• 20 June 2023, Tuesday 12:39
H.Avni Kunduracıoğlu

H.Avni Kunduracıoğlu

ESKİ MEZARLIK

Babamın amcası yani İsmail dedem, başındaki kasket şapkası ile ahşap bahçe kapımızın önüne geldiğinde, bir ritüeli gerçekleştireceğimizi bilerek yanına giderdim.

Ya namazdır (kandil) o gün ya da arife.

Olasılıkla zaman ikindidir. İsmail dedem öğle sonrası şekerlemesini yaparak yaşlı gövdesinin dinginleşmesini sağlamış ve böylelikle öğle sıcağını geride bırakmışızdır. Dedemin elinde kilden yapılmış içi boş bir bardak (testinin küçüğü) ile bahçelerindeki mevsim çiçeklerinden yapılmış ama araya yeşillik konulması ihmal edilmemiş bir demet vardır. Babaannemin makasla bahçeden özenle kesip sonra makara ipiyle bağladığını bildiğim bu demet, biraz sonra küçük ellerimde olacaktır.

Kadıağa Caddesinin kıvrımlı dar konumuna bakan evlerin arasından geçip, Hacıilyas Meydanı’na ulaştığımızda ‘kavak’ ağacının altı, görülesi bir telaşı yaşamaktadır. Köylerden toplanıp eşeklerle meydana getirilmiş mersin öbekleri, farklı yaşlardaki konuklarını ağırlamaktadır. Köylü, bir yandan öbekten belli bir miktarda mersin dalı alıp demet yapmakta diğer yandan da yaptığı bu demetleri satmaya çalışmaktadır. Mezarlık ziyaretlerinde, mezara mersin bırakmak geçmişten gelen bir ritüel olduğu için, o günün olmazsa olmazlarındandır zira.

İsmail dedem iki demet mersin satın alır, günün sorumluluğuna ortak etmek için de bir demeti bana verirdi. Boyumdan uzun mersin demetinin varlığından onulmaz bir keyif alırdım.

Yol üzeri İsmail dedem biriyle ya selamlaşır ya da ayaküstü yarenlik yapar, arada bir de yanıtını duymaktan hoşlanacağı sorular sorardı.

Aplangeç Köprüsüne ulaşmış olmamız hem yolu yarıladığımızın işareti olur hem de dedemin soluklanacağı bir mekâna ulaşmış olurduk. Köşedeki Kireççi Hasan’ın evi, dedemin akrabası olan ev ahalisiyle küçük bir yarenlik yapmasına olanak sağlar hem de boş getirdiğimiz bardağı doldurma şansı verirdi. İsmail dedem bahçedeki çeşmeyi açıp önce boşa akıtır, sonra da bardağı doldururdu. Bu sıra bardağı taşıp kilin kırmızısı çıkana kadar da çeşmenin altında tutar, en sonunda da suyun içilecek kıvamda soğuduğuna emin olup elinin ayasından kana kana su içerdi.

Bir süre sonra bardak ve demetler elimizde yola düşerdik.

Balavca Deresi’nin üstünde yer alan Aplangeç Köprüsünü geçip biraz yürüdüğümüzde Maşatlık’a ulaşmış oluyorduk.

Günümüzde Belediye Ek Binası ve Köy Garajının olduğu bu bölge kasabanın mezarlığıydı. Ortasından iki at arabasının geçebileceği genişlikte bir yolun bulunduğu bu alanın iki tarafı mezarlıktır. Yolun iki yanında göğe doğru uzanan sulfata ağaçları, alana farklı bir gizem katardı.

Maşatlık, Osmanlı döneminde sadece gayrimüslimlerin defnedildiği mezarlıklara denilmiş olsa da, meşhed sözcüğünden türediği için mezar ve kabir anlamına da gelmektedir. Yani halk arasındaki söylemiyle maşatlık, mezarlık anlamını da içerir. Bu yüzden olsa gerek Milaslıların burayı maşatlık olarak adlandırması.

İki tarafı mezarlarla dolu toprak yol, Menteşe Köyü’ne doğru uzanırken biz biraz sonra, geçiş şansı veren bir boşluktan sağ taraftaki mezarlığa girerdik.

Tabi ki İsmail dedem önde, ben arkada.

Mezarlığın içinde oldukça özenli bir şekilde yol alırken arada bir İsmail dedemin sesi duyulurdu. Zira aile kabristanlığımızın bulunduğu yere doğru giderken, İsmail dedemin güzergâhı bellemem gibi bir isteği vardı. Elbette bir gün ‘onsuz’ geldiğimde ailemizin yattığı yeri bulabilmem için.

Bu yüzden de mihenk noktası olacak yerleri belirlerdi. Daha çok antik dönemden kalma işlemeli taşlardır bu mihenk noktaları. Şu yivli taşın yanından geçip, bu taştan sağa döneceksin dedikten sonra mezarlara döner, kimin kim olduğunu anlatmaya çalışırdı. Getirdiğimiz mersinleri ve demeti mezarların üzerine özenle yerleştirir, ardından da bardaktaki suyu mezarları oluşturan toprakla buluştururdu.

Mezarlık içinde bulunduğumuz süreçte, İsmail dedem bazı mezarların önünde durur, mezar taşlarındaki Osmanlıca yazıyı gösterip ‘eski Türkçe’ demeyi de ihmal etmezdi. Bu arada ellerini hafifçe havaya kaldırıp, sessizce mırıldanırdı. İç içe girmiş mezarların, mezar taşlarının arasından geçip geldiğimiz yoldan geri dönerdik.

Yetmişli yılların ortalarında bu mezarlık dolduğu için kasabada ‘yeni’ yani günümüzde de kullanılan mezarlık oluşturulur. Yeni mezarlıkla birlikte, maşatlık ‘Eski Mezarlık’ olarak şehir kültürüne girer. Yeni defin yapılmayan Eski Mezarlık, uzun süre sadece ziyaret için kullanılır. Doksanlı yıllarda ‘’isteyenlerin Eski Mezarlıkta bulunan yakınlarını Yeni Mezarlığa taşıyabileceği ve sonrasında da bu alanın bozulacağı’ duyumu yayılır.

Bir gün, dozerler Eski Mezarlık’tan kocaman bir arsa yaratır.

Yukarıdaki fotoğraf Eski Mezarlık’tan. Fotoğrafın kadrajına birkaç mezar taşı girmiş. Arkada görülenlerden birinin sarıklı mezar taşı olması, mezarlığın eskiliğinin göstergesi oluyor. Kadrajın ana temasını oluşturan öndeki mezar taşını, fotoğrafın çekildiği dönem itibarıyla yeni olarak değerlendirmek mümkün. Zira fotoğraf çekildiğinde yıl 1938.

Mezar taşının üzerindeki ‘’Ah Ölüm. Ahmet Çavuş Mahallesinden Fevzi Sezer oğlu Rahmi Ruhuna’’ yazısı okunuyor. Taşın üst kısmında oluşturulan çıkıntıya bir şapka monte edilmiş. Bu şapkanın ‘subay’ olması mezarın asker kimliğini ortaya seriyor.

Arkada görülen melengiç(çitlembik) ağacı fotoğrafa renk katıyor. Bir de tüm görkemiyle kadrajın arka fonunu oluşturan Sodra Dağı.

Günümüzde artık ne bu mezarlık var ne de buradan Sodra Dağı’nı görme olasılığı.

Demek ki zaman da tıpkı dozer gibi.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık