• 31 Aralık 2020, Perşembe 6:41
Prof. Dr. KemalKocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

2020 YILININ DAYANILMAZ ACILARINI AŞMANIN UMUDUNU TAŞIMAK…  

“Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle/çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı/Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına/Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı.” Ataol BEHRAMOĞLU

            Son otuz yıldır hayata geçirdiğim bir geleneğim vardı.  Her yılbaşı akşam üstü  seçtiğim salaş, kuytu restoranda bir bardak beyaz bir akışkanla tüm boyutlarıyla kendimle hesaplaşırdım. Ben bu yıl ne yaptım sorgulamasını yapar, gelecek yıla dair neler yapabileceğimi düşünürdüm. 2020 yılının bu son gününde bu hesaplaşmayı yapacak enerjim de yok, kuytu, salaş bir restoran da yok… Yaralanmıştık adeta, zor, müthiş  bir yılı yaşamıştık. Kasım ayında Covid olmuştum, varlık ve yokluk  duyguları arasındaki salınımlarla yoğun mücadele ederek sağlığımıza yeniden kavuştuk.  Covid döneminde sevdiklerime yeniden şehboy, nergiz alabilecek miydim, yeniden coşkulu şiirler, şarkılar söyleyebilecek miydim, öğrencilerime kavuşabilecek miydım, deniz kenarında yürüyebilecek miydim, yirmi yıldan verdiğimiz dernek uğraşını  sürdürebilecek miydim?  Kafamda hep bunlar vardı… Bu mücadeleyi  kaybedenleri  üzüldük, onların acılarını içimizde hissettik, yasını tuttuk. Televizyon izleyemez hale geldik. Bu nedenle yılın  bu son gününde “yeni yıl” yazısı yazmak çok zor. Hepimizin travmaları, acıları var bu yıla dair.  20 bini aşkın yurttaşımızı, 1.6 milyon dünyadaşımızı kaybettiğimiz 2020’nin son yazısını böyle bir ruh haliyle yazmaya çalışıyorum.

            2020 yılı  Sayın Behramoğlu’nun dizelerindeki gibi kederli, zor, acı  bir yıldı.  Yüzyılda bir insanlığın başına gelen salgınla çok alışkanlıklarımızı, sevdiklerimizi, özgürlüğümüzü kaybettik. Ülkemiz ve dünya Covid nedeniyle  adeta bir hapishaneye dönüştü, evlerimizde mahsur kaldık. İç dünyamızda  bildiğimiz hayatı yitirmenin  yasını tuttuk ve tutmaya da devam ediyoruz… Ellerimiz, kollarımız bağlı, tanımlanmış sınırlarda  yaşayarak, sevdiklerinizden uzak,  birbirinin aynı olan  günleri yaşamak ağırdı.  Yaşamınızda yeri olan  ama salgın nedeniyle uzak kaldığımız sevdiklerimiz ve kaybettiğimiz toplumsallık bu dönemde bize büyük acılar yükledi.   Bu yıla dair yazacağımız en olumlu cümleler çok az…  Bu dönemde alkışlarımız salgına karşı verdikleri mücadele için tüm sağlık çalışanlarının kahramanlığına dairdir. Onları saygı ile selamlamak boynumuzun borcudur… Bir başka olumlu gelişme ise biyoteknoloji ve diğer bilim dallarındaki gelişmelere koşut olarak salgını özlemek adına aşıların kısa sürede ortaya çıkmasıdır. Aşı, akıl ve bilimin ürünüdür ve  insanlığın ortak kazanımıdır. Özellikle bu süreçte  ülkemiz insanlarının akıl ve bilimin önemini dilerim daha iyi kavrayabilmişlerdir.

            Hastahanelerdeki doktor ve diğer sağlık çalışanlarının, kaybettiğimiz canların yakınlarının  süreçle ilgili anılarını dinlerken, okurken İnsan olmanın, insan kalmanın dayanılmaz acılarını yaşadık. Bu anlatılarda  kaybettiklerini ağlayamayan, törenle onları sonsuzluğa gönderemeyen insanlarımızın acıları vardı.  Bir yazarın “Doğmak ve ölmek kolaydı, zor olan hayatın kendisiydi”  şeklinde ifade ettiği cümleyi adeta 2020’de yaşadık…  2020, hepimizde farklı yoğunluklarda  derin kaygılar üretti. Bu dönemde yaşam devam edecek mi kaygısı,  yoksulların iş-ekmek ve gelecek   kaygısı, sevdiklerimle yine yan yana olabilecek miyim kaygısı, eski normale dönebilecek miyiz kaygısı, çocuklarının eğitimi ile ailelerin kaygısı  vb. gibi… 

            Bu dönemin öğretici yanları da oldu. Ülkemizde salgın döneminde yaşanan süreçler demokratik hukuk devletinin önemini  bir kez daha ortaya koydu.   Eğitimin gibi sağlığın da bir insan hakkı olduğu gerçeğiyle somut olarak yüzleştik. Neoliberal politikaların eğitim ve sağlık hakkının önünü nasıl kestiğini, toplumsal eşitsizlikleri   bizzat gördük ve yaşadık... İnsan merkezli yeni bir dünya yaratmak düşü beyinlerimde  içselleşti.  2020 yılında kelime dağarcığımız da hayli zenginleşti.  Salgınla ilgili olarak   en çok konuştuğumuz “enfeksiyon, salgın, korona, virüs, pandemi, maske, mesafe, hijyen, karantina, kapanma, antikor, test, entübe” kelimelerini hemen hemen tüm yurttaşlar öğrenme olanağı buldu. Gerçek yaşam  yerine de online yaşam hayatımıza girdi.   İş yaşamı ve paylaşımlar için “evden çalışmak, zoom-skpy toplantı ve online eğitim, EBA” kavramları” öne çıktı.  “Sabun, dezenfektan ve kolonya” da  hijyen anlamında  en kolay bulabildiğimiz  “virüs savar” olarak kullandık. 

            2020 yılında tüm dünyada  salgın bahane edilerek otoriterleşme eğilimlerinin yoğunlaştığını gördük, yaşadık.  Son  günlerde TBMM’nde yasalaşan demokratik kitle örgütlerine kayyum atamasını öngören ve  onların özgürlüğünü yok eden  yasanın çıkması bu sürecin ülkemizdeki yansımalarından bir örnek.   Yaklaşık bir yıldır salgın dönemini izliyoruz. Gördük ki başarı şeffah, açık ve demokratik bir toplum olmaktan geçiyor.  Ülkeyi yönetenler bu anlamda süreci çok iyi yönettiklerini söyleyemiyoruz.  Bu dönemde ülkeyi yönetenlerin ötekileştirici dil ve söylemleri toplumda bir karşılık görmediğini  de düşünüyorum. Bu dilin yaşamak, ayakta kalmak  için mücadele insanların ruhsal dengelerini olumsuz etkilediği de  çok açık. Sonuçta 2020  barışın, sevginin dili ülkede egemen olamadığı bir yıl oldu. Türkiye 2020 yılında salgının tüm ağırlığını yaşarken yaşanan “kadın cinayetleri” yüzümüzü karartan sayfalar olarak yer aldı, tüm bu cinayetleri lanetliyorum.  Hayatı beraber paylaştığımız, uğruna şiirler yazdığımız, şarkılar söylediğimiz kadınlarımızı nasıl kıyabiliyoruz anlamak zor. Ama kadına bakışla ilgili egemen dil, çocuk büyütürken  erkek çocukları önceleyen kültür ve evrensel çizgiden uzaklaşan eğitim sistemi gibi pek çok neden sayılabiliyor.   

            Bu yılbaşı akşamı  geleneksel ritüellerle evlerde olacağız. Televizyon izleyeceğiz. Sosyal medya aracılığıyla arkadaşlarımızın, dostlarımızın, sevdiklerimizin yeni yıllarını kutlayacağız, onlara salgınsız, güzel, güneşli, sağlıklı  bir yıl dileyeceğiz.  Önümüzdeki yıla yönelik kaygıların sona erdirilmesi umudunu yüreğimizde yeşertmeye çalışacağız,  hepimiz için  zor bir yıl olan 2020’nin bir an önce gitmesini ve bıraktığı acıların sonlanmasını isteyeceğiz. 2021’de söyleyemediğimiz şarkılarımızı, türkülerimizi, okuyamadığımız kitapları, yazamadığımız şiirleri seslendirmek istiyoruz. Salgın nedeniyle uzak kaldığımız sevdiklerimizle olmak, seyahat etmek, eski normalimize dönmek, evlere hapsolmuş yaşamları bırakıp işlerimize, öğrencilerimize, toplumsal yaşama koşmak istiyoruz.

             İnsan umut demektir, umutlarımızı yeniden yeşerteceğiz, var olmanın güzelliklerini yeniden üreteceğiz. Son söz yine Sayın Behramoğlu’nda  “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var/Yaşadın mı büyük yaşayacaksın/ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına / Çünkü ömür dediğimiz şey/ hayata sunulmuş bir armağandır/ Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana”… Yeni yılınız kutlu olsun…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık