• 30 Ocak 2017, Pazartesi 10:51
A.KemalKaşkar

A.Kemal Kaşkar

‘Doğrudan Demokratik Parlamenter Rejim’ için bir fırsat!

soru/yorum - A. Kemal KAŞKAR

Şimdilerde YİNE; herhangi ‘gerçek/tarihsel bir muhalefet başarısı’ bir yana, bu yönde atılmış herhangi ciddi bir tek adımı bile olmayan bazı yurttaşlarımın, ana muhalefet partisi başta olmak üzere sevgili ülkemde, çok zor koşullarda gerçek anlamda muhalefet etmeye/yapmaya çalışan muhalif partilere, platformlara, irili-ufaklı topluluklara yönelik ‘sert söylenmeler’ine sıkça tanık oluyoruz, olacağız.

Vazgeçilemeyen, adeta ‘bağımlılık’ ayarında bir alışkanlık bu. “İktidar sahiplerine karşı muhalefet”i unutmuş bir ‘komik durum’. Çok ‘komik’.

‘Gerçek/tarihsel bir muhalefet başarısı’ ve ‘söylenme’ vurgularını özellikle yapıyorum çünkü, herkesler neleri yapıp daha neler neleri yapamadığının çok açık bir biçimde farkındadır. Bu tespitte tartışılacak bir şey yok.

Bu ‘komik hâl’in en başta gelen sebebinin ‘vekaletçi/temsili sistem’ olduğunu düşünüyorum.

‘Vekaletçi/Temsili sistem’ bu bakımdan fazlasıyla kolaylıklar sağlar!? En kestirmeden ifadeyle, zahmetsizdir. Seçimlerde oy kullanmaktan ibaret, çok basit bir gerek ve yeter şartı vardır. Hepsi o!

İşler iyi gider ve oyunuzla desteklediğiniz parti yerelde-genelde iktidar olma başarısı gösterirse bir yere kadar mesele yoktur. Ama aksi durumda, vay başımıza gelenler …

Örneğin, oturduğunuz yerden, bildik deyimle “kılınızı bile kıpırdatmadan” veryansın edebilirsiniz rahatlıkla.

Öyle ya: Oyunuzu verdiniz; daha ne yapacaksınız?! (“Vergimizi de veriyoruz; daha ne yapalım, canımızı mı verelim!?” mırıldanmalarını duyar gibiyim …)

Sevgili Orhan Veli’nin “Vatan İçin” şiirini anımsattı bana, sözü getirdiğim bu yer:

“Neler yapmadık şu vatan için!

Kimimiz öldük;

Kimimiz nutuk söyledik.”

Gerçi, “gerekirse” vurgusuyla, “Vatan için -GEREKİRSE- canımızı bile veririz” kalıbını da fazlasıyla kullanırız.

Bu kullanımların ne kadarının ‘yürekten’ ne kadarının ‘işkembeden’ olduğu ile ilgili bir istatistikî veri yok elimde ama, sevgili ülkemin hali pür melaline bakınca ve elbette kişisel-tarihsel deneyimlerimi de hesaba katınca, aslında hangisinin çokluk olduğu kolayca anlaşılabilir gibi geliyor bana …

Hepimiz, belki ‘birbirimizi’ kandırabiliriz ama ‘kendi kendimizi’ kandıramayız diyorum. Bu çok net!

Başımıza gelenlerin, çok büyük ölçüde, ‘olası riskleri göze alamayan’ ya da ‘bir süre’ için alsa (daha doğru bir yazışla ‘almış görünse’) bile, en ufak engelde-zorlukta vazgeçivermekten kaynaklı ‘teslimiyetçi hallerimiz’le beslendiği açıktır. (Bu ‘teslimiyetçi hâller’e de, zaman zaman ‘sağduyu’ denebilmektedir. Elbette, gerçek anlamda ‘sağduyu’dan söz etmiyorum. Toplumsal-kişisel tarihte ‘sağduyu’nun ne denli büyük bir mana ve ehemmiyet taşıdığı tartışılmaz. Ben, “sağduyu”nun suistimal edilmiş, ‘kötü ya da kötüye kullanılmış hali’nden söz ediyorum.)

Ama, yıllarca ve yıllarca ‘herhangi bir iktidar mücadelesi’ iddiası olmayanların, AKP iktidarı koşullarında, sanki bu alanda ‘uygulamalı yüksek lisans’ yapmışcasına mimikler eşliğinde “muhalefet eleştirisi” yapmalarından da bıkmış durumdayım ve şu referandum vesilesiyle bu ‘ikiyüzlülük’ten bir ölçüde de olsa kendimizi kurtarıp arınabiliriz diye düşünüyorum, umuyorum.

Çok sıradan bir şey istiyor, bekliyor ve öneriyorum:

Lütfen ‘iktidara muhalefet ediniz’ ve muhalefete değil iktidara ‘hayır’ deyiniz!

Bu anlamda, ‘Partili Cumhurbaşkanlığı Referandumu’nda meselenin; vekalet verilmiş siyasi partileri, vekil edilmiş siyasetçileri özellikle bir yana bırakarak; doğrudan, sahici yurttaşlar olarak sahiplenmemiz gereken bir mesele olduğuna dikkat çekmek istiyorum.

İşte bu, tam da hepbirlikte kurmamız gereken GELECEĞİMİZİ doğrudan ilgilendiren bir konudur ve biz, GELECEĞİMİZE, bu çok önemli ‘referandum’dan hepimiz için ‘hayır’lı bir sonuç çıkması için vekil tayin etmeden, doğrudan sahip çıkmalıyız.

Ülkemiz siyaset tarihi, “referandum görünümlü plebisit”lerden çok çekmiştir.

Ülkemizin ‘demokrasi arayışı’ içinde en başta gelen ve hemen hemen her karşılaşıldığında da ‘yanlış yola girilen’ yol ayrımlarıdır “referandum görünümlü plebisit”ler. (Plebisit, belirli bir dönem iktidarı elinde bulunduranların hazırladıkları anayasa taslağını bir tartışma ortamı yaratmaksızın blok halinde evet ya da hayır olarak sonuçlanabilecek bir halk oylamasına sunmalarıdır. Kabul edildiği üzere, referandumda bir değişiklik; plebisitte ise, bir adam ya da iktidar söz konusudur. Birincisinde bir metin oylanır; ikincisinde ise, bir isim. Referandumla plebisit arasındaki diğer fark ise demokratiklik bakımından ortaya çıkmaktadır. Referandum doğru kullanıldığı zaman demokratik bir usûldür: Halk etkendir, öznedir; karar alma sürecinin başına, ortasına ve sonuna katılır. Plebisit ise, anti-demokratik bir usûldür: halk edilgendir, nesnedir; karar alma sürecinin sadece sonuna katılır. - Ekşi Sözlük’ten)

Sevgili ülkemde tanık olduğum referandumlar arasında, iktidardakilerin arzularının dışında sonuçlanan bir tek, 12 Eylül döneminde yasaklanan siyasetçilerin yasaklarının kalkması ya da sürmesi için 6 Eylül 1987 tarihinde yapılan referandumu anımsıyorum.

Uzunca süren ve asla bitmeyecek sanılan ANAP iktidarı günleri ... Başbakan Turgut Özal, sonra sonra ANAP’ın sonunu hazırlayan kilometre taşlarından biri olduğu anlaşılan ‘% 51’e % 49’ yenilgisi yaşamıştı o referandumda.

12 Eylül Anayasası için, ‘namluların gölgesi’nde yapılan “referandum görünümlü plebisit”in sonucunu ise herkes biliyor.

Milli irademizin teslim alındığı bir ‘oylama aldatmacası’ olarak o plebisite, “Namluların gölgesinde Referandum aldatmacasına HAYIR!” diyebilme özgürlüğü olan çok sınırlı sayıda yurttaşınızdan biri olduğumu bilenler bilir. Bilmeyenlere de bu vesileyle söylemiş olayım.

Özellikle ‘özgürlük’ vurgusu yapıyor ve ‘mücadele özgürleştirir’ diyorum.

Bu referandumu da mücadelemizle ‘doğrudan demokrasi’nin bir aracı durumuna getirmek elimizde ... 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık