• 23 Eylül 2019, Pazartesi 6:15
H.Avni Kunduracıoğlu

H.Avni Kunduracıoğlu

KROMNİ VADİSİ / GÜMÜŞHANE

Erzurum – Gümüşhane karayolundan sağa sapıp stabilize yola girdiğimiz an, coğrafya birden bire farklı bir konuma bürünüyor.

Cehennem Vadisi Kanyonu’nun içinde yol alan aracımız, sadece zengin coğrafik panoramayı değil aynı zamanda geçmişi olan bir kültürün içinde olduğumuzun izlerini sunarak ilerliyor. Kemerli bir köprüyü geçtikten sonra, araçtan iniyoruz. Yağlıdere Köyü’nü yukardan görüyor olduğumuza göre, azımsanmayacak bir yükseltideyiz. Dağınık köyü oluşturan evlerin mimari yapısı, Rum sivil mimarisinin tipik örneklerini oluşturuyor. Alt katı taş olan evlerin ikinci katlarında yer yer ahşap kullanılmış. Yaşayan evler, tüm görkemiyle zamana direniyor olsa da, terk edilmiş evlerin kaderlerini ise yıkık çatılarından anlayabiliyoruz.

Hafif bir esintiyi iliklerimde hissettiğim an, bulunduğumuz yerin yüksekliğini algılayabiliyorum.

Arkeolojik Sit Alanı ilan edilen Kromni Vadisi içinde, yaklaşık 6 saat sürecek bir yürüyüşün henüz başlarındayız. Vadi içinde olduğunu bildiğimiz köyleri araçlarla ulaşmak mümkün olsa da, yöreyi daha iyi özümsemek için yürümeyi tercih ediyoruz.

Kromni Vadisi içinde yer alan köylerde,1924 mübadelesine kadar 3500 – 4000 Rum yurttaşın yaşadığı söyleniyor. Mübadeleyle birlikte Yunanistan’a göçmek zorunda kalan Rumların izlerini, yörede tanık olmak hâlâ olası.

Bölge, tarihi İpek Yolu güzergâhının geçtiği konumda olduğu için, dönemindeki canlılığı tahmin etmek pek zor değil. Öte yandan yakın döneme kadar, kervanların geçtiği kervan yolu da bu bölgeden geçiş sağlıyormuş. Vadi içindeki yürüyüşümüz sırasında, dağların eteklerinde ilerleyen bu ticaret yolunu da arşınlıyoruz.

Kromni, Yunanca’da ‘sarp kayalık’ anlamına geliyor olsa da, krom madenlerinin bölgedeki varlığı biliniyor. Bilinmenin ötesinde, madenlerin bölgenin en büyük gelir kaynağı olduğunu kaynaklardan öğreniyoruz. Torul ilçesi ile Yağmurdere Köyü arasındaki oldukça büyük bir araziye yayılan Kromni’nin köyleri, madenlerin 20.yüzyılın başında kapanmasıyla birlikte göç vermeye başlıyor. Ancak bölgedeki nüfusun yoğunluğunu kayıtlara geçen 34 kilise, 33 şapel ve 2 manastırın varlığından da anlayabiliriz.

Bölgenin bir önemli özelliği de, yöredeki varlıkları bilinen Rum Ortodoks Hristiyanların yanı sıra ‘gizli hristiyan’ların da sayıca çokluğudur. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u almasıyla birlikte, Müslüman gibi görünmesine / davranmasına karşın hristiyanlığını koruyanlara ‘gizli hristiyan’ deniliyor.

Kromni Vadisi, Dönme de denilen bu gizli hristiyanların ibadetlerini gizli, saklı gerçekleştirdikleri bir alanmış. Gizli Hristiyanlar, 15 Temmuz 1857’de imzaladıkları birer dilekçeyle Hristiyanlığa geri döndüklerini açıklamışlar.

Çayırlık bir alan birden meyve ağaçlarının yoğun olduğu ağaçlık bir alana ekleniyor. Yeşil tonun içinde yürürken, coğrafya birden değişip kıraç tepelere dönüşüyor. Ulaştığımız her tepe, bir başka tepenin habercisi oluyor. Daha çok tepelere inşa edilmiş olan kiliseler, sessiz ve sakince bizleri bekliyor. Rüzgârın uğultusundan başka hiçbir şeyin olmadığı bu tepelerdeki kiliselerin çoğu zamana direniyor.

Bu yapıların yani kiliselerin en belirgin özelliği, birbirlerini görecek şekilde inşa edilmiş olmaları.

Çayıroğlu Kilisesi, Ortayayla Kilisesi, Soruhan Kilisesi, Muharakaya Kilisesi, Muhara Kilisesi, Zembelek Kilisesi’ni yöredeki belli başlı kiliseler arasında yer alırlar. Alikinos Kilisesi yörede en sağlam kalmış kiliselerden biri. Alikinos’ta yani Düzce mahallesinde bulunan bu kilisenin yanı sıra çarşısı ve bir şekilde sağlam kalmış evler geçmişteki Rum izlerinin en belirgin yapıları. Tabi bu yapılara bir de Kostakis Konağı’nı ekleyebiliriz.

Trabzon’da bulunan Atatürk Köşkü’nün ilk sahibi olan Kostakis’e ait konak, köyü gören yüksek bir tepeye konuşlanmasına karşın zamana yenik düşen yapılardan.

Maden kaynaklarının zengin olması nedeniyle yıllar öncesi binlerce kişiyi ev sahipliği yapan Kromni Vadisi, günümüzdeyse derin bir sessizliği yaşıyor. Vadide bulunduğunuz sürece, geçmişin sessiz tanıklarının birden önünüze çıkmasını alışıyorsunuz. Bu bazen kemerli bir köprü olacağı gibi tuğladan örülmüş çeşme de olabiliyor. İşte şu an önümüze çıkan yapı da onlardan biri, İmera Manastırı.

Geride bıraktığımız onlarca kilise – şapelin çok ötesinde görkemli ve ayakta kalmayı başarmış bir yapının yanındayız şu an. Günümüzde ismi Olucak olan İmera Köyü’nün üst bölgesine inşa edilen bu manastır gerçekten de etkileyici bir yapı. Yaşlı ağaçların arasından geçerek manastırın bahçesine ulaşıyoruz. Bahçedeki yıkık yapılar, rahip ve rahibelerin kaldığı binalarmış.

İmera Manastırı’nın üzerindeki kitabede 1859 tarihi görülmekle birlikte, bu tarihin onarım tarihi olduğunu düşünüyorum. Zira yazılı kaynakların 1350 yılında inşa edildiğini yazdığı İmera Manastırı, sahip olduğu mimarisiyle de çok eski bir yapı olduğunu gösteriyor. Yapının üzerinde yer alan kubbe ile gördüğümüz diğer kiliselerden ayrılan İmera Manastırı 1710 yılına kadar kadınlar manastırı olarak kullanılmış.

Bölgede mübadele sürecine kadar Rumların yaşamış olması, Kromni Vadisi’ndeki (ve hatta tüm Gümüşhane yöresindeki) birçok yapının Rum eseri olduğu yönünde bir düşünce yaratıyor. Ancak İmera Manastırı en açık örnek olmakla birlikte, Ermeni kültürünün izlerini bu topraklarda görebiliyoruz.

Kromni Vadisi, ülkemizde pek bilinen bir vadi değil.

Ancak sahip olduğu jeolojik yapısı ve zengin coğrafyasına eklenen geçmişin izleriyle, mutlaka görülmesi gereken bir bölge.

Böylesi bir zenginliği ardımızda bırakarak, Olucak Köyü üzerinden karayoluna çıkıyoruz.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık