Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 17 Aralık 2018, Pazartesi 23:25
YılmazKaya Aylanç

Yılmaz Kaya Aylanç

Aklımızla dalga geçmek mi?

Şaşırmak istemiyorum, her şeyin olabileceği bir ülkede yaşıyorum diye kendimi uyarıyorum ama ne var ki yine de şaşırmadan edemiyorum.

Neden? “Eşyanın tabiatına karşı” diyorum, “doğal hayatın akışına aykırı” diyorum da ondan.

Ordusu ile iftihar eden bir ülkeydik daha 20 yıl önce. Nereye geldiğimizi biliyor musunuz? O dünyanın gıpta ettiği ordunun genelkurmay başkanını terörist diyerek hapse attık. Sonra pardon diyerek salıverdik, oldu bitti.

Ergenekon, balyoz ve daha pek çok isim altında uydurma kumpaslar ile ordudan, üniversiteden, medyadan ve daha pek çok kesimden vatandaşımızı, değerli insanımızı hapislere attık terörist diyerek. Kimi kahrından, kimi hastalıktan, kimi de atılan iftiraya dayanamayıp intihar suretiyle şimdi aramızda bulunmuyorlar. Yaşayanlar ise ıstırap dolu o yılların acısı ile yaşamaktalar. Peki sonuç, yapanların yanına kâr kalmasa da, bu konuda irade gösterenler, pardon dedi ve hayat devam etti.

Hukuk, adalet ve bu konuda ehil insanlar yetiştirilmeli, tarafsız olunmalı, evrensel hukuk normlarına göre hareket edilmeli dendi. Yargı siyasallaşmamalı diyen pek çok otoriteye karşın ne oldu? A’dan Z’ye siyasallaşmış bir adalet sistemi olduğu kanaati bugün çok yaygın konuşulabilmekte. Amerika istediği için papazı, Almanya istediği için Die Welt muhabiri Deniz Yücel’i, Fransa istediği için başka bir gazeteciyi bir biçimde salıverdik.

Nerde o verdiğimiz sözler, hesap soracağız nidaları? Şimdi bunları ne soran var ne arayan.

Devlet tepeden tırnağa parti devletini andırır şekilde tek bir partinin, tek bir görüşün doğrultusunda yapılaşmakta.

Devlet memuru olmak için bizim çocukların hiçbir şansı olmadığını, çocuklar söylüyor.

Neden?

Daha önce yazılı sınav ve burada belli baraj üstü vardı. Ancak soruları çalanların çocukları giriyordu. Şimdi sorular çalınmıyor ama, yazılıdan sonra sözlü (mülakat) sınav var ve orada sorulan soruları gördüğünüzde çocuklara ister istemez hak veriyorsunuz.

Bu konuda en son örnek, hakim savcı alınmasında uygulanan kadrolaşma yöntemi, kadrolaşma tamamlanınca alelacele tekrar eskisi gibi 70 baraj puanı konması gündeme geldi. Bunu tüm akademik yapıda, devletin tüm kurumlarında görmek mümkün.

Beğenmediğinizi terörist, hain ilan etmek bir ülkenin geleceği açısından en derin yaralardan birini açmak demek. Bu yara kuşaklar boyu kapanmayacak bir yara açabilir ve ülkenin tüm enerjisini tüketebilir. Uzun bir süre doğru bir zeminde durmamızı zorlaştırır her açıdan.

Demokrasi ve özgürlükler derken, bu konunun ekonomi üzerinde bile ne denli önem arz ettiğini bizzat yaşamaktayız. Ne yazık ki bunu anlayacak bir yönetim şimdilerde mumla aradığımız şey.

Son olarak da bir sabah neye uyanacağımızı bilemez günler yaşamaya devam etmekteyiz.

Geçenlerde de bazı Sözcü gazetesi yazar ve çalışanlarını terör örgütü ile ilişkilendiren bir suçlama ile haklarında dava açılacağını öğrendik(!?)

Emin Çölaşan ve Necati Doğru adlı yazarların terörist ilan edildikleri iddiasına şahit olduk. Her halde aklımızla dalga geçiyorlar. Tüm ıstıraplar sonrası yeniden pardon da diyebilirler.

Böyle adalet olabilir mi? Emin abi fetöcü olabilir mi? Tabii Necati abi de!

Bu gazete ve yazarları en başından beri, iktidarın siyasal destek verdiği yıllarda fetöcülerin ve yapılanmasının ülke için ciddi bir tehlike oluşturacağı konusunda sayısız yazı yazmış, gazete de bunları yayınlamıştı. Bu yazarlara ve yazılarına karşı, en büyük karşı yazıları yazanlar ve tv programlarında söylemlerde bulunanlar dışarıda, ancak şimdi bu insanları terörist olarak nitelendirmeye çalışmak, resmen aklımızla dalga geçmek olmuyor da ne oluyor?

Terör örgütü ve lideri ile fotoğraf çektirenler, diz dize konuşanlar, ne istedilerse verdik diyenler hiçbir sorumluluk almazlarken, o günlerden bu yana bu örgüt ve yandaşları ile mücadele edenlere bu yapılanlar kabul edilebilir değil, doğru da değil.

Atılacaklar zindanlara, iddianame yazılana kadar, mahkemeler sürene kadar harap ve bitap düşecek insanlar, sevdikleri, yakınları da.

Sonra “pardon” denilecek.

Bu doğru bir yol değil!

Bu ülkenin temel sorunu olan demokrasi, gerçek demokrasi ve adalet, her vatandaşın vatandaşlık hakkı olarak sahip olması gereken unsurlar. Bunun pardonu olmaz!

Ve bir ülkede özgürlükler yoksa, adalet ve demokrasi de yoktur!

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık