Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 14 Ekim 2019, Pazartesi 6:18
KonukYazar...

Konuk Yazar...

“Monşerlerden” fikir alınsaydı Türkiye bu durumda olmazdı

Prof.Dr. İzzettin ÖNDER / odatv.com

 “Eğer” sözcüğü ile başlayan bir ifade, oluşmuş durumun başka koşullarda ya da farklı kararlarla farklı ve daha olumlu olarak gerçekleşebileceğini anlatır. Bu mantık bazı hallerde fevkalade geçerli olabildiği gibi, bazı durumlarda da oksimoron özelliği taşır. Bu ifadenin tartışılmasının yeri burası olmadığından, derin tartışmaya girmeden, olaylar ya da oluşumlar arasındaki nedensellik ilişkisi üzerinden günümüzün gelişmelerini irdelemeye yöneleceğim. Şöyle ki, hiçbir olay ya da oluşum sebepsiz ve mazisi olmadan oluşamadığı gibi, belirli neticeleri oluşturmadan da tarih sahnesinde yerini almaz. Suriye’nin kuzeyinde yürütülen operasyon da hem bir geçmişin birikimli sonucudur hem de oldukça önemli etkilerini ileriki dönemlere taşımaya adaydır. Ne var ki, bu denli karmaşık bir olayın tüm neden ve sonuçlarının böyle bir yazıda analizi olanaklı olamayınca bazı önemli noktalara değinmekle yetineceğim.

Kucağımıza siyasi ve askeri yönüyle bir bomba gibi düşmüş olan son operasyon ne sebepsizdir ne de kesinlikle öngörülemez niteliktedir. Keşke siyasilerimiz usta birer satranç oyuncusu ya da usta matematikçi olmuş olsa idi ne böylesi olaylara saplanır, ne de kalkınma çabalarımızda akamete uğrardık! Heyhat, o fırsat şimdilerde biraz ileride görülüyor. Umarım yanılıyorumdur!

BUGÜN GELDİĞİMİZ NOKTA, DEVASA ORTADOĞU PROJESİ HAMLELERİNDEN BİRİNİ İŞARET ETMEKTE

Önce içteki manzaraya bir bakmamız gerekmektedir. Bir ülkede iç siyasetin temel ilkeler çerçevesinde şekillenmesi çoklu ulusal ve uluslararası koşul ve dinamiklere tabi olmakla beraber, orta vadeli yürüyüşlerde gidişata hâkim olmak oldukça olasıdır. Bugünkü Türkiye böyle bir tabloda fazla olumlu görüntü vermemektedir. İçte parçalanmış bir toplum, belli-belirsiz sebeplerle siyasi kadronun (ülkenin değil!) anlaşılamaz beka sorunu, bütçede yama yapacak yer kalmamış olması; dışta ise hemen tüm komşularıyla çatışmalı bir siyaset sürdürürken, bu olumsuz veriler üzerinde siyasilerin kısa erimli hesaplarıyla uzun erimli askeri harekâta girişmiş bulunmaktayız. Sonucun ülkemiz ve insanlık için olumlu sonuçlanması dileği ile bazı noktalara değinmekte yarar görmekteyim. Her şeyden önce, girilen aşamanın iç ve dış hazırlayıcı politikalarını iyi yorumlayabildiğinden kuşku duyduğum siyasi çevrelerin, girilen oyunun ileri hamlelerinden çok iç siyasi etkilerini hesaba kattığı kanısındayım. Oysa bugün geldiğimiz nokta, devasa Ortadoğu projesi hamlelerinden birini işaret etmektedir.

İyi oyuncu hamasete değil, akla sığınır; akıl ile yürütülen siyasette hırs geri plana çekilerek, öngörüye dayalı hesaplamalar ve siyasi manevra olanakları devreye sokulur. Bu açıdan meseleye yaklaştığımızda, girişilen dış müdahalede iç siyasetin konsolidasyonundan, mali durumun düzeltilme çabalarına dek bir dizi iç sorunun dış hamlelerle çözülebileceği düşüncesinin başat olduğunu görmekteyiz. Aklın kullanıldığı siyasi hesaplamalarda hiçbir zaman dış risklerin içte siyasi tabanın konsolidasyonunda kullanılması söz konusu olamaz, çünkü dış riskler içte ekonomiyi olduğu kadar bizzat konsolide edilmeye çalışılan siyasi tabanı da eritir.

Bir maceraya sürüklenirken öngörülmedik aşamalar bahane oluşturamaz. Bir zamanlar kendisini dünya devi olarak gören Amerika Ortadoğu’da sınırların değiştirileceğini basa basa anlatırken, akabinde Büyük Ortadoğu projesi diye ne olduğu ve içinin kimler tarafından doldurulduğu açıkça bilinen proje eş başkanlığına atama yaptı. Ne ilginçtir ki, ağa kendi projesine kendi elemanını değil de, başka iki ülkenin hem de en üst düzey siyasisini atadı. Bu atama yapılırken ne atama yapan merci ne de atanan siyasiler ilgili ülke haklarından izin alma külfetine girdi. Belki de, uzun zaman süzgecinden imbiklenerek gelen Dışişleri elemanlarından, monşer olduklarından dolayı bilgi ve görüş alma külfetine de girilmedi. Eğer, ufak bir zahmete katlanılıp monşerlerle bir fikir alış verişi yapılmış olsaydı, belki bugün durum daha farklı olabilirdi!

TÜRKİYE PROJENİN YÜRÜMESİNE KATKI SAĞLAMA DURUMUNA DÜŞÜRÜLÜYOR

Ortadoğu’yu şekillendiren ağa doğal olarak projesini de tedricen uygulamaya koyacaktı. Ortadoğu’nun üç önemli devletleri olan Türkiye, İran ve Mısır’ın odakta olduklarını tahmin etmek çok da zor değildi. Zaten Mısır derhal halledildi. Sıra İran ve Türkiye’de idi. Bir NATO üyesi olarak Türkiye, İran gibi doğrudan değil, biraz farklı ve dolaylı işleme tabı tutuluyordu; dış tacizle Türkiye’ye yönelmek gerekiyordu. Ortadoğu’da da para verenin taşeronu olarak istenilen amaç doğrultusunda kullanılabilecek çok sayıda beyni yıkanmış insan vardı. Bu insanlara askeri mühimmat vererek besleyip, olayı perdeleyebilmek için de, bazı aşırı olayları baskılayarak göz boyayıcı sürenin dolması ve durumun olgunlaşması gerekiyordu. Taşeronlar beslenip yetiştirilirken, aynı zamanda da Türkiye’ye dostane yaklaşımlarla mücadele görüntüsü verilip, işin ihalesinin realize edilme zamanı olgunlaştığında da devir teslim yapılması tasarlanıyordu.Karşılıklı ve hesaplı sürdürülen atışmalı mücadelede süreç olgunlaştı (ip çekme oyununda bir tarafın ipi aniden bırakması gibi) ve işlemeye başlıyor. İlginçtir ki, Türkiye, yılların dostu Suriye topraklarında operasyona sürüklenerek, amaçtan bağımsız da olsa, projenin yürümesine katkı sağlama durumuna düşürülüyor.

SONUN BAŞLANGICI DA BUDUR

Eğer aklını hırsa kurban edenlerin dışarı itilip, monşerler devreye alınmış olsa idi buralara nasıl varılırdı konusu, iki durum aynı anda test edilemeyeceğinden dolayı bilinemez. Ancak, sürecin dışında kalmada ayak diremiş olan İran örneği önemli bir göstergedir. Ülkeler arasında mutlak bağımsızlık yoktur, olamaz da. Fakat ülkeler arasında bu denli bağ da olamaz. NATO üyesi olmak bazı durumları zaruri kılabilir, ancak ülke siyasetine bu denli giriş, salt güçlü devletin davranışlarıyla değil, hatta ondan da öte, ülke siyasilerinin aklın önüne geçirilen hırsın basireti körleştiren davranışı ile açıklanır. Bu süreç salt çok değişkenli ve denetlenemez güçlerin sürüklediği belirsizlikle açıklanamaz. Ülkede ekonomi ve siyaset siyasilerin özel amaçları doğrultusunda rayından çıkarıldığında ortaya çıkan siyasi zafiyet içte toplumu bölerken, maalesef dıştan da siyasete dolaylı yollardan etkili olma olanağı sağlayabilir. İlk anda denge gibi görülebilen süreç, merkezkaç kuvveti ile kütlenin giderek merkezden uzaklaşması misali, iç siyasi dengede sarsıntı yaşanır, duruma hâkim olmaya çalışan başat siyasi kadro ise çoklu siyasi süreçten, tek siyasetçi hâkimiyeti ile durumu kotarmaya yönelerek siyaseti sertleştirir. Sonun başlangıcı da budur.

ÜLKE MESELESİ ÖNÜNE PARTİ VE SİYASETÇİ MESELESİ GEÇTİ

Suriye operasyonunun yükselttiği hamaset duyguları siyasette ve yönetimde ülkenin kaosa sürüklenmesi ile sonuçlanabilir. Muhalefet partileri üzerinde kurulan baskı, büyük bir oy patlaması ile kaybedilen İstanbul Büyükşehir Başkanlığı üzerine kurulan ve tüm hukuk ve hak arama yöntemini çiğneyen baskıda yansıdığı üzere, ülke geleceği açısından iç açıcı gözükmemektedir. Öyle anlaşılıyor ki, ülke meselesi önüne parti ve siyasetçi meselesi geçmiştir.

Bol kaynakların taşa toprağa yatırılmasıyla yitirilen inanılmaz fırsatların karşımıza borç yığını olarak çıkmasına ek olarak, anlamsız yinelenen seçimlerle yitirilen kaynaklar da eklenince askeri operasyon önemli fırsat sağladı. Medyadan izlendiği kadarı ile, vergi sisteminde yaygınlaşma ve oran ve matrah değişiklikleri ile gelir artırımı yoluna gidilmesi düşünülmektedir. Eğer gerekli özen gösterilemezse ki, bu koşullarda oldukça zor gözüküyor, orta gelir tuzağında patinaj yapan ülkemiz, yeni vergi yükleri ile daha bozuk gelir dağılımına sürüklenecektir. Sermaye tepkisi nedeniyle yatırımlar daralabileceği gibi, işsizlik de daha yüksek boyutlara çıkabilecektir. Ancak, operasyonun bu koşulları dayattığı düşünülebileceği gibi, acaba tersi de düşünülebilir mi? Bu muhakemeyi değerli okuyuculara bırakmakla beraber, şunu da belirtmekte yarar görüyorum. Örneğin, 2000 IMF-Derviş programını ve bol serseri parayı ülkeyi buraya getiren hırsla değil de, sanayinin tüm ülkeye yayılması programları ve teknolojide hamlelere yöneltici akılla kullansaydık bugünkü durum daha farklı olmaz mı idi!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık