• 20 Nisan 2020, Pazartesi 9:36
İlkayKumtepe

İlkay Kumtepe

Öğretmenliğin Ödülü

Bugün sizlerle özel bir öykü paylaşacağım. Aslında kendimle ilgili bu tür öyküleri anlatmaktan hoşlanmam ama bu sefer başka. Bir cuma günü okul çıkışı benim gözlerimi dolduran bu öyküyü anlatmak istedim.
Yıllar öncesinden velim olan kişi beni bu kadar duygulandıran ve yaptığım işin bütün zorluklarını silip götüren.
Onu tanıdığımda henüz 16 yaşındaydı. Öğrencimin üvey annesi. 16 yaşında en büyüğü birinci sınıfa başlamış üç çocuğa annelik yapmak üzere evlendirilmişti çocukların babasıyla. Okula görüşmeye geldiği günü hiç unutmadım. Karnı burnunda – altı, yedi aylık hamile- ve gözünün üstünde bir morluk.
Nasıl unutabilirdim o görüntüyü. Konuştuk biraz. Neden dedim, neden okulunu bırakıp üç çocuklu bir adamla evlendin?
Cevap kısa ve netti; evde ayyaş bir babam ve küçük bir kardeşim var, bana daha iyi bir hayat yok ki.
Bu sefer çocuğun yaşadığı travmalardan öte bir durum vardı. Çocuğa anne olarak seçilen kişinin yaşadığı travmalar. Çocuğun sorunları ve yaşadıkları ile ilgili bir şey yazmayacağım. Çünkü çocuktan önce anne adayının yardıma gereksinmesi vardı.
O günden sonra defalarca görüşme yaptık. Hem kendi ile hem kocası ile çocukların durumunu, sorunlarını, çıkış yollarını. Biz sadece onları dinledik, yol göstermeye çalıştık.
Ama bu genç anne adayının mücadelesini de unutamam. O üç üvey ve bir öz evladına gözü gibi baktı. Çocukların babasından daha öz bir ebeveyn olduğunu söyleyebilirim. Her birinin eğitim alması için, iyi insan olmaları için çabaladı. Çevrede gördüğüm pek çok öz anneden daha özveriliydi. Başı sıkıştıkça yardım istedi. Hep mücadele etti ve başardı da.
Bu arada kendi de boş durmadı. Çocuklarla birlikte kendi öğrenimini de tamamladı. Yarım kalan lise öğrenimini dışardan bitirdi. Sonra dışardan üniversite öğretimi, bir değil iki tane.
Bugün bayrak töreni öncesinde bahçe duvarının dışından bana seslendi. “hocam iki dakikanız var mı?”
Olmaz mı, hep olur. Bütün eski öğrencilerim de velileri de bilirler. Halen ne zaman gereksinim duysalar dinlerim onları.
“Hocam ben size teşekkür etmeye geldim” dedi. Şaşırmıştım. Bunca yıl sonra bana ne için teşekkür edecekti ki?
“Ben bugün ikinci üniversiteden mezun oldum. Artık aşçıyım. Bir mesleğim var. Sizi tanıdığım için, bana yol gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Sizi ilk tanıdığım zamandan beri idol oldunuz bana. Duruşunuzu örnek aldım ve zor zamanlarımda sizi düşünerek kendime yol çizdim. Bana –insan doğuştan kötü olmaz, katil olarak doğmaz. İnsanı kötü yapan karşılaştığı sorunlarda yaptığı seçimlerdir- demiştiniz. Bu benim için çok önemli bir cümleydi. Hiç unutmadım ve hep bunu düşünerek çalıştım. İyi ki sizinle tanışmışım. Mezun olduğumu öğrenince ilk sizinle paylaşıp teşekkür etmek için geldim.”
Diyecek hiçbir sözüm yoktu. Sadece tebrik ettim. Kendi istek ve azmi olmasa benim söylediklerimin bir önemi olmayacağını söyledim.
İşte bu an öğretmenliğin bütün zorluklarını, yılgınlıklarını, engellerini alıp götürdüğü andır. Öğretmenliğin ödülünü aldığınız andır.
İşte bu an iyi ki öğretmen olmuşum dedirten andır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık