• 16 Aralık 2019, Pazartesi 9:22
H.Avni Kunduracıoğlu

H.Avni Kunduracıoğlu

İRAN’DA BİR EMANETÇİ

Zenjan şehrinin trafiğe kapatılmış caddelerinden birindeyiz.
Caddenin iki yanına sıralanmış dükkânlar ışıl ışıl camekânları ile davetkâr bir görüntü oluşturuyor. Kasım ayını hissettirecek bir soğuk hava olmasına karşın, cadde azımsanmayacak bir kalabalığı ağırlıyor. Gerçi üç haftadır, bir şehrinden diğer şehrine geçerek yaşam şekline tanık olduğumuz ülkede bu durum hiç de şaşırtıcı olmuyor. İran için akşamları yaşayan bir ülke demek pek yanlış olmaz.  Özellikle sıcak yaz aylarında gündüzleri belli saatlerde kapalı olan çarşılar, akşamın ilk saatleriyle birlikte canlanıyor.
Bir iki gün önce şehre yağmış kardan kalan küçük kar birikintilerin arasında ilerlerken, Zenjan’ın caddelerinin hâlâ bu konumda olmasına seviniyoruz.
Şehirde üretilen ve Zenjan’la anılan bıçak ürünlerinin satıldığı bıçakçılardan baharatçılara, tuhafiyecilerden bakırcılara uzanan çeşitli dükkân yelpazesini barındıran caddeyi pervasızca arşınlıyoruz.
Sokak lambalarından yansıyan ışığa karışan camekânların ışıkları caddeyi oldukça aydınlatmasına rağmen, biraz ilerideki kütlenin üzerine düşen spot ışıkları yine de dikkati çekiyor.  Yaklaştıkça spotların bir heykele vurgu yaptığı anlaşılıyor. Açıkçası bu durumu hiç yadırgamıyoruz. Zira ‘İran’da en çok ne dikkatini çekti’ diye sorulsa, hiç düşünmeden ‘öncelikle kentlerdeki heykeller’ derim. Bütün kent yöneticileri adeta birbirleriyle yarışırcasına, kentlerinin belli noktalarını heykellerle süslemişler. Büstten daha çok somut objelerin aktarıldığı bu heykellerde, kente ait bir olgu ile karşılaşılabildiği gibi estetik bir yaklaşımı da yakalamak olası oluyor. Hatta bu heykeller yardımıyla kentin geçmişinde yol alınabiliyor.
Her ne kadar birçok heykel yeni olsa da, ülkenin kadim geçmişinde var olan estetik kaygıyı taşıdığı (ya da umduğum) için çok hoşuma gidiyor.
Yine de şu an önünde bulunduğumuz heykel kombinesinin bir farklılık taşıdığı aşikâr. Kombine diyorum çünkü heykel üzerinde durduğu kaidenin ötesinde, kaidenin arkasına yapılmış ahşap panelle de bir bütünlük yaşıyor. Kaidenin üzerinde, oturan yaşlı bir adam ve bir bisiklet yer alıyor. Bisiklet modeli geçmiş olmasına karşın bildiğiniz bir bisiklet.  Arkadaki ahşap paneldeyse, eski bir evin sokağa bakan kısmı resmedilmiş. Bu ahşap panelle heykelin arasında kaldırım yer alıyor.
Bir süre heykele takılıp, kalıyorum.
Nedense bu heykelde beni çeken hümanist bir yaklaşım var. Diğer gördüğüm onca heykelden ayrı bir yere yerleşen bu objeyi zihnimin derinliğine yerleştirip uzaklaşıyorum.
Daha doğrusu ben öyle sanıyorum.
‘O mu*’ dedi önce, yüzüne yerleşen şefkatli bir tebessümle ve ardından ‘o bir emanetçi’ demeyi eklemeyi unutmadı. Otuzlu yaşların başlarında olduğu belli olan otel görevlisi genç kadın, Zenjan hakkında bildiklerini İngilizce ve yer yer Azeri Türkçesiyle anlatmaya çalışırken, birden çarşıdaki heykelin sorulmasından oldukça hoşnut olduğunu ses tonu ve beden diliyle ele veriyordu.
‘Daha ben dünyada yokken’ cümlesiyle, bize kentin geçmişine doğru yolculuk yaptırdığının henüz ayırdında değildi.
 Haj Hassan Naichegar, 1937 yılında inançlı bir ailede dünyaya gelmiş. Sakin bir yaşamı tercih eden Haj Hassan, meslek olarak da ata mesleğini seçmiş ve o işi yapmış. Yaşamı boyunca şehrin göbeğinde sade ve alçakgönüllü bir yerde yaşamış. Heykelin bulunduğu nokta,  işte o sade yaşamını sürdürdüğü mekânın olduğu yermiş. Panele resmedilen ev, Haj Hassan’ın zaman içinde yıkılan eviymiş yani.
Haj Hassan’ın hayatının akışını değiştiren olayın kahramanı da, kaidenin üstündeki o bisikletmiş.
Seyyahın biri, bir gün şehrin göbeğinde yaşayan Haj Hassan’a bir süre sonra geleceğini belirterek bisikletini emanet etmiş. Ancak bir daha görülmemiş seyyah. Ne o gün, ne de ertesi günler.
Haj Hassan, kendisine emanet edilen o bisikleti tutarak tam 45 yıl beklemiş.  Bisikleti emanet eden kişi gelmemiş ama Haj Hassan’nın eceli gelmiş. 2018 yılında öldüğünde 81 yaşındaymış.
Ertesi sabah günün ilk ışıklarıyla birlikte heykelin önünde buluyorum kendimi.
Haftada bir bakımı yapılan bisikletle birlikte, Haj Hassan hâlâ emaneti bekliyordu.
Heykelin köşesinde bulunan İngilizce ve Farsça yazılmış plakete bakıyorum. ‘İyi bilinen bir adamdı’ diyor Haj Hassan için. Devamında ‘Haj Hassan dünya halkına sadakat mesajı vermiştir’ diyor.
Heykelin yanından ayrılırken,  plaketten aklımda sadece ‘iyi bilinen bir adamdı’ cümlesi kalıyor.
Bu ‘iyi adamı’ değer verdiği olguyla anılmasını sağlayan anlayışın da bir başka ’sadakat’ mesajı olduğunu düşünerek,  buralara getiriyorum.
İyilik daim olsun diye.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık