Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 12 Mayıs 2020, Salı 1:58
FikretÇoban

Fikret Çoban

Korona günlerinde ortaya karışık bir yazı ...

Maalesef artık bu virüsle yaşamaya  alışacağız, grip gibi o da hayatımızın yeni bir parçası olacak; grip de böyle girmiş insan hayatına.  
İlk başlarda onun da öldürücülüğü çokmuş sonra ilacı bulunmuş, insanlar arasında mutasyona uğramış ve öldürücülüğü ortadan kalkmış. Mesele tedbirlerle zamanı uzatmak, aşının bulunmasına kadar kontrollü gitmek. Gerçek bu, ikide bir uzmanlar böyle uyarıp duruyor. 
Bu virüs bir kişide bile kalsa yaşayacağı ve yayılacağı için yok olması diye bir olay olmaz, artık.
 İnsanlik önceki bulaşıcı hastalıklar gibi bununla da yaşamaya alışacak. 
Aslında alışacak derken alıştırılacak, mecburen kabul edecek, ölen ölecek kalanlar bu toplumsal varoluşa boyun eğdirilecek. Sizce bu çağda üstelik sars hastalığından bu yana işin uzmanları bunun devamının geleceğini şimdiden tedbir alınması yönünde   dünya sağlık örgütüne sürekli  uyarılar yaptı da ne oldu? 
Dünyanın dev ilaç şirketleri bu salgınla uğraşmak yerine daha kâr getirici haplar, ilaçlar, merhemler, kremler ürettiler. Bunlar insanlar tarafindan daha çok tüketiliyor diye piyasa ayarını ona göre yaptılar.  
Bugün dünya kapitalizmin elinde, kapitalist dünyada devletleri elinde bulunduran güçlerin yani sermaye sınıfının tek önceliği var o da  kârdır, daha çok sermayedir. Dolayısıyle kapitalistler için çarkları döndüren, önü alınamaz vahşi çıkarlarıdır. Sağlıkmış, insanmış umurlarında değildir; o geri plandadır. 
 Buna karşılık kapitalist sermayenin önceliği daha çok kazanmak iken, işçilerin, çalışanların önceliği ise insandır, yaşam hakkını savunmaktır. Çünkü hayatta kalması, çoluk çocuğuyla şu 3 günlük dünyada huzur bulabilmesi tüm insanlığın çıkarınadır. 
Yani dünyada ve bizim gibi ülkelerde kapitalistin kapitalist olarak kalabilmesi ancak daha çok sömürmesine bağlıdır. İşçinin  ise insan olarak hayatını devam edebilmesi daha sağlıklı ve daha çok ücret almasına bağlıdır. 
Şimdi Bertold Brehct’in devrimci sanat ve tavIr adlı makalesinde sorduğunu biz de bir kere daha soralım. Hem de bu ünlü sair ve düşünürü anmış olalım. 
'Doğru nedir sorusu , bu doğru kimin yararınadır sorusu sorulmadan,  yanıtlanamaz artık ' diyor .
Bir soruyla başlayalım, ne dersiniz ?
Biraz geri gidelim çok değil 2011 yılında  şöyle deniliyor, yazılıyor ve aslanlar gibi savunuluyordu.
'Aslolan seçilmiş belediye baskanlarıdır, yerel yönetim organlarıdır. Atanmışlar secilmişlerin üstünde degildir. 1930-40 lı yıllarda sehirleri valilere yönettirtiler, olur mu öyle şey ?'
Evet ben de sorayım olur mu öyle şey?
Ama oldu , ve bu doğru olarak sunuluyor, kime göre doğru, bu doğru uygulamadan kim yararlanıyor . Yani Brechtin sözüyle anlatmak istediğim bu.
Şimdi soruları çoğaltabiliriz.
Genel bir soru soralım. Tüm insanlığı kapsasın, madem  evde bunları düşünüyoruz, bu covid 19 nerden geldi, bitecek mi, daha kaç kişinin canına okuyacak, düşünüp duruyoruz. 
İşin aslı ben korkuyorum, tam yaşlı da sayılmayız ama genç ölümlerin olduğu dünya  ortalamasının üzerinde seyrediyoruz, neden? Bağışıklık sistemimizde bir sorun mu var, beslenme kültürümüz mu değişti, nedir bizi korona karşısında  zayıf düşüren? Yediğimiz içtiğimiz ürünlerin içine katılan sentetikler mi, kimyasal katkı maddeleri mi?
Uzatmayayım yeni bir soruya geçeyim. 
Bu modern uygarlığı kurmak için kapitalist dünya nehirlere barajlar kurdu, barajlar açtı, dağları yardı, denizleri doldurdu, ormanları gök ekini biçer gibi biçti. Hala da biçiyor. Yanımızda yöremizde ve dünyada bu iş böyle gidiyor. Ekolojiye saygı duymayan, doğada canlı olarak sadece kendini gören ve her şeyi para ve rant olarak değerlendiren bu güçler nasıl oluyor da bizim gördüğümüzü görmüyorlar.
Görmezler, çünkü ne demiştik yukarda? Sermaye sahipleri yani kapitalistler için birinci öncelik, olmazsa olmazları kâr ve kazanma hırsıdır; onları ayakta tutan budur. Sınıfsal çıkarları buna hizmet eder dolaysıyla bizim gibi dünyaya ve doğaya bakmazlar. 
Bakmaları için biraz kaba tabiriyle bu vahşi kapitalizmin ağzına bir gem vurulması gerekir. Kim vuracak bu gemi; eskisi gibi iki kutuplu bir dünyada yaşamıyoruz. Eksik meksik de olsa sosyalist dünya kapitalist dünyayı sınırlıyor kontrol görevi görüyordu. O da yıkılınca dünya tek kutuplu sermayenin saltanatına kaldı. O dünyada bu yaşadığımız  koronalı dünya işte. 
Sağlık sistemlerinin çökertildigi, kamusal olan ne varsa, toplumun yararına ne varsa özelleştirme, hür teşebbüs  adı altında piyasa devlerine peşkeş çekilen bir dünya. 
3 aydır korona günleri yaşıyoruz ama sanki 3 bin yıldır bu salgını yasıyormuşuz gibi bir gerçeklik karşısındayız. Bütün geçmişi, insanlığın geçirdigi bütün salgın hastalıkları dönemlerini, ortaya çıkışlarını yol açtıkları yıkımları ve değişimleri okudukça, öğrendikçe ister istemez çok gerilerden geliyoruz gibi oluyor. Bu kısıtlı, eve hapis korona günlerinde çok şey öğreniyoruz aslında, kendimiz kendimizle kalınca bir bakıma insanlıkla da başbaşa kalmış oluyoruz. 
Derin düşünüyoruz, şimdiye kadar görmediğimiz, es geçtiğimiz insan hayatlarının pandemi karşısındaki hali ne kadar birbirine benzediğini, veba günlerinden bugüne değişen bir şeyin olmadığını görüyorsunuz. İktidarları elinde bulunduran güçlerin kof bir güç olduğunu, kağıttan  kaplan olduğunu, ABD'nin halihazirda korona karşısındaki çaresizliğini, ölüm oranlarının 100 binlere yaklaşması karşısındaki çaresizliğini görüyorsunuz. 
Büyük medya kuruluşlarının, iktidar aygıtlarının böyle durumlarda bile toplumu nasıl inancına , diline, milliyetine ,sınıfına ve cinsiyetine göre böldüğünü, bu kesimleri nasıl birbirine düşürüp iktidarlarını sağlamlaştirdığını daha net görüyorsunuz. 
Sonra elden ne gelir insan olmaktan başka deyip, kendi çeperinizde iğneyle kuyu kazar gibi ilerliyorsunuz... yanyana geldiklerinizle yarınlara doğru...

Demlenmiş  sözler 
“insanın ölüsü iki metre küp mezara sığar da ölüm endişesi koca kainata siğmaz”
     (seneca)


 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık