• 05 Ağustos 2022, Cuma 11:38
ZekiSarıhan

Zeki Sarıhan

FATSALILAR TERZİ FİKRİYİ SEVMİYORLAR MIYDI?

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, fındık fiyatlarını açıklama vesilesiyle Ordu'da yaptığı bir meydan konuşmasında, Fatsa Eski Belediye Başkanı Fikri Sönmez'i terörist olarak suçlamış. "Ne münasebet" diyeceksiniz.

Bir kere, konuşma yanlış yerde yapılıyor. Her ne kadar Fatsa, Ordunun bir ilçesi ise de Fikri Sönmez Ordu'da değil Fatsa'da belediye başkanlığı yapmıştır. Onun ne olduğunu Fatsalılar iyi bilir.

Erdoğan'ın sözlerini okuyunca "Ayıp etmiş" dedim. Çünkü Fikri Sönmez, 12 Eylül'e aylar kala arkadaşlarıyla birlikte tutuklanmış, ağır işkencelere uğramış ve kötü cezaevi koşullarında kalp krizinden ölmüştür. Devletin ona ve ailesine özür borcu vardır. Fikri Sönmez'i terörist ilan etmekle Erdoğan Türkiye hâkim sınıflarının halk hareketleri karşısında ortak refleksini göstermiş ve 12 Eylül uygulamalarını övmüş oluyor. Şu farkla ki o yıllarda devrimcilere devlet "anarşist" diyordu. Şimdi korkutucu sözcük ise "terörist"tir.

Fakat beni bu yazıyı kaleme almaya sevk eden Erdoğan'ın bu sözleri olmadı. 2 Ağustos Salı günkü Hürriyet'te Ahmet Hakan'ın yazısı oldu. Her olayda olduğu gibi hükümet sözcülerinin, özellikle Erdoğan'ın sözlerine arka çıkmayı bir görev edinmiş olan, bu nedenle AKP döneminde gazeteciliğin ibretlik olayı haline gelen  Ahmet Hakan, Terzi Fikri'nin bir efsane haline getirildiğini, oysa Fatsa'da AKP'nin oyların yüzde 60'nı aldığını anlatıyor. Demek ki Terzi Fikri efsanesinin aslı yokmuş! Eğer böyle bir efsane olsaymış Fatsalıların seçimlerde sol partilere oy vermesi beklenirmiş.

Fatsalı olmasam, Fikri Sönmez'i tanımasam ve o yıllardaki Fatsa'nın havasını az çok bilmesem Ahmet Hakan'a inanabilirdim.

Fakat onun iddiası ne Türkiye'nin ne de Fatsa'nın gerçekleriyle uyuşuyor.

FATSA'DA DEVRİMCİ BİR KALE KURULMUŞ!

Ben Fatsa'nın Beyceli köyündenim. Askerlikten sonra Fatsa'nın Yassıtaş Köyü öğretmenliğine atanarak iki yıl süren bu görevim sırasında "İleri Köy Peşinde" adlı kitabımda anlattığım gibi, önemli bir köylü uyanışına tanıklık ettim. Beni, bu hareketlerin başında bulunmakla suçlayan iktidar, Siirt'e sürdü. 1967 yılında Gazi Eğitim'e kaydoldum, fakat Fatsa ile ilişkilerim devam etti. Fatsa'da 1967 yazında iki köylü yürüyüşü oldu. 1968’de ve 1969'da fındik mitingleri yapıldı. Fikri Sönmez, böyle bir iklimin içinde yetişti. Kızıldere olaylarıyla ilişki kurularak 1972'de tutuklandı ve 1974'te serbest kaldı. Ben de başka bir yerde ve başka bir nedenle atıldığım cezaevinden aynı yıl çıkarak Fatsa Ortaokulunda öğretmenliğe başladım. TÖB-DER, Fatsa'da devrimci mücadelenin odağı durumundaydı. TÖB-DER Şubesi olarak çıkardığımız bültende bu uyanışın haberlerini veriyorduk. Oktay Akbal, bu bültenin haberlerine bakarak 1975'te Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir yazıda, "Fatsa'da devrimci bir kale kurulmuş, bu kaleye dikkat edin" diyerek okuyucularının dikkatini Fatsa üzerine çekiyordu. Ancak işbirlikçi hükümetlerin dikkatleri de Fatsa üzerindeydi ki, bu dikketin sonucu olarak 1975 yazında beni bu kez Yozgat'ın Boğazlıyan ilçesinin Uzunlu kasabasına sürdüler. Eşim Fatsa'da kaldı. Bu yıllarda Fatsa'da estirilen ülkücü terörizmin tanığıdır.

Karadeniz bölgesinde yaygınlaşan Devrimci Yol siyasetinin dikkatleri de Fatsa üzerindeydi. İki taraf Fatsa'ya hakim olabilmek için sert bir mücadeleye giriştiler. İlk silahı devlet destekli ülkücüler patlattılar. Sonunda Devrimci Yolcular Fatsa'ya hâkim oldular. Ülkücüler Fatsa'yı terk ettiler. 

Fikri Sönmez'in Belediye Başkanlığına seçilmesi 1979'dur ve dokuz ay sürmüştür.  CHP'den ilk kadın Belediye Başkanı Nazmiye Komitoğlu'nun ölmesi üzerine Dev-Yolcular Fikri Sönmez'i Belediye Başkanlığına aday gösterdiler. Fikri, seçime giren bütün adayların aldıkları oyun toplamından daha yüksek bir oy aldı. Bu sıradan bir seçim ve belediye  yönetimi sıradan belediye yönetimi değildi. Halk mahalle komitelerinde örgütlendi ve yönetime doğrudan katıldı. Karaborsacılık önlendi. Nasıl? Halk, karaborsacıların deposunu basıyor, dükkânın önünde halka bunları gerçek fiyatıyla satıyor, parasını da oracıkta dükkân sahibine teslim ediyordu. Fatsa'da Oktay Akbal'ın işaret ettiği "Devrimci kale" bu şartlarda kuruldu. Böyle kökten bir değişime karşı yapılacak baskınlara karşı mahalleler halkı Fatsa girişlerinde nöbet tutmaya başladılar.

12 Eylülün Kudretli generali Kenan Evren bile Genelkurmay Başkanı iken Trabzon yolculuğunda Fatsa'dan geçmeye cesaret edememiş, Samsun'dan bindiği helikopterle Fatsa üzerinden uçmayı tercih etmişti.

Devlet, bunun Türkiye'nin başka yerleri için de bir örnek olmaması için Fatsa'ya büyük bir "Nokta Operasyonu" düzenledi. Türkiye halkına karşı 12 Eylül 1980'de düzenlenecek büyük operasyonun ilk acımasız provası Fatsa'da yapıldı. Yüzlerce kişiyi gözaltına alıp korkunç işkencelerden geçirdiler. Devrimci kadrolar Fatsa'dan uzaklaştı. 12 Eylül'de Türkiye  üzerinden bir silindir geçti, fakat Fatsa üzerinden iki kez silindir geçmiş oldu.

Bunun yarattığı ezginlik o kadar büyüktü ki, 1982 Anayasası'na Fatsa'dan yüzde 92.5 evet oyu çıktı. Bunun nedenini sorduğum bir Fatsalı bana şu yanıtı vermişti: "Hayır diyelim de kendimizi bir daha mı ezdirelim?"

Şuna da işaret etmeliyim: Hâkim sınıfların Fatsa'dan hesap sorması öyle bir hastalık haline gelmişti ki, 12 Eylül'den altı yıl sonra 1986'da Ankara'da eşimi ve beni gözaltına alarak Ordu'ya götürüp tutukladılar. Suçlama, Fatsa'da toplumcu Belediyecilik için mücadele eden gençlerin bir zamanlar (1975) ortaokulda öğrencimiz olmasıydı. Neyse ki vicdanlı yargıçlar davayı zaman aşımı nedeniyle düşürdüler.

Fatsa'da devrimcilerde hayatta kalacak mecal mi bıraktılar da Ahmet Hakan şimdi neden onların seçimlerde çoğunluğun oyunu alamadığını yazabiliyor. Aynı zulümler Ahmet Hakan'a yapılsaydı şimdi kimbilir nerelerde olurdu!

Fatsa ile bağlantım sürüyor. Şimdiye kadar gerek Kızıldere'de cesedi parça parça edilen Ertan Sarıhan, gerekse Fikri Sönmez hakkında kimseden bir kötüleme duymadım. Onların insani yanlarıyla da çok sevildiğini biliyorum.

Devletin dili ve duyguları ile halkın dili ve duyguları çok farklıdır. Pir Sultan Sivas meydanında asılırken herkes ona bir taş atmaya zorlanmıştı da bir dostu taş atıyormuş gibi yaparak  gül atmıştı. Şeyh Bedrettin Serez Çarşısında asılırken halk onu kurtarmak için harekete geçemedi ama Bedreddin'in görüşleri emekçilerin zihnini aydınlatmaya devam ediyor. Nazım Hikmet'i 28 yıl hapse mahkûm ettiler ama bütün ülkede ve dünyada en büyük Türk şairi olarak tanınıyor ve seviliyor. Bu üç örneği vermekle yetineyim. Fikri'nin cenazesi Amasya Hapishanesinden alınıp köyüne getirildiğinde cenazesini kılacak imam bulunamamış, köylüleri safa girmeye korkarak namazı uzaktan izleyebilmişti. Bütün canlılar gibi insanlarda da tehlike karşısında  yaşama güdüsü harekete geçer. Fatsalılar yaşıyor, bellerini doğrulttukları zaman Türkiye halkıyla birlikte gereğini yapacaklardır!

Fatsa'da neden AKP'nin kazandığı ise bambaşka bir araştırma konusudur. Bunun Fikri Sönmez'in sevilmediği ile hiç bir ilgisi yoktur.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık