• 18 Aralık 2019, Çarşamba 9:31
H.Avni Kunduracıoğlu

H.Avni Kunduracıoğlu

İran’da Bir Dünya Yurttaşı; ALİ AMCA

Dünyanın en büyük çarşısı olarak bilinen Kapalıçarşı’dan çıkıp, Tebriz’in kalabalık caddelerine karışıyoruz.
Bir süredir bulunduğumuz İran’dan ayrılma yerimiz olan Tebriz’in caddelerini arşınlarken, artık beden ve zihin yorgunluğunu hissediyorum. Birkaç saat sonra ayrılacağımız bu kadim topraklarla kurduğum gönül bağlantısının oluşturduğu hüzün, olasılıkla bu yorgunlukları açığa çıkartıyor.
Üç arkadaş, caddede birbirimizden ayrı ama birbirimizi gözlem altında tutarak, pervasızca dolaşıyoruz. Önceden planladıklarımızı gerçekleştirmiş olmanın rahatlığıyla, Tebriz’de sadece zamanı tükettiğimiz ama huzurun baskın olduğu bir zaman dilimini yaşıyoruz.
İşte o sıralarda, orta yaşı epeyce geçmiş bir adam elindeki defterle önümü kesip, bir şeyler söylemeye çalışıyor.
Farsça para anlamına gelen ‘pul’ sözcüğünün geçtiği cümleyi birkaç kez tekrarlıyor. Farsça ve Azeri Türkçesinin birbirine karıştığı ‘’Pul istemirem, bir şey satmak istemirem’’ cümlelerine ilaveten eliyle bir sokağı gösteriyor.  Ana caddeden birkaç basamaklı merdivenle inilen ve dört -beş metre uzunluğundaki bu çıkmaz sokağın tam karşısında yer alan kapısı açık dükkânı görüyoruz.
Başında çevresi deriyle çevrili bir yün kalpak bulunan bu yabancının yaşadığı sevimli telaştan, sadece dükkânına uğrayıp elindeki deftere bir şeyler yazmamızı istediğini anlıyoruz.
Öylesine bir sevimli telaşın içinde ki, bu ani gelen isteği olumsuz yanıt vermek olası değil.
Orta yerde ahşap bir masanın yer aldığı bu küçük dükkânın üç tarafı raflarla çevrili. Raflarda ve ahşap masanın üzerinde yer alan farklı marka dikiş makinelerinden anlaşılıyor ki, şu an Tebriz’de dikiş makinesi tamirciliği yapan bir dükkânın içindeyiz. İsminin Ali olduğunu öğrendiğimiz bu sevimli yabancının bir yerlerden çıkardığı ahşap taburelere oturduğumuzda,  küçük dükkânda neredeyse adım atacak yer kalmıyor. Ancak Ali amca o kadar mutlu ki, şu an başka hiç bir şey umurunda değil. Dükkânda bulunduğumuz süre içinde müşterilerine karşı umursamaz tavrı, bu mutluluğunu anlamamıza yeterli oluyor.
Raflardan birinde Ali amcanın fotoğraflarının olduğu görsel bir baskı asılıyken diğer rafa da bir panonun asılı olduğu görülüyor. Panonun üzerinde envai çeşit irili ufaklı objeler tutturulmuş. Farklı ülkelere ait olduğu belli olan objelerin içindeki ‘Eskişehirspor’  rozeti dikkatimizi çekiyor.  Ali amca, kendisine ziyaret eden (ya da etmek zorunda bıraktığı) konuklarının armağanı olan bu objeleri birer onur madalyası gibi saklıyor. Kendisine ait eşyaların bulunduğu raftan bir Türk bayrağı çıkarıyor. Başka bir ülkeden olsaydık, eminim ki o ülkenin bayrağı çıkacaktı o raftan.  Fotoğraflarının olduğu baskılı görsel de İngiltere’den gelmiş.
Biz bu yabancıyı sevmiş, o da bizi dükkânında tutmayı başardığı için rahatlamıştı.
Ahşap tezgâhının altında demlediği güllü çayı bardaklara taksim ederken, sonradan isminin İrfan olduğunu öğreneceğimiz genç bir üniversiteli geliyor. Ali amca, bize ‘muallimim geldi’  diyerek tanıtınca kendisi dahil hepimiz gülümsüyoruz. Ancak o delikanlının Ali amcaya İngilizce dersi verdiği öğrenilince bu söyleminde haklı olduğu anlaşılıyor. Ali amcanın İngilizceye olan merakının kaynağını dükkânına gelen yabancı konuklarla daha iyi iletişim kurmak oluşturuyor. Kartviziti bile hem Farsça hem de İngilizce Ali amcanın. Bu kartviziti sadece insanlarla iletişim için kullandığını yazarsam, Ali amca için ‘dünya yurttaşı’ tanımlamam yerini bulur.
Dikkat ettim de, küçük ya da kendisinden büyük herkes ona Ali amca diye sesleniyor.  Gülümsemesi yüzünden eksik olmayan bu adam, dünyadaki gelişmeleri de yakından takip ediyor.  
8 bin küsurlu bir rakamdan söz ettiğinde, önce bir anlam yükleyemedim ama önüme uzatılan defteri görünce algılıyorum.  Evet, biz o dükkâna giren sekiz bin küsurlu konuklarıydık.  Yarısı yazılmış defteri karıştırdığınızda, farklı dillerle ifade edilmiş duyguları okuyorsunuz. Düşülen notları seslice okurken, Ali amcanın yüzüne yerleşen hayransı bakışlar gözümüzden kaçmıyor.  İşin hoş yanı, bazı cümleleri anlamıyor bile. Ama bu tarz iletişim yolunu o kadar çok benimsemiş ki ses tonu, beden dili onun için bir çözümleme oluyor.
Raftaki 20’ye yakın yazılı defteri bir gösterişi var ki, sormayın. Bir insan ancak bu kadar küçük şeylerden mutlu olabilir ya da bir insanın kendisiyle barışıklığının uç örneğiyle yan yanayız.
Çaylar tazeleniyor, Ali amcanın gelen gideniyle ahbap oluyoruz. Daha çok Tebriz’de eserleri sergilenen dünyaca ünlü İranlı heykeltıraş Muhammed Rıza Rezai’nin atölyesi Ali amcanın dükkânının hemen ötesinde yer alıyor.  Bizi o atölyeye götürüp, komşusuyla tanıştırıyor ve mekândaki heykelleri sanki ilk kez görüyormuş gibi bizimle birlikte heyecanlanıyor. Bizim arkadaşımız olmasının keyfini Muhammed Rıza’ya, Muhammed Rıza’nın yakın dostu olmasının gururunu bize hissettiriyor. Ali amca böylesine keyifli uçlarda dolaşan bir adam.
 Birlikteliğimizin keyfini hep beraber bu küçük tamirci dükkânında çıkarıyoruz. Neyle karşılaşacağımızı bilmeden girdiğimiz bu dükkândan çıkmak istemiyoruz.
Dedim ya, Ali amca bir dünya yurttaşı.
Asla onun böyle bir iddiası yok ve hatta aklından böyle bir düşünce bile geçmiyor. Bu tanımlamayı biz yüklüyoruz ona.  Ülkesinin ve Tebriz’in gönüllü turizm elçiliğini yaptığının da ayırtında değil.
 Ali amca, bana göre bir anı toplayıcısı.
Tebriz’in en kalabalık ana caddelerinden birine bağlanan bir çıkmaz sokakta bulunan dikiş makineleri tamircisi Ali amca gerçek bir dünya yurttaşı .
Din, dil, ırk ayrımı gözetmeden, İran’ın 3. büyük şehrinde küçük dünyasına yerleştirdiği büyük yüreğiyle yaşayan bu güzel adamdan ayrılıyoruz. Gözlerinin içiyle gülen bu güzel yaşlı adam, barışçıl ve hümanist yaklaşımıyla belleklerimize yerleşiyor. Eminim ki, bizden önceki 8 bin küsurlu konuk da aynı duygularla ayrılmıştır, bu küçük mekândan.
Bu yazıyı boşluğa bırakıyorum, bir gün Ali Amcanın dikiş makineleri ile dolu raflarına ulaşmasını umarak.
 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık