• 27 Ocak 2019, Pazar 23:31
KonukYazar...

Konuk Yazar...

BİR KIŞ GÜNÜ KIYIKIŞLACIK..

Günübirlik Bir Ziyaretin Ardından…

BİR KIŞ GÜNÜ KIYIKIŞLACIK..

Yazları Ege'nin ışıl ışıl güneşine alışkın olan biz Egeliler, iliklerimizi bile donduran bu soğuklarda, bitmek bilmeyen sağanak yağmurlarla daha çok evlerimize kapandık. Civardaki çevre dağlara yağan karın soğuğu ve üstümüze çöken bu kapalı, gri gökyüzü insanı mutsuz ediyordu. Hayata, insanlara, yoğunluğa kısa bir molanın tam zamanıydı. İşte bu kasvetli havalarda, denizin kenarındaki sarı kumlarda yalınayak yürüdüğümü hayal ediyor, mis gibi deniz kokusunu özlüyordum. Sakin bomboş sahilde durmalı, öylece uçsuz bucaksız denize, martılara bakmalıydım. Kilometrelerce uzakta olmasına rağmen deniz beni çağırıyordu. ''Gel de hasret giderelim'' diyordu.

Ege'den uzakta yaşadığım yıllarda, ilerde bir gün gidip görmek için Ege sahillerini araştırırken İzmir'den hemşire bir arkadaşım ''ben Kıyıkışlacıklıyım. Şirin, küçük bir köy. Mutlaka git gör. Güzel bir yer'' demişti. İşte o gün bugündür Kıyıkışlacık, dağarcığımda bir kenarda öylece saklıydı. Bir cumartesi günü, beklenildiği gibi hava yağmurlu değildi, güneş bulutların ardından nihayet bize yüzünü göstermişti. Eşime ''hadi çıkıp bir yerlere gidelim ''dedim. Biz planlar yaparken hayat beklenmedik zamanlarda pat diye kendi planlarını karşımıza çıkarıveriyordu. İşte o nedenle bazen de hayatı öylesine içimizden geldiği gibi, ertelemeden, spontene yaşamak gerekiyordu. ''Ören'e ya da Kıyıkışlacık'a sahile gidelim'' dedim. Eşim şaşkın bir halde nereye nasıl gideceğimizi daha anlayamadan çoktan sırt çantalarımızı almış yola çıkmıştık bile. Herşeyi öylece bırakıp evden çıktık ve direk Milas araçlarına bindik. Oradan Kıyıkışlacık'a nasıl ulaşacığımızı bile bilmiyorduk ama bu çağda illa ki bir araç bulunurdu, dağ başında kalmayacaktık ya.

Şehirlerarası uzun yolculukları seviyordum. Ruhunuzu dinlendirmek, kafanızı dayadığınız aracın camından, hızla kayıp giden ağaçları, tarlaları, kiremitli evleri seyretmek insana huzur veriyordu. Yatağan'dan sonra yemyeşil tarlalar, ağaçlar sular içindeydi. Sisli bir havada, ıssız sakin yerlerden geçmek insanı dinlendiriyordu. Sadece doğa vardı.Geçtiğimiz yollarda insanoğlu kuytuya çekilmiş, çimenler, tarlalar, toprak, ağaçlarla başbaşa kalmıştı. Müthiş dinlendiriciydi. İnsanın en sıkıldığı zamanlarda yüzünü doğaya dönmesi kadar güzel birşey yoktu. Doğa dağlarıyla, güneşiyle, deniziyle her zaman kurtarıcımızdı.

Milas'a vardığımızda, çevre beldelere araçların kalktığı, şehiriçindeki eski otogarda indik. Bir önceki Kıyıkışlacık arabası daha biraz önce kalkmıştı. Bir sonrakine 1,5 saat vardı. Milas, Güllük, Ören, Söke vb her yere ulaşımın çok kolay olduğu bir yerdeydi. ''Beklemek yerine istersen gel Ören'e gidelim'' dedi eşim. ''Hayır'' dedim ''ben ne zamandır Kıyıkışlacık hayalleri kuruyorum. Buraya kadar gelmişken vazgeçmeyelim''. Uzak da olsa Kıyıkışlacık'ı görmeden dönmeyecektim. Ilık güneşli bir havada beklerken eski otogarda çaylarımızı yudumladık. Şoförlerden araçlardaki tabelalarda yazan civardaki beldeleri de öğrendik tek tek. 14.45 te nihayet Kıyıkışlacık aracı kalktı. Kış sezonu olduğu için Kıyıkışlacık arabaları geç kalkıyordu. Biz hariç arabada sadece iki kişi vardı. Bunlardan biri de Kıyıkışlacık'tan 6 km daha ilerideki Zeytinlikuyu'dan hergün Milas'a liseye gelip giden bir kız öğrenciydi. Yol boyunca sorularımla onu sohbete dahil ettim. ''Zeytinlikuyu'ya da bekleriz'' dedi. Araba o kadar çok gıcırdıyordu ki, eski taş yollarda sallandıkça Kıyıkışlacık gözüme artık çok uzak gelmeye başlamıştı. Bu keşif macerasına çıkarkenki tutkum, heyecanım neredeyse yavaş yavaş kaybolmak üzereydi. Dümdüz ovanın ortasındaki ince bozuk bir yolda ilerliyorduk. Ovakışlacık köy meydanındaki köylülerin önünden geçtik. Ege'de köyler, köy hayatı hep birbirine benziyordu. Erkekler kahvede oturmuş pişti oynuyor, kadınlar çiçekli şalvarlarının altına lastik çizmeleri giymiş inekleri besliyordu. Kapı önlerindeki demir güğümler, sağılmış inek sütlerini bekliyor, traktörler yanımızdan geçiyordu. Heybetli çamların, sık zeytin ağaçlarının arasında ilerliyorduk. Çok uzakta nihayet deniz görünmüş, beyaz beyaz villalar sıra sıra dizilmiş, caanım yemyeşil tepelerde taş yapılar tesbih tanesi gibi sırıtıyordu. İşte orası Bodrum Güllük, tam karşı kıyısındaki küçük köy ise Kıyıkışlacıktı. Kıyıkışlacık'a yaklaştıkça, tarihe, yüzyıllar öncesinden hala günümüze kadar ayakta kalmış olan antik yapılara merakı olanları cezbedecek İASOS tabelaları vardı. İASOS, denizin yanıbaşında, göğe uzanan sütunlarıyla geniş bir yarımada üzerinde öylece duruyordu. Ege'de ocak ayında bile yemyeşil olan çimenlerin, zeytin ağaçlarının arasında köylüler, inekleriyle bu tarihi kalıntıların içinden gelip geçiyordu. Nihayet Milas'tan 28 km sonra, girişteki bazı evlerin arasındaki arsalarda bağlı olan ineklerin, köy olduğuna dair tek işaret olan Kıyıkışlacık'a vardık. Küçük dar bir sokakta, bir kahvenin önünde araba durup içindeki yolculardan biri indiğinde ''Kıyıkışlacık burası mı'' diye sorduk şoföre. ''Evet'' dedi. Gelmeden önce bu balıkçı köyü hakkındaki bilgilere internetten bakmıştık, sahilde restaurantlar kafeler var diyordu ama biz arabadan görememiştik. ''Sahili nerede'' diye sorduk ''az ileride'' dediler biraz önceki dönemeçte yanından geçtiğimiz ineklerin olduğu tarafı tarif ederek. ''Birşeyler yiyebileceğimiz restaurant var mı orada'' ''Var,var'' dediler, gayet kendilerinden emin bir şekilde. Lakin kış sezonu olduğu için lokantaların çoğu kapalıydı. Sahile doğru merakla yürürken martılar tepemizde uçuyor, denizden tekne sesleri geliyordu. İşte günlerdir özlediğim deniz tam dibimdeydi. Kıyıda balıkçı tekneleri motorlar diziliydi yanyana. Puslu ve kapalı havaya rağmen yağmurluklarını ve botlarını giymiş balıkçılar ağları onarıyordu. ''Balık var mıdır bu havada'' diye sordum bilgi almak isteyen merakımla. 'Fırtınaya bağlı'' dedi ikisi de ellerini ağlardan, gözlerini yaptıkları işten ayırmadan. ''Rastgele'' deyip yanlarından ayrıldık. Teknelerin hemen karşısındaki Kıyıkışlacık Kalesi, Güllük evlerini, uçsuz bucaksız masmavi denizi, en tepesinde rüzgarda uçuşan Türk bayrağıyla selamlıyordu. Sahilden hemen başlayan zeytin ağaçlarının arasından, doğa yürüyüşü yaparak, tepeye Kale'ye tırmanmak benim gibi bir doğaseveri daha çok heyecanlandırıyordu.

Teknelerin olduğu kıyı boyunca püfür püfür esen rüzgarda öylece yürüdük sahil boyunca. Karşı yakada liman, limanda tankerler, yük gemileri vardı.Denizin bu yakası ise öyle sakindi ki, kanat çırpmadan süzülen martıların, üzerinde sallanan teknelerle hafif hafif dalgalanan denizin hışırtısı duyuluyordu bir tek. Balıkçı teknelerinin ve kafelerin bitiminde, eskimiş, artık işe yaramayan bir sürü tekneyi ilk kez bu kadar yakından görüyorduk. Kıyıkışlacık'ın bu tarafı eski tekne müzesiydi sanki. Yan yatmış, ters dönmüş öylece duruyor, ömürlerinin bitmiş bu son günlerinde, karadan Güllük sahilini seyrediyorlardı. Erkek olduğu için midir bilemem bu eski tekne hurdaları eşimin daha çok ilgisini çekti. Boyaları silinmiş, ahşapları çürümüş bu teknelerle resimler çekildi. Ben ise denizin, bu sessiz sakin küçücük köyde verdiği huzurla ilgileniyordum. Açık olan tek tük mekanlardan balık fiyatları aldık. Küçük balıkların çoğu sabahtan bitmişti. Kasalarda tek tük büyük balıklar kalmıştı. Çok meşhur olmuş rağbet gören mekanlardan ziyade samimi, doğal, rahat edebileceğimiz küçük salaş bir yer arıyorduk. Hafif atıştırabileceğimiz tost tarzı birşey bile yoktu sahilde. Köyün girişinde yolun sağında bir kahvaltı mekanı olduğunu söyledi köylüler. Kıyıkışlacık'taki tek kahvaltı yeri bu küçük barakadan oluşan Elif'in Yeri'ydi. İçeri girdiğimizde çakıl taşlı bahçe zeminde, ahşap masalarda ailecek komşularıyla çay içiyorlardı sıcacık kuzine başında. Bir kış günü, bir sahil köyünde biz de o kuzinenin başında ısındık. Mekanın işletmecisi köyün tek taksi durağı İASOS Taksi Durağı'nı arkadaşlarıyla kuran Kayahan Bey'di ve günümüz esnaflarında artık pek kalmayan bir misafirperverlikle, insanı hayrete düşürürcesine, kendi yedikleri kek, pasta ve kısırlardan hemen bizlere de ikram ettiler. Hoşsohbet, iyi karşılayan bir aile mekanıydı. Çay eşliğinde kuzine başında ikramlıkları ve gözlemelerimizi atıştırdık. ''Bundan 15 sene önce Kıyıkışlacık daha güzel, daha hareketliydi'' dedi Kayahan Bey. ''Artık eski yoğunluğu, kalabalıklığı kalmadı. Zamanla ziyaretçiler azaldı'' dedi. Belki de köyün bu sezonda tek ziyaretçisi biz olduğumuz için bu kadar hoş sohbetle karşılanmıştık. Ücretlerini bile almadıkları çaylarımız için teşekkür ederek ''yaza tekrar ailece gelmeyi düşünüyoruz. Şu an günübirlik keşfetmeye geldik'' dedik.

Gitmek isteyenlere tavsiye ederim. Yolunuz Kıyışlacık'a düşerse hemen girişte sağda Elif'in Yeri'nde oturup birşeyler atıştırıp Kıyıkışlacık'ın yerlilerinden Kayahan Bey'le sohbet edin. İASOSun küçük antik tiyatrosunun basamaklarında oturun. Yüzyıllara,yağmurlara inat göğe yükselen sütunlarına bir sarılın. Patikadan Kale'ye çıkıp en tepede Hristiyan Bazilikası'ndan Kıyıkışlacık'a bir bakın. O tarihin insanları bu tepede toplanıp dini ayinler, törenler yapmış; tarihe bir de siz tanık olun. Kale'nin en tepesine çıkıp yüzünüzü Bodrum sahiline dönerek kollarınızı açıp denizi koklayın. Yüzünüze çarpan rüzgara inat güneşi kucaklayın ve benim için bir de denizin kokusunu ciğerlerinize doldurun. Tepedeki yemyeşil çimenlerden aşağı inerken ocak ayında açmış mor dağ lalelerine dokunun. Aşağı indiğinizde Kıyıkışlacık'ın sol yanındaki en uca kadar yürüyün. Taşlara usul usul çarpan dalgaları dinleyin. Yakınlardan arabalarıyla gelmiş,s eyyar kamp sandalyelerinde sahilde başbaşa mangal yapan haftasonu aşıklarıyla selamlaşıp Batı Limanı'ndaki KULE’yle tanışın bir de. Kıyının yanıbaşında, denizin ortasında, yüzünü denize dönmüş, uçsuz bucaksız maviliğe kollarını açmış, Kıyıkışlacık'ı bekleyen Kule'yle de selamlaşın. Ben günübirlik bu hafta sonu kaçamağında öyle yaptım. Size de tavsiye ederim. Sahilin en ucunda durmuş, önümde tamamen masmavi deniz.. ayağımın dibinde dalgalar.. ufukta harikulade bir günbatımı.. Kule'ye coşkuyla sevinçle el salladım. Piri Reis tarafından Osmanlı zamanında da olduğu yazıyordu kulenin. Orada tek başına, mağrur bir şekilde denize kucak açıyor, dalgalarla dans ediyordu hergün. İşte yolunuz Kıyıkışlacık'a düşerse birgün, Bodrum Güllük'ün tam karşı kıyısında, denizin ortasında duran o harika kuleye benden de kucak dolusu selam söyleyin. O kıyıda öylece durup kendisini, kıpkızıl ufku, batmak üzere olan güneşi ve o büyüleyici harikulade manzarayı seyrederken bir tek duyulan dalga seslerini dinleyin bir de..

Aysun ÇUBUK

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık