• 29 Nisan 2021, Perşembe 14:44
Prof. Dr. KemalKocabaş

Prof. Dr. Kemal Kocabaş

NİSAN 2021;  SALGIN GÜNLERİNDE İNSANLIK HALLERİMİZ

“Sanma ki derdim güneşten ötürü/Ne çıkar bahar geldiyse?/Bademler çiçek açtıysa?/
Ucunda ölüm yok ya/Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten/Güneşle gelecek ölümden?/Ben ki her nisan bir yaş daha genç/Her bahar biraz daha âşığım/Korkar mıyım?/Ah, dostum, derdim başka.”

            Doğumunun 107. yıl dönümünde sevgiyle  andığımız şiirimizin usta kalemi Orhan Veli Kanık baharı “Derdim Başka” şiiriyle yukarıdaki dizeleriyle selamlıyor. Bahar, doğanın yeniden uyanışının mevsimi… Doğanın  renklerle, kokularla, coşkuyla umudun senfonisini tüm canlılara sergilediği, aktardığı  bir güzelliğin adı…

            17 Nisan 2021, Köy Enstitülerinin kuruluşunun 81. yıl dönümüydü. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED)  genel merkezi ve şubeleri, yerel yönetimler ve diğer demokratik kitle örgütleri ülke çapında gerçekleştirdikleri  onlarca etkinlikle ülkemizin  evrensel pedagoji dağarcığına armağanı olan Köy Enstitüleri  kazanımlarını ve  güncelliğini dile getirdiler.  Tüm bu etkinliklerde enstitü gerçekliğinin, felsefesinin günümüz arayışlarında temel bir referans olduğu gerçeğinin altı önemle  çizildi. Dicle Köy Enstitüsü çıkışlı yazar Osman Şahin enstitüleri “Ben Köy Enstitülerini, bozkırda çalınan Vivaldi müziğine benzetirim hep. Bitmez tükenmez baharların, mevsimlerin bozkıra gelişini müjdeleyen Vivaldi müziği” ifadesiyle tanımlar.

            Küresel salgın nedeniyle nisan ayının yarattığı  coşkuyu hissedemez, algılayamaz hale geldik. Her yerde tedirginlik, sıkıntı, belirsizlik  ve “kuyunun dibindeki taş” misali bir hayat… 28 Nisan 2021 rakamlarıyla  39 bin 398 yurttaşımızı salgında sonsuzluğa uğurlamışız ve her gün de yaklaşık 350 insanımızı kaybediyoruz. Tablo ağır… Bu koşulların şüphesiz hepimizi derinden etkileyerek travmalar yarattığı çok açık. Yeni yalnızlıklar, mutlu olamama durumu, gelecek kaygısını her anlamda hissediyoruz. Şair Edip Cansever  yıllar önce yaşadığımız bu süreci "Sıkıntı var, boğuntu var, tedirginlik var/çirkinlik, yalan, her şey var/ Ama hep umut var her şeyin içinde/ Kısacası, yaşamanın gereği/ umutlu olmak zorunda insan."  dizelerinde dile getirir.   “Umut” hepimizin beyninde yarattığı muhteşem bir gelecek tasarımının adıdır.  Bu tasarımı hayata geçirebilmek için hayatın her alanında yaşanılanlara bakıp sorgulayacağız, yanlışlara itiraz edeceğiz.

            Unutmayacağız ki yaşadığımız salgının önlenebilmesi için tek çare aşılanmaktır. Salgınla ilgili son günlerde Hindistan’dan  kötü haberler geliyor. Değişik varyantlarla virüs dalgası hızla yayılıyor ve önlenemiyor. Salgınla mücadele ulusal düzeyde olduğundan çok küresel bir sorun artık. Bir başka ülkede salgın var olduğu sürece dünyanın her tarafında da olabilme potansiyeli vardır. Sorunun çözümünü tüm dünya ülkeleri küresel ölçekte bakmak zorundadır. İlk yapılacak olan Covid-19 ile ilgili tüm aşıları insanlığın ortak kazanımı olarak bakarak dünyadaki tüm insanlara ücretsiz aşılanmasını sağlamak olmalıdır. Kapitalizmin aşılardan para kazanma hırsı  salgınla mücadelede en önemli engeldir. Son günlerde bazı ilaç firmalarının sağlık bakanlığına başvurarak aşıların eczanelerde satılmasına yönelik talebi kabul edilebilir bir durum değildir. Sadece parası olanların aşılandığı bir dünyanın adaletsizlik üreteceği, salgını da önleyemeyeceğini görmemiz gerekir.

            Ülkemizde de durum dünyadan farklı değil. Aşılama konusunda sorunlar her gün karşımıza çıkmakta, Biontech aşısının ikinci dozlarının zamanında  yapılmasında ve Çin aşısının zamanında gelmesi ile ilgili sorunlar yaşanmaktadır. Ülkenin aşılanma programında yaşanan bu ciddi sorunlar sağlık politikalarına yönlendirenlere karşı güvensizlik ürettiğinin, umut denilen muhteşem kelimenin içini boşalttığının altını çizmeliyiz. Sağlık Bakanlığı  ve ülkeyi yönetenler bir an önce toparlanıp halkta oluşmakta olan bu güvensizliği aşmanın yollarını bulmalı, tüm kaynaklarını aşılamaya ayırmalıdır.

            Nisan ayının doğada ve yüreğimizde yarattığı coşku ve umutla salgının yarattığı tablo arasında salınıp duruyoruz. Kişisel olarak sınıfta ders verdiğim günleri, öğrencilerimi, salgın nedeniyle farklı coğrafyada yaşayan  çok  sevdiklerimi özledim. Köyümü, çocukluğumun goca evi, dost söyleşilerini özledim. Özgürce sokağa çıkmayı, yürümeyi, kucaklaşmayı,  deniz kenarında salaş bir meyhanede müzik dinlemeyi özledim.  Son bir yılda digital yaşam ve zoom toplantıları hayatımıza girdi. Zoom toplantılarının asla yüz yüze görüşmelerin yarattığı toplumsallığı üretmediğini de yaşayarak öğrendik.

            Bugünden itibaren üç haftalık kapanmaya giriyoruz. İnsan olarak tam kapanmanın yaşanmasını  ve sosyal devlet olarak salgın sürecinden çok etkilenen kesimlere ekonomik destek verilmesini beklerdim. Ama yapılmıyor… Salgın eşitsizlik üretmeye devam ediyor ve devlet de sosyal devlet  olma özelliğini yerine getiremiyor. Bu yapılmadığı gibi anlamsız bir yaklaşımla marketlerde alkol satışı üç hafta boyunca yasaklanıyor. Salgın ve alkol arasında bir ilişkinin olmadığı çok açık. Ağır yaşanan bu süreçte ülkeyi yönetenler,  demokratik bir ülkeye yakışmayan bir yaklaşımla kendi düşün dünyalarının yasaklarını tüm insanlarımıza uygulamaya çalışıyorlar. Yemek ve içme eylemi insanların kişisel dünyalarındaki tercihleridir. Karışılamaz…

            Bu yazıyı yazarken haberleri de izliyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kurduğu büfelerde halka bir liradan ucuz ekmek satmaya çalışırken bazı ilçe belediye yönetimlerinin bunu engellemeye çalışmalarını  acıyla izliyorum. Ramazan ayının yaşandığı bir ayda, hayatın iyice zorlaştığı, ekonomik krizin herkesi etkilediği bir dönemde yoksul yurttaşlarımızın  ucuz ekmek almasına itiraz etmek, engellemek akıl dışı değil mi? Salgın günlerinde insanlık hallerimiz böyle mi olmalı…

            Yukarıda kısaca belirtmeye çalıştığım olumsuzluklara rağmen bizleri yalnızlıklara bırakan, toplumsallıklarımızı, alışkanlıklarımızı  yok eden, sevdiklerimizden ayıran bu süreçte  sığınacağımız tek şey gene umudumuz, gelecek tasarımlarımız olacaktır. Orhan Veli ile başladık onunla yazıyı tamamlayalım. “İmkansız şey/Şiir yazmak/Aşıksan eğer/Ve yazmamak/Aylardan nisansa” İçimize sevgi dolsun, umut dolsun, çünkü bahar, umut demektir. Baharın, umudun ve geleceğin, yaşam sevincinin türkülerini söyleyebilmek dileğiyle…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık