• 15 Temmuz 2019, Pazartesi 8:58
İlkayKumtepe

İlkay Kumtepe

Kalkınma Planında Eğitim

On birinci kalkınma planı meclise sunulmuş. Planda eğitim üzerine olan maddelerle ilgili geçmiş planla da karşılaştırarak bir inceleme/değerlendirme yapma gereği duydum.

Eğitimin amacı (md.547) içerisinde “düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş” şeklinde bir ibare var. Bu ibareler onuncu kalkınma planında da yer alıyor. Bunun yerine “anlama, anlatım ve eleştirel düşünme becerisi kazanmış, çözüm odaklı düşünebilen bireyler dense daha iyi olurdu. Çünkü anlama ve anlatım konusunda çok eksiğimiz var. Bunu, yaptığımız ölçme değerlendirme, seçme sınav sonuçlarına bakarak kolayca anlıyoruz. Anlama ve anlatım olmadan problem çözümü yapılmaz. Problemi doğru tespit edip çözüm odaklı düşünebilmek ise eleştirel düşünme yapısıyla gerçekleşir.

Dokuzuncu kalkınma planında olup onuncusunda ve on birincisinde de gerek görülmeyen “Atatürk ilkelerine bağlılık” ifadesi çağdaş uygarlık seviyesine gidilen yolda önemli bir rehberdir. Bu rehber aynı zamanda bu ülke için çimento gibidir. Sağlam gelecek nesiller için bu ilkelerin ışığında hedefler belirlemek gereklidir.

Ayrıca amaçlarda ‘hoşgörülü, başkalarının haklarına saygılı, tahammül yetisi gelişmiş, farklılıklara saygı gösteren’ ibarelerinin de yer almasını beklerdim. Amaçlarda belirtilen üretken (öncekilerde de var) ve mutlu bireyler (yeni eklenmiş) ifadesi olumlu bir yaklaşımı betimliyor.

Bu amaçlar doğrultusunda alınacak tedbirler ve politikalar bölümünde (md.548) erken çocukluk eğitiminin zorunlu olması doğru, ancak 5 yaştan daha öncesi olmalı.

Tekli eğitime geçiş için daha önceki iki planda da tekli eğitime geçileceği belirtilmekteydi. Ayrıca yapılan açıklamalarda 2020 yılından itibaren ikili eğitim yapan okul kalmayacağı özellikle vurgulanmakta ve derslik sayılarının tamamlanacağı belirtilmekteydi. On birinci planda halen tekli eğitime geçiş hedefinin olması, bu konuda önceki hedeflere ulaşılamadığı anlamına geliyor.

Md. 549’da belirlenen hedef okulların fiziki yapısı ile ilgili. Maddeyi okuyunca çocukların gelişimine uygun eğitim yapılarından bahsediyor ya, bir ümide kapıldım. Ancak yeni yapılan okul binalarını hatırlayınca “Nasıl?” demekten kendimi alamadım. İlkokul binaları bile çok katlı ve küçük beton bahçeleri olan yerler olarak yapıldı. Şimdi bu binalar bu hedefe nasıl uydurulacak? Birçok yazımda eleştirdiğim bir konu olduğu için tekrar söylemek istiyorum. Şu an kullandığımız okul binaları çocukların fiziksel gelişimlerine uygun değil. Yetiştirmek istediğimiz yeni nesle de uygun değil. Dört duvar arasında, doğadan, diğer canlılardan, toplum hayatından soyutlanmış okullar ve bütün gün o okulların duvarları arasında sıkıştırılmış çocukların problem çözme becerisi geliştirilemez. Tasarım beceri atölyeleri doğanın ve toplum hayatının içinde var. Yapmamız gereken ise çocukları gerçek hayatın içinde tutacak çalışmalar planlamaktır.

Okullar arası başarı farkının azaltılması için en önce yapılacak şey okulların niteliğini eşitlemektir. Bu doğru bir yaklaşım ama destek eğitim programları konusunda aynı şeyi düşünmüyorum. Eğitimde “öğretme” yaklaşımını benimsediğimiz sürece bu destek programları yine aynı okul ortamında anlatım tekniği ile çocuğa bilgi aktarma çabasının ötesine geçemeyecektir. Nitekim şimdiye kadar yapılan uygulamalarda (yetiştirme kursu, destek eğitim vs adlarda) bunu yaşadık. Eğitimde “öğrenme” odaklı çalışmalar ve ortamlar hayata geçirilmelidir.

Yeni kalkınma planında hedeflenen yeni eğitim programlarını ve içeriklerini merakla beklemekteyim. Okullara kurulacak ağ alt yapıları ile ilgili madde de bende bunu daha önce yaşamıştım hissi uyandırdı. Okullardaki BT sınıfları ve onların akıbetlerinden sonra sadece projeksiyon mantığı ile kullanılan etkileşimli tahtaların durumunu hatırladım. Umarım aynı şekilde olmaz. Ama yine tekrar ediyorum, temel eğitim çağındaki çocukların teknolojik aletlerden çok fiziksel rahatlığı yaşayacakları ve bedensel/kinestetik zekâlarını kullanıp geliştirecekleri ortamlara ihtiyaçları vardır.

Onuncu kalkınma planında yabancı dili iyi şekilde öğrenme hedefi varken şimdi ölçme üzerinde kurulan bir cümle, ölçme hedefinden kurtulamadığımızı gösteriyor. Yabancı dil eğitiminde hedef ölçme yerine öğrenme olsaydı anlayış farkı olduğunu düşünebilirdim.

Dokuzuncu kalkınma planında sınav odaklı eğitim sisteminin olumsuz sonuçlarından bahsedilmiş. Onuncu kalkınma planında sınav odaklılıktan uzaklaşılıp bireysel farklılıkları gözeten, süreç odaklı değerlendirme sistemlerinin uygulanacağı belirtilmiş. On birinci kalkınma planında da yeterlilik temelli ölçme değerlendirme sisteminin, e-dosya sisteminin etkinleştirileceği, kademeler arası geçiş sınavlarında düzenlemeler yapılacağı belirtiliyor. Seçme-sıralama sistemi ve test çıkmazından kurtulacağımız yönünde ümitlerimizi arttırsa da önceki dönemde belirlenen politikaların uygulamasını yaşamış biri olarak, demek ki önümüzdeki dönemlerde de sınav odaklı çalışmaya devam edeceğiz diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Sistemin bütününü de değiştirsek ölçme değerlendirme ve sınav sistemini değiştirmezsek iyi bir sonuç alamayız.

Madde 554, en favori hedeflerden ve ilk kez bahsedilen bir konu. Eğitsel veri madenciliği ve veriye dayalı planlama yapılması bilimsel eğitim hayallerimi canlandırdı. Bu konuda çuvallamamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda öğretmenlerin de eğitime alınması gerektiği fikrindeyim. Eğitsel veriler sadece bakanlığın okul, yönetici ve öğretmenleri değerlendirmesi için bir araç haline gelmemelidir. Her öğretmen için sınıf bir laboratuvardır. Orada elde ettiği verilerle bilimsel çalışmalar yapmalı ve bunları ortak bir platformda paylaşmalı. Tecrübelerin paylaşılması gerekir.

556. maddede belirtilen Okul Gelişim Modeli ile okulların eşit fırsatlara kavuşturulması arasında bir çelişki mevcuttur. Bu modelle okulların proje çöplüğüne dönmesi gibi bir tehlikenin varlığı da göz ardı edilmemelidir. Okullar ürettikleri projeler ve belirledikleri hedeflere ulaşma oranları ile değerlendirilecekse bu durumda yine okulun yönetim ve eğitim kadrosunun becerisine göre okul kaliteleri belirlenmiş olacaktır. Okullar arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmayacaktır. Daha önce uygulanan OGYE, TKY, OGM modellerinden farklı olmalıdır.

Kariyer rehberliği sistemi gerekli bir uygulama. Ancak kariyer rehberliğinden meslekleri tanıma ve meslek seçmeye yönelik kariyerin anlaşılmaması için gereken eğitimlerin öğretmen ve yöneticilere sağlanması gerekir. Kariyer rehberliği ön plana çıkarılırken okullarda çok gerekli olan psikolojik danışmanlık hizmeti göz ardı edilmemelidir. Kariyer rehberliği her öğrencinin kişilik gelişiminin en önemli aşamasıdır. Bu aşamada bireye en iyi yardımcı olacak kişi onu en iyi tanıyabilecek sınıf öğretmenidir. Bu yük rehber öğretmenlere verilirse hem okul PDR birimlerinin gerçek işlevi yürütülemez hale gelir hem de hedeflenen kariyer rehberliği amacına ulaşamaz. Çocuğa sadece meslek seçimi önerisi uygulamasına dönüşür.

Mesleki eğitim ile ilgili belirlenen hedeflerin ayrıntısına girmeden, bunları çok önemsediğimi belirtmek isterim. Güçlü bir mesleki eğitim üniversite kapısında ve işsiz ordusunda azalma oluşturabilir. Tamamen yapılacak gerçekçi uygulamalar bunu belirleyecektir.

Dokuzuncu planda üniversitelere merkezi giriş sınavının olumsuzlukları belirtiliyor, onuncu planda üniversite özerkliğinden bahsediliyor ama on birinci planda vakıf üniversiteleri ile ilgili düzenlemelerden ve genel olarak yükseköğrenimdeki sayısal hedeflerden bahsediliyor.

Yükseköğrenim çeşitliliği, planın en dikkat çekici maddelerinden biri olarak daha önceki planlarda olmayan bir politikadan bahsediyor; kadın üniversiteleri. Üniversite çeşitliliği demek, farklı bilimsel uygulamalara öncü olacak, belirli alanlarda ihtisaslaşmış üniversiteler demektir. Bilimsellikten söz edeceğimiz kurumları cinsiyete göre ayırmak bilimsellikten uzak bir yaklaşım olduğu gibi toplumda cinsiyet ayırımcılığı yapılmasına neden olacak sonuçlar ortaya koyabileceği için tehlikeli bir politikadır. Kadın üniversitelerinde, kadınlara erkeklerden ayrı olarak ne öğretilecektir? Bu çeşit cinsiyetçi yaklaşımlar bir alanda ortaya çıkar ve zincirleme olarak toplumun diğer alanlarını etkisi altına alır. Hele ki bu düzenleme eğitim alanından başlıyorsa üzerine daha fazla düşünülerek dile getirilmesi gereken bir konudur.

On birinci kalkınma planı üzerine söyleyeceklerimi şimdilik bu kadarla sonlandırmak istiyorum. Belki başka bir yazıda tekrar ele alırım.(11.07.2019)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık