• 25 Ocak 2019, Cuma 9:26
Prof. Dr. KemalKocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

KÖY ENSTİTÜLERİ VE TARIM EĞİTİMİ

“Sürer eker biçeriz, güvenip ötesine/Milletin her kazancı milletin kesesine/Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine/Toprakla savaş için ziraat cephesine/Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz/Biz yurdun öz sahibi efendisi köylüyüz”

Yukarıdaki dizeler Köy Enstitülerinde söylenenve bir özgüven destanı olan Ziraat Marşının ilk kıtasının dizeleri. Behçet Kemal Çağlar’ın yazdığı bu dizeleri Adnan Saygunbestelemiş. Bu marşı her dinlediğimde enstitü eğitiminin “Biz yaparız, biz başarırız, biz üretiriz”  anlamındaki kararlığı oluşur beynimde.7 Ocak 2019 günü “Ziraat Haftası” çerçevesinde Ziraat Mühendisleri Odası İzmir şubesinin konuğuydum. Konu, “Köy Enstitüleri ve Tarım Eğitimi” idi. Önümüzdeki günlerde Göztepe Rotary ve Bademler kooperatifinde de aynı konuyu tartışacağız.Köy Enstitüleri,  ülkenin gereksinmelerine göre uygulamalı eğitim yapan kurumlardı. Enstitüler; iş okulu, kültür okulu, spor okulu, müzik okulu yanı sıra tarım okuluydu.  Haftalık 44 saatlik ders programında 11 saat tarım ve ziraat faaliyetlerine ayrılmıştı. Amaç öğrencilere üretmeyi öğretmek, verimsiz toprakları verimli hale dönüştürmek, modern tarım anlayışını köylere götürmek ve köylerdeki geleneksel tarım tekniğini aşmaktı.   Enstitü eğitimi bu anlamda öğrencilerin çok boyutlu gelişimini sağlayan bir bütünselliğe sahipti.

17 Nisan 1940’da TBMM’ndeki 3803 sayılı yasa görüşülürken Milli Eğitim Bakanı Hasan-Ali Yücel  “Biz köy enstitülerini sadece içerisinde nazari tedrisat yapılan bir müessese olarak almadık. İçerisinde ziraat sanatları, demircilik, basit marangozluk gibi ameli bir takım faaliyetlerde bulunduğu için okul adıyla anmadık, enstitü diye isimlendirmeyi uygun gördük.”diyerek uygulamalı eğitime işaret ediyor ve bu kurumların adını niçin enstitü dediklerini açıklıyordu. Bakanın açıklamaları yasanın birinci maddesinde “ “Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere tarım işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde, Milli Eğitim Bakanlığınca Köy Enstitüleri açılır” şeklinde yer alır. Köy Enstitülerinin kuramcısı, uygulayıcı İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç hedeflenen uygulamalı eğitimi “Tabiatın içinde, tarla ve bahçeler arasında açılan bu kurumlarda, biyolojinin derslikte karatahta başında okutulması artık gülünç olurdu. Tıpkı bunun gibi ekilip biçilen çadır hayatından başlanarak yeni yapılar kurulan, hayvan beslenen  bu kurumda fizik, kimya, aritmetik ve geometri derslerini  bu olaylarla bağlılık yaratılmadan okutmaya çalışmak büsbütün gülünç olurdu.” ifadeleriyle açıklayarak hayatın gerçek problemleri üzerinden öğrenme eyleminin gerçekleştirilmesi amaçlanıyordu.

Çifteler Köy Enstitüsü müdürü Rauf İnan’ın enstitüye  kabul edilen öğrencilere “Sevgili oğlum” diyerek yazdığı mektupta; “Enstitümüze talebe olarak seçildin. Sana müjdeler ve kutlarım. Enstitümüzde hem okumanı, tahsilini ilerletecek, hem de ileri usullerde ziraat öğreneceksin.Bağcılıkta, sebzecilikte, arıcılıkta, tavukçulukta, hayvan bakımında, makine ile ekim, biçim ve harman yapmasında, zahire hazırlamada çalışıp iyice yetişeceksin. Ayrıca bir de sanat elde edeceksin. Dokumacılık, dikiş makinesi kullanmayı, halı dokumacılığını, bisiklet ve motosiklet binmeyi, mandolin çalmayı da öğrenebileceksin. Burada çok çalışma ve iyi yetişmen için her şey var. Senden yalnız çalışmak.” enstitüdeki tarım eğitiminin içeriğini ve enstitülü öğrencilere kazandırılacak temel becerilerin neler olduğunu görebilmekteyiz. Canlandırılacak köyün çocuklarına, pedagojik eğitimin yanında modern tarım ve hayvancılıkla ilgili tüm beceriler kazandırılarak adeta orta çağ koşullarındaki köylere gönderilmesi temel amaçtı.

Her Enstitünün 1000-7000 dönüm arazisi vardı. Buraları genellikle önceden el değmemiş, verimsiz, terk edilmiş topraklardı. Aklın, bilimin, tekniğin olanaklarıyla buraları işlenerek üzerinde hem eğitim hem de üretim yapıldı. Üretilen ürünleri enstitülü  öğrenciler tüketti.  Akçadağ Köy Enstitüsü Müdürü Şerif Tekben raporuna göre 1940-1946 arası enstitülere devlet bütçesinden ayrılan para 1.624.828 lira iken enstitünün yapıp ürettikleri ise 2.803.00 liradır. Enstitüler bu anlamda kamu olanaklarından çok kendi ürettikleriyle kendilerini yeten eğitim kurumlarıydılar.  Tekben’in aynı raporuna göre Akçadağ Köy Enstitüsü ilk yedi  yılda 100 bin ağaçlık bir koru oluşturmuş, 200 dekarlık alana 150 bin meyve çekirdeği dikerek elde etiği fidanları aşılayıp köylülere ve köy okullarına dağıtmış… Kurulduğunda tek ağacı olmayan enstitüde 1946 yılında 400 ağaçtan 3.5 ton kayısı elde etmiştir. Malatya’daki kayısı üreticiliğin arkasındaki temel dinamik Akçadağ Köy Enstitüsü olmuştur. 1937-1946 arasında 21 Köy Enstitüsünde öğretmen, öğrenci, usta öğreticiler ve değişik enstitülerdeki öğrencilerin imecesiyle  723 bina yaptılar.

Köy Enstitülerinde beş yıllık eğitim süresinde  114 hafta kültür derslerine, 58 hafta tarım derslerine, 58 haftası da teknik derslere ayrılmıştı. 58 haftalık tarım dersleri genellikle hava koşullarına göre uygulamalı olurdu. Gönen Köy Enstitülü bir öğrenci  “Yaparak, yaşayarak yetiştirildik. Diktik, ektik; biçtik… Krizma yaptık, tavayı, katlamayı, sıcak yastığı, aşıyı öğrendik. Tarımın; meyvecilik, sebzecilik, hayvancılık, 'arıcılık, çiçekçilik gibi tüm dallarında yeterince yetiştik. Köye önderlik yapabilecek güçteydik Bizlere, köy orta malı olan tarlalardan verildi. Enstitüden hayvan ve tarım  araçları da verilmişti. Bizler, Türk köylerinin gereksinmelerine göre yetiştirildik…” ifadeleriyle enstitülerde hayata geçen uygulamaları tarım eğitimini bize aktarır.  Gönen Köy Enstitüsü elma üretiminde, Kepirtepe Köy Enstitüsü arıcılıkta, Beşikdüzü ve Arifiye Köy Enstitüsü balıkçılıkta örnek ve özgün çalışmalar üreterek toplumsal sorumluluklarını onurla, işle, emekle yerine getirmişlerdir. Çifteler Köy Enstitüsünün kurucu müdürü Rauf İnan Çifteler’de yaşanan değişimi yıllar sonra "1940'ta, Çifteler çevresinde buğday, arpa gibi tahıllar ekiliyordu. Sebze hiç ekilmezdi. Sadece karpuz yetiştiriliyordu. Meyveyi çerçiler getiriyordu. Çevrede en fazla bir metre  kadar büyüyen sığırkuyrukları yetişiyordu. Sakarya'nın bir kolu olan Seydisuyu kıyısında birkaç söğüt ağacı vardı. Çevre köylerden birinde ağaç vardı. Mahmudiye Köyünde de iki kavak ... Enstitüde 80 dekar akasya ormanı, 100 dekar bağ, 300 dekar meyvelik, 300 dekar sebzelik, geniş bir kavaklık  gerçekleştirildi. Yakında yeniden gidip gördüm. Çevre köyler bağ, bahçe ve ağaçlıklar içindeydi” ifadeleriyle ve onurla dile getirir. Tüm bu geri dönütler, hedeflenen amaçların nasıl yerine getirildiğinin somut kanıtlarıdır. Enstitülerin kuruluş amacı gerçekleşmişti.

İsmail Hakkı Tonguç enstitülerdeki tüm bu çalışmaları  “Her Köy Enstitüsünün devlet tarafından verilen döner sermaye  ile kurulup işletilen birer çiftliği vardır. Öğrenciler bu işletmelerin varlığı ile bulundukları çevrede uygulanan  her tür tarım işini yaparken, öğrenme olanağına da kavuşuyordu… İş eğitimi vermek amacıyla kurulmuş olan enstitü çiftlikleri, öğretmen ve öğrenci emeği ile işletilerek, kurumun gereksinimi olan maddelerin çoğunu sağlamaktaydı…”şeklinde özetler.Kızılçullu Köy Enstitüsünün   Karabağlar’da“Emrez” ve şimdiki adı Gediz olan bölgede “Kozağaç” çiftliği vardı.Kızılçullu çıkışlı Fahri Başer’in anılarına göre  Emrez’deki çiftlikte  geniş bir alana yayılan zeytinliğe   gruplar  halinde giderek zeytinlerin toplandığını, enstitüdeki yağhaneye getirildiğini ve üretilen yağın döner sermaye kanalıyla enstitü yemekhanesinde  tüketildiğini ifade eder. Kozaağaç’taki çiftlikte ise üzüm bağları ve sebze üretimi yapılır. Üzüm bağlarının her tür belleme ve bakımı öğrenciler tarafından yapılır, bazen de bağlara göztaşı (bordo bulamacı) yapılır.  Toplanan üzümler hem enstitüde tüketilir, hem de şaraphanede şarap haline dönüştürülür. Enstitünün bir köşesinde de tavuk ve hindi üretimi yapıldığını ifade eden Fahri Başer Halkalı Ziraat okulu çıkışlı  tarım öğretmenleri Yekta Yener ve Muzaffer Kutlay’dan çok şey öğrendiklerinin altını  önemle çizer.  Her hafta 11 saatlik tarım dersleri olduğunu hava yağışlı değilse bu derslerin tarım alanlarında yapıldığını ifade eder.

Bu yazıyı yazarken öğretmen okullu günlerimi de anımsadım. Ortaklar Köy Enstitüsü 1954 yılında Ortaklar İlköğretmen Okuluna dönüştürülür. 1967-1972 yılları arasında öğrenci olduğum bu güzel okulda enstitü rüzgarları hep esiyordu. Haftada 4 saat tarım dersi vardı. İlk üç ay okulun tarım alanlarında büyük bir coşkuyla, şarkılarla, türkülerle  tüm okul pamuk toplardı. Tarım derslerinde okulun sebze bahçesindeki çalışmalarına katılırdık.

SONUÇ

Tarımsal üretimin desteklenmediği, önemsenmediği, tarım alanlarının boş bırakıldığı, tarım ürünlerinin ithal edildiği ülke koşullarında bu yazıyı yazmayı bir görev saydım. Köy Enstitüleri uygulamalı eğitim yapan eğitim kurumlarıydı. Uygulamalı tarım eğitiminde çok özgün kazanımlar üreten eğitim kurumları olarak eğitim tarihinde yer almıştır.   Öğrencinin, ülke gerçek ve ihtiyaçlarına göre yetiştirilmesi amaçlanmıştı, bu başarılmıştı. Enstitü eğitimi,  işlevsel bir eğitim sisteminin adıydı.  Yıl 2019, işlevselliğini tümüyle kaybetmiş, öğrencilere hiçbir beceri kazandırmayan, ülkenin gereksinmelerini göz önüne almayan bir eğitim sistemi…Ne dersiniz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık