Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 29 Ocak 2020, Çarşamba 23:28
İlkayKumtepe

İlkay Kumtepe

“GÖL 1938” İnanç ve Azmin Öyküsü

“GÖL 1938” Mehmet SAYDUR’un yazmış olduğu, Öğretmen Dünyası Yayınlarından çıkmış bir kitap. Kastamonu GÖL köydeki eğitmen okulunun kuruluşu ve 7 aylık süreci anlatan bir kitap. Köy Enstitülerinin kuruluşuna giden yolda en önemli uygulamalardan birini anlatıyor.

Kitapta eğitmen kursundaki çalışmalardan, başarılamaz diye başlayan işlerin nasıl da el birliği, düşün birliği, üretime yönelik çalışma gayreti ile nasıl başarıldığından bahsediyor.

Kurs müdürü Süleyman Edip Balkır’ın liderlik özelliği hem kursun hem Köy Enstitülerinin kuruluşu için önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın büyük bölümünde Balkır’ın süreci anlattığı kitabından alıntılar içeriyor. Bu nedenle uygulamanın ilk ağzından bilgileri edinmek mümkün.

Eğitmen okuluna alınan kursiyerlerin öğretmenlik eğitimi falan aldığı yok. Kursta hem okuma yazma öğretme bilgisi edinirken hem de gerçek yaşam deneyimleri ediniyorlar. Kurs binasının, yatakhane ve yemekhane gibi gerekli binaların inşaatı, bahçecilik, tarım, hayvancılık gibi birçok alanda eğitim alıyorlar. Bu şekilde köylerine döndükleri zaman her alanda köylüye yol yordam gösterecek öncülük edecek kişiler oluyorlar. Köylünün kalkınması demek ülkenin kalkınması demektir. “Köylü milletin efendisidir” derken bahsedilen budur. Köylünün kalkınması, bilinçlenmesi kölelikten kurtulmaktır. Tam bağımsız bir ülke olma yolunda atılacak en önemli adımdır. Sanırım köy enstitülerine vurulan darbenin en önemli nedeni de budur.

Kursta imkânsız denilen şeyleri kursiyerler el birliği, düşün birliği ile imkânlı hale getiriyorlar. Karşılaştıkları problemleri birlikte çözmek için uğraşıyorlar. Herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Sen ben yok biz var. Birlikten kuvvet doğar sözünün tam da anlattığı gibi. Devletin bir kuruşunu boşa harcamayı ihanet sayıp çalışıyorlar. Tüketmek değil üretmek kaygısı ile mücadele ediyorlar. Her işe alın terlerini, zamanlarını, düşüncelerini koyuyorlar. Bu kadar özveri ile yapılan hiçbir işte başarısız olunamaz.

Eğitmen okulundaki azim ve mücadele bize örnek olmalıdır. Okul dendiğinde dört duvar, kalem, kâğıt, kitap olmak zorunda değildir. Günlük çalışma temposu içinde bazen bir ağaç altında, bazen bir mola esnasında, bazen arıların başında, bazen tuğla dizerken öğreniyorlar derslerini.

Bu çalışmalar ile ilgili TONGUÇ; “İnsanoğlu ne garip, kimi yoktan var ediyor, kimi bir tebeşir için bakanlığa yazı yazıyor” diye düşünmüştü. Haklıydı, uygulama yapılan köylerden birinde yazı tahtası bulamamış ve bir kağnının üzerini kullanmışlardı. Bina yapımı için gerekli tuğla bulunamayınca kendileri tuğla yapımına girişmişlerdi. Marangozluk, demircilik, tarım, hayvancılık, arıcılık her alanda öğreniyorlardı. Çünkü gittikleri her yerde bunları uygulayacak, öğretecekler, okul binalarından başlayarak her şeyi kendileri yapacaklardı. Gerçekten “yok” diye bir mazeret yoktu. Yoktan var ediyor sorunlara yaratıcı çözümler buluyorlardı.

Eğitmenler bir süre sonra köylerde uygulama dersleri yapmaya başlamışlardı. Uygulama dersi bittikten sonra grup öğretmeni ve diğer eğitmenler birlikte oturup ders üzerine yorumlar yapıyorlar. Değerlendirmeleri görseniz eğitim fakültesini bitirmişler zannedersiniz. Dikkatini derse vermeyen çocuğa nasıl davranmaları gerektiğini yorumlayan, sözcüğü öğretirken harf üzerine vurgu yapanın yanlışını eleştiren, öğrettiği sözcüğü oyunla öğrettiğinde daha etkili olacağını söyleyen hepsi vardı. Kimse başkasını kötülemiyor, dersi birlikte yorumluyor ve daha iyi nasıl oluru konuşuyorlar. İşte ders çıkarmamız gereken en önemli konu. Biz öğretmenler günümüz şartlarında birbirimizin dersini dinleyip birlikte yorum yapıyor muyuz? Bunu yapabilecek kadar alçak gönüllü olmaya gereksinim duymuyor muyuz?

Bunlar eğitim fakültesi okumamışlardı. Eğitim felsefelerini de bilmiyorlardı. Ama sahada gözlem şansları ve karşılaştıkları problemlere çözüm arama dertleri vardı. Öğrenme istekleri vardı. Her şeyi uygulama esnasında öğrenmişlerdi. İyi öğretmen olmanın en önemli şartı iyi GÖZLEM yapmaktır.

Bu uygulamaların ardından Köy enstitüleri fikri artık olgunlaşmış ve yasal düzenlemeler yapılarak uygulamaya konulmuştur. TONGUÇ’un bu konuda en büyük engeli sözde aydınlardan, rahatı bozulacak yöneticilerden, çıkarları kayba uğrayacak ağalardan göreceği konusundaki şüpheleri zamanla gerçeğe döndü. Köylünün kalkınmasını, ülkenin aydınlanmasını çok görenler tarafından engellenerek Köy Enstitüleri karanlığa gömüldü.

İnandığın şeylere kendini adamak gerekir. İnandığın, kendini adadığın alanda mutlaka yol alırsın. “ölümü göze almadan yeni yaşamların doğuşuna ortamlar hazırlanamaz” demiş TONGUÇ. Nitekim Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Süleyman Edip Balkır ve onlar gibi kendini adamışlar sayesinde dünyaya örnek olacak bir kalkınma modeli hayata geçirildi. Sonlanmış olsa da bir aydınlanma, üretim dönemi yaşandı.

Eğitim tarihimizde bu önemli dönemi incelemek bize yeni ufuklar açar, umutlar açar. Yoktan var etmenin umutları nasıl yeşerttiğini hissederiz. Geleceğe yönelik doğru adımlar atar, kendimize özgü modeli yaratırız.

Başarmak inanmakla başlar…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık