• 22 Haziran 2021, Salı 10:58
H.Avni Kunduracıoğlu

H.Avni Kunduracıoğlu

ANADOLU’NUN UNUTULAN KAVMİ ‘NASTURİLER’İN PEŞİNDE; ÇUKURCA / ŞIRNAK

Biraz ötesinde yer alan tepeye yani ‘seyir terası’na çıktığınızda, Çukurca’ya neden bu ismin uygun görüldüğünü anlıyorsunuz.

Her biri göğe doğru uzanan görkemli dağların çevrelediği coğrafyanın içinde yer bulan Çukurca’nın konumu, yukarıdan bakıldığında gerçekten de ‘çukur’ da yer aldığı izlenimi veriyor. Aynı tepeden çıplak gözle görülebilen Irak sınırına komşu bir bölgede konuşlanmış olması da, bu küçük ilçenin ajans haberlerinde sıklıkla karşımıza çıkmasını sağlıyor.

Yine Irak sınırına komşu olması Çukurca’nın Cumhuriyet sonrası yani 1926 Ankara Antlaşması ile topraklarımıza katılmasını sağlamış. Musul sorunu Çukurca’ya önem kazandırmış ve bu yüzden de 1926’da sınırlarımız içine alınırken, 1953’de de ilçe statüsüne girmiş.

Çukurca, Urartu Uygarlığının ilk yerleşim yeri olmasının yanı sıra, Abbasiler bu küçük yerleşim yerini ‘Mir’ denilen bir sistemle yönetmiş. Selçuklular döneminde İmadiye Beyliğine bağlanmışken, Osmanlı döneminde de Hakkarı Beyliğine katılmış.

Çukurca’nın bilinen son sakinlerini Nasturiler oluşturmuş.

Nasturiler, 431’de toplanan Efes Konsulü’nü tanımayan ve bu yüzden aforoz edilen dönemin İstanbul Patriki Nestoirus’un görüşünü kabul edenler oluyor. Yani Nastur’un teolojik görüşlerini benimseyenler Nasturiler olarak adlandırılıyor. Mezopotamya’nın kadim uygarlıklarından olan Nasturiler, Abbasi olarak da karşımıza çıkar.

Katolikliğe dönüştürülmemiş olan Nasturiler, uzun bir dönem Hakkari’nin Kodşanıs yani Konak köyünü patriklik merkezi olarak ilan eder. Patrikleri, 1918’e kadar bu köyde ikamet eden Nasturilerin bir dönem Hakkari nüfusunun yarısını oluşturdukları biliniyor. Ciziri Botan Miri Bedirhan Bey ve Hakkari Miri Nurullah Bey’le 1843-1846’da yaşanılan çatışmalar ciddi bir Nasturi kaybına yol açar.

1.Dünya Savaşı sırasında biraz da Rusların kışkırtmasıyla ayaklanan Nasturiler, Kürt Aşiretleri ve Osmanlı ile çatışır. Yenilgi ile sonuçlanan bu ayaklanma sonrası, bölgeyi terk ederek İran ve Irak’a yerleşirler.

Dolayısıyla, Çukurca da Nasturilerin terk ettiği yerleşimlerden biri olur.

Her ne kadar, artık Çukurca ‘da Nasturiler’den az iz olsa da tarihsel bir geçmişleri var.

İşte o geçmişe tanık olmak için, kent merkezinin biraz ötesine gidiyoruz. İki dağın oluşturduğu boğazda konuşlanmış yıkıntının bir zamanlar Nasturiler’in yaptığı ‘karakol’ olduğunu öğreniyoruz. Döneminde bir nevi vergi toplama yeri olarak kullanılan bu yıkıntıya ulaşmak oldukça zor. Zira sarp bir yamaca inşa edilmiş.

Geçim kaynaklarından olan tarım Çukurca’da karşımıza, pirinç ve susam ağırlıklı olarak çıkıyor. Çeltik tarlalarının arasından geçerek, Çukurca’nın kırsal bölgesinde Nasturilerden kaldığı söylenen bir başka yıkıntıları (ne yazık ki) yine uzaktan seçmeye çalışıyoruz.

Ancak yakından görebileceğimiz bir başka kalıntı daha doğru deyimle kültürel miras, çocuksu bir keyif yüklüyor. Şimdi önünde durduğumuz beyaz badanalı küçük yapıya su sesleri arasında giriyoruz. Burası su ile çalışan eski bir ‘susam değirmeni’.

400 yaşında olduğu söylenen bu susam değirmeni, Çukurca Kaymakamlığı tarafından aktif hale getirilmiş. Değirmen taşı, gürültülü bir şekilde susamları ezerken Çukurca’nın ünlü tahinin geçmişini kavramakta zorlanmıyoruz.

Kent merkezinden de görülebilen yamaç evleri bir başka sürpriz yapılar oluyor..

Açıkçası Nasturilerin yaşam alanını ne Çukurca ile sınırlamak ne de Nasturilerin bu bölgedeki geçmişlerini birkaç cümleye sığdırmak doğru olur.

Anadolu’da Hristiyanlığı ilk kabul eden topluluklardan biri olan Nasturiler, Hakkari’den Van’a kadar olan coğrafyada hüküm sürerler. 13.yüzyılda Moğol ve 15. yüzyılda yaşanan Timur seferleri Nasturiler için ciddi çöküş olur. Moğol egemenliğini kabul eden Nasturiler, başlarda esnek olan Moğolların zulümleri karşısında ovalardan dağlara çekilmek zorunda kalır. Bütün bunların sonucunda Hakkari’de dağlarda yaşayan Hristiyan halkına dönüşürler. Aynı durum Timur seferinde de yaşanır ve Van Gölü ile İran sınırındaki Urmiye Gölü arasındaki dağlık bölgelere çekilirler. Artık coğrafya Nasturilerin Kürtlerle birlikte yaşamasına tanık olacaktır.

Öncelikle belirtmek gerekirse, Nasturiler de tıpkı Keldaniler gibi, düzenlerini aşiret sistemi üzerinden kurmuşlardır. Yani Süryani ve Ermenilerin aksine onlar da silahlı aşiretlerdir. Konumlandıkları coğrafyanın dağların zirveleri oldukları göz önüne alındığında, silah olmadan korunamayacağı anlaşılır. Demem o ki, aşiretler arası ittifaklar ya da karşı ittifaklar sürekli bölgeyi sıcak tutmuş.

Nasturiler, 1. Dünya savaşı sırasında Ruslarla yaptığı işbirliğinin Rusların geri çekilmesiyle bozulunca bu kez İngilizlerle görüşmeye başlarlar. Zira Irak’ta bulunan İngiltere Musul sorunu nedeniyle bölgedeki sıcak yakınlaşmaların içinde yer alır.

Aslında Türkiye cumhuriyeti, kurulduktan sonra bölgede yaşayan Nasturilerin Türkiye yurttaşı olması için girişimlerde bulunur ama İngiltere çıkarları doğrultusunda buna sıcak bakmaz, dahası kışkırtır. Silahlanan Nasturiler 12-28 Eylül 1924’de isyan çıkarırlar ama 28 eylül 1924 de Şemdinli Harekatı ile bastırılır. Bu isyan sonrası Irak, İran ve Avrupa ülkelerine büyük göç başlar. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak Hakkarı’de kalan az sayıda Nasturi de, 1990 yılında Avrupa ülkelerine giderler.

Dağları arkalarında bırakarak.

Çukurca’da ve sonrasında Hakkari’de bulunduğum sürece, Nasturilerin ‘etnik’ değil de ‘dinsel’ yani inançları için var olmaya çalıştıkları 1600 küsur yıllık geçmişlerinin coğrafyasında yer aldığımızın ayırtında oldum. Sarp ve yalçın dağlara inşa ettikleri kiliseler, manastırlar zaman içinde yıkıntıya dönüşürken, elbette talandan da paylarını alırlar.

Son Nasturi Patriği Mar Şemon Benjamin’in kız kardeşi Surma Xanım’ın Amerika’da kaleme alıp ‘Ninova’nın Yakarışı’ ismiyle yayınladığı kitaptaki cümleler, bu sürecin özeti gibidir ; ‘’ …Diğer çok zengin bir kilise de Cilo’daki Mar Zayya (Dea Mate) Kilisesi’dir. Burada altın ya da gümüş haçlar, kâseler, tepsiler, antika buhurdanlıklar, devekuşu yumurtaları, çok büyük Çin vazoları, 1000 yıllık parşömen üzerine yazılmış kitaplar ve Hz. Muhammed’in verdiği üzerine bu kilisenin korunmasına dair bir fermanın yazıldığı ipek bir mendil bulunuyordu. Ne yazık ki bütün bu zenginliklerden geriye küllerden başka bir şey kalmadı. Vazolar paramparça olmuş, tüm değerli eşyalar çalınmıştı…’’ (1)

Anadolu’nun büyük zenginliğini oluşturan halklarından olan Nasturilerin izlerini (kısmen de olsa) tanık olmaya çalıştığım Çukurca’dan ayrılık zamanı geldi.

Bir gün yine gelmeyi düşünerek.

Nasturi geleneklerine göre, çocuk doğduğu zaman toprağa bir fıçı şarap gömülürmüş. O çocuk büyüyüp evlenme çağına gelince de bu şarap fıçısı topraktan çıkarılır ve çocuğun düğününe gelen konuklara ikram edilirmiş.

Ne yazık ki, o çocuklar için gömülen şaraplar topraktan bir daha çıkamadı.

Çünkü ne o çocuklar ne de misafirler bu topraklara gelemedi.

  1. Surma Hanım’ın Nirova’nın Yakarışı isimli kitabındaki bu bölüm için; Arjen Nemrud’un Artı Gerçek’de yayınladığı ‘Mezopotamya’nın Üvey Evladı Nasturiler’ başlıklı önemli incelemesinden yararlanıldı.

MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık