• 16 August 2018, Thursday 20:48
H.Avni Kunduracıoğlu

H.Avni Kunduracıoğlu

Açılışı gerçekleşen Milas Uzunyuva’dan ilk izlenimler …

2010 yılında kulaktan kulağa, manşetlerden manşete yayılan bir haber Milas’ın arkeolojik yapısını yeniden gündeme taşımıştı.

Milas ‘yüzyılın arkeolojik olayı’ ile karşı karşıyaydı.

Habere göre, Uzunyuva’nın altında bir anıt mezar varmış.İşin tuhaf yanı bu bilgiyi burada kazı yapan tarihi eser kaçakçıları sayesinde öğreniyorduk.Milas’ın Hisarbaşı mahallesinde bulunan Uzunyuva, korint tarzda bir sütun aslında. Tapınağa ait olduğu düşünülen bir podyumun üzerinde yer alan bu sütuna, on yıllardır leylekler yuva yaptığı için bu isimle bilindi. Bir mahallenin ortasında yer alan bu sütun, sanırım belleklere ‘en sevimli’ arkeolojik kalıntı olarak yerleşmiştir. Sütunlu terasın üzerinde leyleklerin çoğalmasına tanık olmak farklı bir duygu yüklerdi.En azından benim için öyleydi.

Ancak 2010 yılında ortaya çıkan gerçek, Uzunyuva’nın arkeolojik konumunu ve mahallenin durumunu yeniden şekillendirecekti.Zira bölgede Mausolos’un babası Hekatomnos’a ait olduğu düşünülen bir anıt mezar yer alıyordu.

Bölge hemen istimlâk edildi.Bir yandan arkeolojik kazı çalışmaları sürerken, diğer yandan da alanın arkeopark olarak görücüye çıkması tasarlandı.

Zaman aktı ve geçtiğimiz hafta ‘Milas Uzunyuva Anıt Mezarı ve Müze Kompleksi’ olarak ziyarete açıldı.

Merakla bekleyenlerden biri olarak, geçtiğimiz Pazar günümü Uzunyuva’ya ayırdım.İlk izlenimlerimi aktarmamın yapıcı olacağını düşündüğüm için de paylaşıyorum.

 

Bölgeye giriş, Tabakhane bölgesinden.

Alana götüren küçük yokuşun iki yanındaki büyük binalar restore edilerek kullanıma açılmış. Soldaki bina yönetim yeri olarak belirlenirken, sağ köşedeki yapı, yani Emin Ağa’nın Evi, etnografik objelerin sergilendiği bir Milas Konağı olarak tasarlanmış.Bitişiğindeki diğer büyük bina ise, Karya Uygarlığı’nın izleri ve anıt mezarın tarihsel konumunun, gerek teknik iletişim araçları gerekse görsel efekt yardımıyla ziyaretçilere aktarıldığı ‘Karşılama’ merkezi olmuş.

Yine burada anıt mezarda bulunun lahdin replikasını görebiliyorsunuz.Böylelikle anıt mezarın olduğu podyuma giderken, donanımlı gitmiş oluyorsunuz.

Bu binadan çıkınca; sağdaki boşluğun Aslanlı Ev (Bahaddin Ağa Konağı) olduğunu bilmenin hüznü yerleşiyor. Gözler önünde yıkılan bu muhteşem eve yeniden dönmeyi düşünerek, Uzunyuva’ya, daha doğrusu anıt mezarın olduğu bölgeye yaklaşıyoruz.

Tahmin edileceği gibi anıt mezarın olduğu bölge ve halen çalışmaların sürdüğü alana giriş yasak.Ahşap çitlerle çevrilmiş bu bölgeyi dışarıdan izleyebiliyorsunuz. Açıkçası bu durum bile ne kadar muhteşem bir yapı ile karşı karşıya olduğunuzu hissettiriyor. Kod farkının aşağıya doğru inmesiyle birlikte, yapının Bodrum’daki Mozole ile hemen hemen aynı büyüklükte olduğu görülebiliyor.Buradaki çalışmaların sonucu ortaya çıkan sütun ve benzeri kalıntılar, bölgede olduğunuz sürece görüş alanınıza girecek.

Anıt mezarın giriş kısmına yaklaştıkça heyecanlanmamak elde değil.Ancak teknik nedenler henüz ziyarete izin vermiyor.Sadece özel izinle (Kültür Bakanlığı ya da Milas Müze Müdürlüğü) giriş oluyormuş.Yeri gelmişken, bu özel izinlerin de bölgenin ziyarete açık olmadığı zaman dilimlerinde uygulanır olması büyük duyarlılık olur.Zira kartvizitlerinde ne yazarsa yazsın (‘çok özel’ bir durum olmadığı sürece) aynı bölgeyi dolaşırken bazı ziyaretçilerin anıt mezara girebilmesine tanık olmak hoş olmuyor.Öte yandan bu durumun buradaki görevlilere ve hatta arkeologlara zor anlar yaşattığı da görülüyor.Neyse ...

Biraz ötedeki sarı boyalı binaya doğru yöneliyoruz, Milas Halı Müzesi.

Bu bina içinde, halının Orta Asya’dan Anadolu’ya geliş sürecine görsel efekt ve teknik donanım yardımıyla tanık olmanın ötesinde, halının Milas içindeki yolculuğu da görülebiliyor.Çok eski objelerin ve halıların sergilendiği bu müzede, yine maketli canlandırmalar sayesinde yünün halıya eviriliş süreci izlenebiliyor.Küçük ayrıntıların da işlendiği bu müzenin titiz bir çalışma ürünü olduğunu tahmin etmek zor değil.Işıklandırmanın naif bir görüntü sunduğu bu müzede, birer şaheser olan halıların önünden geçiyoruz.Halıların yanı sıra, ipek ürünler ve dokuma çeşitleri de zenginlik katıyor.

Klasik müzeciliğin (yani salt objelerin sergilendiği kuru bir bina) artık geride kaldığını düşünenlerdenim.Daha çok, yaşayan ve hatta yaşatan müze sergilemeciliğini önemsiyorum.Orada bulunduğunuz sürece sadece tanık olmak değil, ötesinde o güne geri dönüşler yaptırmanın hoş olduğuna inanıyorum.

Milas Halı Müzesi de böylesi bir düşünceye yakın bir sergileme şeklini uygulamış.Maketli canlandırmaların ötesinde, küçük halı tezgâhlarında ‘ilmek atıp’ halının şekillenişine tanık oluyorsunuz.Yine halı ve kilimlerdeki motiflerin anlamı ve hangi bitkilerden elde edildiğini görmek de hoş bir duygu yaratıyor.

Kuyunun yanından alana tekrar döndüğümde, yaşayan müze kavramına birebir uygun olan evcil hayvanların salınarak bu bölgede dolaşmasının ‘eski mahalle’ kavramına da uyabileceğini düşünüyorum.Öncelikle söylemek gerekir ki, Uzunyuva’da henüz daha her şey çok yeni.Örneğin tabelası olmasına karşın dinlenme yeri (kafeterya) henüz yok.Zamanla eksiklerin giderilip, Milas’ın gözde bir yeri olacağına hiç kuşkum yok.Kullanım yeri dışındaki boşlukların ağaç/çiçek yardımıyla yeşillendirileceğini umduğum gibi.

Aslanlı Ev’e, daha doğrusu ‘Aslanlı Ev’in olduğunu bildiğimiz yere tekrar geliyoruz. Orta yerdeki tek ağaç,  Topbaşı’nı ve ardındaki dağları izler gibi duruyor. Çok yıl önce, Milas’ta bir panele konuk olarak katılan Şadan Gökovalı anlatmıştı.İtalya’da bir kolleksiyonerin evine konuk olarak gider.Ev sahibi, Gökovalı’yı paha biçilemez heykellerin, resimlerin ve objelerin arasından geçirerek bir duvarın önüne götürür. Bu boş duvara monte edilmiş çerçeve içindeki küçük ahşap parçası karşısında şaşıran Şadan Gökovalı’nın yardımına yine ev sahibi yetişir. Bu ahşap parçası Aslanlı Ev’den gelmiştir ve o kolleksiyoner için çok değerlidir. İşte böylesine muhteşem bir yapının yok olduğu yer bu boş alan. Açıkçası üzerinde ‘Yıkılmasına seyirci kaldığımız Aslanlı Ev buradaydı’ yazılı bir tabela dikilse ne güzel olur diye düşünmedim bile değil.

Milas Konağı olarak lanse edilen Emin Ağa’nın evine giriyoruz bu kez.Alt ve üst kattan oluşan bu binanın odalarına, odanın konumuna göre yerleştirmeler yapılmış.

Yani yatak odasında pirinç karyola ve bu odada olması gerekenler gibi.Alt ve üst katın sofalarına yine çeşitli objelerin sergilendiği sehpa vitrinler yerleştirilmiş.Mankenlerle canlandırma yönteminin bu evde de uygulandığı görülüyor.Perdeler, sedirler, örtüler, objeler itina ile seçilmiş. Belli oluyor. ‘Şark odası’ görüntüsüne yakalanmamış.Ancak buna rağmen bir Ege kokusu eksikliği hissettim nedense.Orta yere konulan ‘eğribaşlı’ kadın maketi birazcık içime su serpse de, açıkçası bu eksikliği tamamlayamadı. Burada da en küçük ayrıntılara kadar özen gösterilmiş. Mutfakta bulunan birkaç testiden bir tanesinin ağzına bez bağlayacak kadar. Zira bu sirke küpüdür.

Oturma odasında karşılıklı konuşan iki adamın başlarına fes giydirilmesine anlam veremedim. Osmanlı konağı olduğu için gibi basit bir yanıta kanamam açıkçası.Zira sergilenen objelerden de yola çıkılırsa erken Cumhuriyet evi olarak da algılanabilir.Yine de hoş bir duyguyla iniyoruz merdivenlerden. Bu evde en çok ilgimi çeken şey evin hemen girişinde yer alan holün duvarına karşılıklı asılmış (yapılmış) iki resim oluyor. Bu resimlerin evin geçmişinden mi kaldığını yoksa bu yeni düzenlemenin ürünü mü olduğunu öğrenmeyi çok isterdim.

İki-üç yıl önce kaybettiğimiz değerli Arkeolog/Rehber Şükrü Tül, bir sohbetimizde genç yaşındayken memleketi Aydın’dan Milas’a sırf Aslanlı Ev için geldiğini ve bu evden aldığı hazzı anlatırken bir ayrıntının üzerinde ısrarla durmuştu. Bu ayrıntıyı Aslanlı Ev’in içindeki bir duvarın boydan boya Bodrum Kalesi resmi ile kaplı olduğunu görmesi oluşturuyordu.Emin Ağa’nın evindeki bu resimlerin, Şükrü hocanın aktardığı resim ile bir bağlantısı var mıydı acaba? Öğrenemedim.

Farklı kentlerde gittiğim bu tarz yerlerde ya da butik müzelerde empati duygusu yaşarım.Merdivenlerden kimlerin koşa koşa indiğini ya da o ocağın önünde kimlerin tencereyi karıştırdığını vb düşünmüşümdür.Bu yüzden bu tarz yerlere asılmış tabela vb bilgi verici görselleri önemserim.Açıkçası Uzunyuva Arkeoparkı’nı dolaşırken bu konuda şanslıydım.Zira buranın ‘yerli’siyim.

Halı Müzesi’nin konuşlandığı binanın Ziya Togay’a ait olduğunu biliyorum.Down sendromlu oğlu Müfit’e olan düşkünlüğünü bildiğim gibi.Müfit’in o merdivenlerden ağır aksak inerek sofaya ulaşıp, oradan Postahane Yokuşu’na çıktığını tahmin edebiliyorum.Tertemiz elbiselerle evden hangi duygularla uğurlandı hep?

Ya Emin ağa?Sevdiği kız kendisine verilmeyince, atla kaçırıp bu eve gelin getirdiğinde kahvesini yudumlarken hangi duyguları yaşıyordu acaba? Kim bilir?

Dedim ya, ben yerliyim.  Bulunduğumuz bu bölgenin altında bir mahalle olduğunu, buradaki sokakların, buradaki evlerin, buradaki hayatların (avlu) bin bir çeşit duygu seline tanık olduğunu biliyorum.

Ya misafirlerimiz?

Bu yüzden de küçük tabela ya da bilgi paylaşımlarının çok zenginlik katacağını düşünüyorum.Zira henüz bu tür bir yaklaşım yok ya da ben görmedim.

Kim bilir daha kaç kez geleceğim.Uzunyuva’ya yaptığım bu ilk gezintimin sonuna geliyorum.Daha her şey yeni burada.Daha yolun başı.Eksiklikler giderilecek, fazlalıklar yok edilecektir olasılıkla.Sıcağı sıcağına bir geziden kalan izlenimlerimi ve iç duygularımı okudunuz.

Eminim ki, Uzunyuva Milas’ın zenginliğine zenginlik katacak. Umarım 2. Etap tez zamanda gerçekleşir ve yüzyıllardır yerin altında bizleri bekleyen hemşerimiz Hekatamnos’la hasret gideririz.

 

Uzunyuva Arkeoparkı’nın oluşumunda emek veren kişi ve kurumları kutlarım.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık