortamı ve ülke koşulları, yeni şeyler söylemek isteyen bir siyaseti de mümkün ve gerekli kılan koşulları yarattı. Daha doğrusu, doğumu hızlandırdı.

O koşulların ilk filizi, kısa sürede çok büyük hayal kırıklığına dönüşen Muharrem İnce oldu. Bir umut arayışını canlandırdı, telaşlı kitleleri çevresinde topladı ve canlandırdığı hızda, hatta bir gecede her şeyi yerle bir etti. Siyasi tarihimize trajik bir siyasal figür olarak geçme ihtimali büyük.

İkinci filiz, Ekrem İmamoğlu oldu. Büyük ölçüde Erdoğan’ın (ve belli açılardan İnce’nin) ‘antitezi’ sayılır İmamoğlu. Adını ilk kez üç ay önce duydum. Aday yapılırken hiçbir katılımcı (taban katılımı) yol denenmedi ve parti merkezi ‘Allah’ın emriyle’ münasip gördü kendisini. Ortalama seçmen için sürpriz bir isimdi. Fakat gerek danışmanları, gerek Canan Kaftancıoğlu ve gerekse kendi çabasıyla, emeğiyle, çok kısa sürede tanındı, sevildi. Seçim süreci ve gecesinde olağanüstü başarılıydı. Sonuçların sündürülmesi ile popülaritesi daha da arttı. Son iki haftada, kolay lokma olmadığını ve olmayacağını defalarca gösterdi.

Nasıl biri İmamoğlu? Hiç karşılaşmadığım ve yalnızca üç aydır takip ettiğim bir siyasetçinin ‘kim’ olduğu hakkında iri sözler sarf etmek saçma ve gereksiz olur.

Yalnızca bir iki izlenim, his ve tahmin: Bana son derece düzgün, efendi bir ANAP’lı gibi görünüyor Ekrem İmamoğlu. Bu bir eleştiri değil, izlenim. 1980’lerin ‘ANAP söylemini’ 2019’a uyarlarsanız, büyük ölçüde böyle bir siyasetçi çıkar ortaya. Bir sözüyle Özal’ı, bir davranışıyla Adnan Kahveci’yi, bir eylemiyle Hasan Celal Güzel’i çağrıştırıyor. Hem Muhsin Yazıcıoğlu’nu hem Deniz Gezmiş’i anabilecek bir performanstan söz ediyorum. Çok başarılı, dükkanına gelecek her müşteriyi ikna edebilecek sempatiye sahip bir lokanta işletmecisi gibi.

Ama örneğin eşiyle araçta giderken, “Koy bir kaset de keyfimize bakalım” diyecek birine de benzemiyor. Ya da şıpıdık terlikle askeri kortej denetlemez! Bunlar da sanırım CHP’lilikle ilgili. Nitelikli bir ANAP’lının CHP’lilik hamurunda yoğrulmuş hali gibi.

Dolayısıyla henüz, sosyal demokrat nitelikleri mi, ANAP’lı halleri mi öne çıkacak belli değil, bunları zaman gösterir. Hâl böyleyken, aslında İmamoğlu gibi bir siyasetçinin parlıyor olmasında, CHP’nin giderek ANAP benzeri bir merkez partisine (içinde solcuların da olduğu) dönüşmesinin payı var. Tabanı değil, yönetimi kastediyorum. Şu soru üzerinde kafa yormaya değmez mi: Menderesçi yani DP’li olan Ege ve tabii İzmir, neden CHP’ye oy veriyor?

Dolayısıyla yaşam tarzına düşkün ve endişeli muhitlerde çok oy alıyor ve bu oyun, önerdiği güçlü sosyal politikalarla vs. pek ilgisi yok. İzmir, Beşiktaş, Kadıköy, Çankaya, sosyal devlet vaatlerinden çok yaşam tarzı güvencesine oy veriyor. İşte İmamoğlu pek çok özelliğiyle söz konusu gereksinime, ezcümle ‘müdahalesiz bir yaşam talebine’ denk düşen biri siyasetçi.

Yine aynı kaynaktan doğan bir diğer özelliği de, dindar oluşu kuşkusuz. İmamoğlu’nun içtenlikle ‘dindar’ olduğundan bir kuşkum yok. Ancak bu içtenlik, yalnızca iki üç ay içinde, kendisinin ‘Yasin’ de okuyabildiğini öğrenmemize engel olmadı! Oysa, örneğin son derece dindar başka siyasetçiler de var Türkiye’de ve kamuoyu bunu hiç bilmez.

İşte burada şöyle bir sorun var: Türkiye’de asgari düzeyde de olsa dindarlık, artık siyasetin olmazsa olmazı haline getirildi. Ya dindar olacaksın, ya dindar görüneceksin. Kabul, böyle bir rejimle mücadele ederken popülizmin asgarisi her eve lazım, ancak bu teslimiyet, inanç özgürlüğü ilkesinden verilen devasa ve tehlikeli bir ödün. Geçenlerde, Kılıçdaroğlu’nun parti grup toplantısında, kendisinin ne kadar Müslüman olduğunu anlatmak zorunda kaldığı/hissettiği konuşması çok trajikti. Coşkuyla alkışlanması daha da vahimdi.

Oysa siyasetçilerin önünde iki yol var: Ya, “Herkes kendi işine baksın, inancını özgürce yaşasın ve diğerini sorgulamasın” diyecekler ya da ‘ben daha dindarım’ yarışına girecekler. İki ayrı toplum ve ülke tercihidir bu. Şimdilik siyasetin çıtası, ‘hepimiz Müslümanız elhamdülillah’ seviyesine çekilmiş durumda. İslamcı siyasetin büyük başarısıdır bu!

Tabii, dindarlığın, mütedeyyin kesimi çok memnun ettiği de bir gerçek. Kişisel olarak tanığım, bizim ‘dindar kenar mahalle’ İmamoğlu’nu çok sevdi. Hatta, ‘her gelin kızın rüyası, Zetina dikiş makinası’ muamelesi gördüğünü söyleyebilirim! Hakikaten, böyle bir havası var Ekrem İmamoğlu’nun. İdeal damat adayı!

Zaten AKP’lileri en çok çileden çıkaran şeylerden biri bu oldu. Kendi seçmeni sevdi İmamoğlu’nu. Malumunuz, asıl marifet, oy vermeyenlerin sizin hakkınızda olumlu düşünmesini sağlamaktır. Ekrem İmamoğlu, CHP’ye oy vermeyenler tarafından takdir edildi. Bu çok önemli bir başarı. Ve tabii cumhurbaşkanlığı seçimi açısından büyük tehlike!!

İmamoğlu şunu başardı hakikaten ve bana kalırsa seçimin en büyük kazanımı bu oldu: Son yıllarda en aklı başında bildiğim insanlardan dahi işitmeye başladığım, “Ancak onun (Erdoğan) gibi biri kazanabilir” zırvası sona erdi. Onun gibi polemik yapan, onun gibi bağırıp çağıran, onun gibi hiç bir sözün altında kalmayan… Muharrem İnce, bu ‘varsayımın’ adayıydı biraz da.

Bu saplantının nasıl bir lüzumsuzluk olduğu görüldü. Şükürler olsun. İmamoğlu’na sırf bu yüzden dahi şükran borçluyuz. Bağırmadan, sükunetle, saygılı davranmanın ne denli önemli ve cazip olduğunu herkese göstermiş oldu. Artık bu üslup dışında bir tercihin muhalefette başarılı olamayacağı kanısındayım. Yaşasın sükûnet, direnç ve saygı…

Tabii bir de yüz yüze siyasetin, halkın arasına karışmanın nasıl belirleyici olduğunu hatırlatmakta yarar var. Yeni olan, değerli okur, yeni olan yöntem bu: Yurttaşla yakın olmak. Yüz yüze olmak. İnsanların içinde olmak. Kahvelerde olmak. Konuşmak. İletişim kurmak.

Henüz kesin kanaatler için erken. Bakalım neler olacak, İmamoğlu nasıl devam edecek.

İttifak siyaseti, CHP tabanının CHP yönetiminden ve profesyonel siyaset erbabından ne denli ileride olduğu, yeni siyaset yapma yollarının gerekliliği, İmamoğlu’nun muhtemel ‘istikbali’ ve tabii Kürt seçmenin tercihlerinin belirleyiciliği, sonraki yazıların konusu olsun.

O oy çuvallarının yanında uyuyan ve adı bilinmeyen partililere, sorumluluk sahibi az sayıda milletvekiline, Canan Kaftancıoğlu’na, Ekrem İmamoğlu’na ve şu sonuçlarda emeği geçenlere, bir ‘yurttaş’ ve ‘seçmen’ olarak teşekkür borçluyum…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık