• 14 Eylül 2020, Pazartesi 9:37
İlkayKumtepe

İlkay Kumtepe

CORONADA BİRİNCİ SINIF OKUTMAK

Okullar açılacak mı, açılmayacak mı tartışmaları süredursun, birinci sınıfların haftada bir gün olarak okula başlayacağı açıklaması geldi. Bir yanda okula başlayacağı ilk günün heyecanı diğer yanda bilmediği, görmediği bir tehlike ile karşı karşıya olma korkusu içinde okula başlayacak mini mini birler.

Çocukların korku ve heyecanı çocukluk hevesleri, hızlıca ortama uyum sağlama becerileri sayesinde aşılabilir sanırım. Ama ailelerin endişesi ve öğretmenlerin kabusları daha zor giderilir.

Yüz yüze eğitimin başlamayacak olması endişesi ailelerde de öğretmenlerde de bir panik ve belirsizlik oluşturdu.

Aileler hem çocuğum okula gitmezse öğrenemez, geri kalır endişesinde hem de okula giderse hastalık kapabilir, eve getirebilir endişesinde. İki seçenek de onları rahatsız etmeye yetecek kadar zor.

Öğretmenlerin endişesi de yüz yüze görmeyeceği ve daha önce tanışıp duygusal bir bağ kurmadığı çocuğa sanal ortamdan nasıl okuma-yazma öğretebileceğini bilmemekten kaynaklanıyor. İkinci ve daha üst sınıfların öğretmenleri biraz daha rahatlar. Çünkü çocuklarla birbirlerini tanıyorlar ve aralarında bir etkileşim var.

Şimdi buraya kadar söylediklerimde kullandığım iki kavram üzerinde durmak istiyorum. Biri “duygusal bağ kurmak”, diğeri “etkileşim”

Çocuğun öğrenmesinde en büyük etkenlerden biri duygusal bağ kurmaktır. Bunun beraberinde sosyal bağ kurmaktan da bahsederiz. Ancak küçük çocuklar sosyal bağdan önce duygusal bağ ile hareket ederler. Duygular onlar için önemlidir. Birini severlerse onu dinlerler. Sevdikleri kişiye saygı duyarlar, güven duyarlar. Bunlar duygusal eylemlerdir. Ailesinden ayrılıp ilk kez kendi başına sosyal bir ortamda bulunacak çocukların bu duygusal bağları kurmaya gereksinimi vardır.

Öğretmen için de bu bağlar önemlidir. Çocuklara kendini sevdirmeyen, onlarla bireysel yakın temas kurmayan, çocuğun güvenini kazanmayan, çocuğun gözlerine bakmayan öğretmen sınıfta öğretemez.

Bu nedenlerle yüz yüze eğitimin başlamasını her öğretmen önemser.

Ama olağanüstü bir dönemde bulunuyoruz. Birçok insanın sağlığı ve hatta yaşamının tehlikeye girmesi söz konusu olduğunda uzaktan eğitim alternatifinin nasıl en iyi şekilde yapılacağına odaklanmak gerekir.

Burada belirttiğim “en iyi” den herkes başka bir şey anlıyor ama ben fiziksel ve ruhsal sağlığı yerinde bireyler yetiştirmekten bahsediyorum.

Aileler ve çocuklar için görüş ve önerilerimi başka bir yazıya saklayıp burada birinci sınıf okutacak öğretmenlere bazı önerilerimi dile getirmek istiyorum.

Onlara ilk önerim sakin olmalarıdır. Ne yapacağız düşüncesi ile oluşturacakları panik, hata yapmalarına ve kontrolü elden kaybetmelerine neden olur.

Bu işi yıllardır nasıl kolaylıkla yaptıklarını düşünerek bu sefer de yapmaları gerekenler konusunda doğru kararları vererek bu işin üstesinden geleceklerini kendilerine sık sık yinelesinler.

Yüz yüze geçirecekleri günlerde çocuklara okuma yazma ve harf öğretme telaşına düşmeden sadece onlarla duygusal bağ kurmaya odaklansınlar. Bu sürenin azlığı onlarda acelece bir şeyleri öğretme telaşı doğuracaktır.

Bir an önce okuyup yazsın diye çocuğa ve aileye bir yük bindirmek bu zorlu süreçte çocukların kendine güvenini yitirmesine neden olabileceği gibi çocuk ile anne baba arasındaki ilişkileri de zedeler. Evde bir kaos ve kavga ortamı oluşur. Bunlar şu süreçte yaşanmasını en son beklediğimiz şeyler. Bu söylediklerim yüz yüze eğitimde de ortaya çıkan durumlardı. Ancak çocuk okula gittiğinde evdeki bu kaos ortamından kurtulup yaşıtları ile birlikte oluyordu. Başkalarının da kendi gibi olduğunu görerek bir rahatlama yaşıyordu. Şimdi öğrenemeyen çocuk kendini daha çok suçlayabilir ve güven kaybı yaşayabilir.

Unutmayalım ki aileler eğitimci değil. Onlardan beklentilerimiz çok sınırlı olsun. Öğrenme sorumluluğunu çocuğa verin. Aileye öğretme sorumluluğu vermeyin.

Uzunca bir süre okuma yazma çalışması için harfler, yazılar vs kullanmayın. Okumak bir gereksinim olarak ortaya konursa çocuk okur. Bizim işimiz de o gereksinimi doğurmaktır. Çocuğa öyküler okumak, görsellerle öyküyü tamamlamasını istemek okuma merakını oluşturur.

Bazı çocuklar ses simgelerinin ve seslerin çıktığı yerlerin farkındadır. Bunun farkında olmayan çocuklar için okuma ve yazma zor/karmaşık bir iştir. Çocuklara mutlaka ses ve nefes çalışmaları yaptırılarak bu farkındalık sağlanırsa harflerin öğretimi ve doğru şekilde kullandırılması sağlanır. Üstelik bu çalışmalar çok eğlenceli oyunlar olarak çocukların öğrenme ortamınız ile bağını kuvvetlendirir.

Çocuklar konuşmayı kendi öğrenir çünkü ihtiyaç hissederler. Bizler okuma ve yazmanın ihtiyacını hissettirirsek uzaktan da çocuklar öğrenir.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık