Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 16 Nisan 2019, Salı 6:22
YılmazKaya Aylanç

Yılmaz Kaya Aylanç

Kazanan farklı olunca …

Nereden nereye. Milli irade diyerek sandık demokrasisi kavramını oluşturan irade, sandıktan çıkan milli iradeye karşı ne yapacağını bilemez bir durum yaşamakta. Oysa seçim kanunu oldukça açık. Bu kanun, on yedi yıllık tek parti iktidarı elinde büyümüştür. İtiraz edecek bir durumu olamaz olmamalı.

Seçmen listeleri yine kanuna göre askılara çıkmış, itirazlar yapılmış ve düzeltmelerden sonra son halini almıştır. Kesin listeler oluştuktan sonra YSK başkanı 22 Ocak tarihinde açıklama yaparak listeler konusunda mükerrer veya hatalı seçmen kaydı bulunmadığını, herkesin müsterih olması gerektiğini söylemiştir.

Sandık kurulları oluşturulmuş, değişen seçim kanunu gereği her sandık başına başkan olarak iktidarın atadığı bir memur ve yanına yine iktidarca atanan başkan yardımcısı bir vatandaş konmuştur. Ayrıca her siyasi parti her sandığa bir üye atamıştır. Böylece iktidar, ikisi devletçe atanmış ikisi de Cumhur ittifakı üyesi  olmak üzere her sandık kurulunda dört üye iktidar tarafından atanmıştır. İktidar sandık kurullarına bir itirazda bulunmamış bu safahat da geçilmiş.

Seçim sonuçları sandık kurulları tarafından sayılıp ilçe seçim kurullarına teslim edilmiş. Hakimlerden oluşan ilçe seçim kurulu başkanlıkları yine iktidar tarafından oluşturulan başkanlıklardır. Burada da iktidar tarafından bir itiraz söz konusu olmamıştır.

YSK, görev süreleri bittiği halde bir yıl uzatılarak bu seçimde de görev yapmaları iktidar tarafından sağlanan bir kuruldur. Burada da sanırım iktidar tarafından bir sıkıntı bulunmamaktadır.

Seçim sürecinin tamamı iktidar tarafından dizayn edilmiş, güvenliği iktidar tarafından sağlanmış ve bu konuda şaibe olabilecek her şey ortadan kaldırılarak milli iradenin doğru tecellisi sağlandığı iddia edilmiştir.

Öyle ki iktidar yöneticileri farklı farklı kişilerden seçimin şaibesiz olacağı, en iyi seçim sisteminin bizde olduğu, seçim güvenliği konusunda kimsenin kuşkusu olmasın türünden beyanatlar ile “bu seçimde şaibe var diyen bilin ki hile yapıyordur” diyebilecek kadar seçim konusunda millete güvence verme gayretlerini her noktada ortaya koymuşlardır.

Ve seçim günü gelip çattığında halk büyük bir olgunluk ile seçimde siyasilerin sağlayamadığı sağduyuyu ve seviyeyi sağlamış, birkaç olay dışında sakin bir seçim günü yaşatmıştır.

Halk görevini eksiksiz yapmıştır!

Sırada, sandıkların sayılarak seçim sonuçlarının ilan edilmesi ve kazanan yerel yöneticilerin mazbatalarının verilerek görevlerine başlamaları bulunmaktadır.

İlk gol Anadolu Ajansı’ndan seçim gecesi saat 23:00 sularında gelmiştir. Bu saate kadar Doğu Anadolu’da daha önce kapanmış ve sayımı yapılmış sandık sonuçlarından çok daha fazlası İstanbul için sisteme girildiği bilgisini yayınlamış ve iktidar partisinin önde olduğu bilgisini ilan etmiştir. Ancak geçen sürede farkın kapanmakta olduğunu gördüklerinde, ki bu Ankara için de geçerlidir, nedeni bilinmez bir biçimde (şu ana kadar bu konuda bir açıklama yapılmamıştır) sandık sonuç bilgilerini halkla paylaşmayı durdurmuştur. Tam bir skandal olan bu durum karşısında suskunluğunu saatlerce sürdüren ajans ertesi gün tekrar sonuçları revize etmiş ve uzunca bir süre sonra Millet İttifakı adayının  önde olduğunukamuoyu ile paylaşmak durumunda kalmıştır. Devlete ait olup halkın vergileri ile yaşayan bir kurum olarak Anadolu Ajansı, çok önemli bir konu olan seçimlerin sonuçlarının paylaşılması sırasında yapmış olduğu bu uygunsuz hareket sonrası hiçbir açıklama yapmayarak sınıfta kalmıştır. Buna müdahale etmeyen yetkililer de aynı vebali taşımak durumunda kalmıştır. Bu yazı yazılıncaya kadar ne sorumlular bir açıklama yapmış ne de sorumluluk sahibi mevkilerden bir istifa haberi gelmiştir.

Seçimlerin sonuçlarından tek yetkili olan Yüksek Seçim Kurulu’dur (YSK). Öyle ki kararlarını kabul etmek zorundasınız. Bu kararlara karşı kendinizi savunmanız imkansız. Hak arayacak başka bir kurum ne yazık ki yok. O ne derse odur. Bu durumunda bir zaaf olduğunu belirterek seçimler konusundaki duruşuna değinmek istiyorum.

Demokrasi bir kelimeden ibaret değildir. Bunun en önemli ayaklarından biri serbest, özgür, yasal ve tarafsız seçimlerdir. Seçimlerin eşitlik kuralında hazırlıklarının olması (seçmen listeleri, adaylar, sandık başkan ve kurulları v.b.), gizli oylamanın yapılması, açık sayımın sonuçları önceden belirlenmiş yasal şartlar ve çerçevelerde ilan edilmesi ve de kazanana hakkının en hızlı şekilde teslim edilmesidir.

Peki bu yerel seçimlerde bu böyle olmuş mudur?

2014 seçimlerinde kabul edilmeyen itirazların bu kez özellikle İstanbul’da kabul edilmiş olması YSK açısından seçime gölge düşüren konulardan biri olmuştur. Daha önce sandık kurulu üyelerince geçersiz oyların itirazen tutanak altına alınmış olanlarına itiraz edilebilir derken, şimdi itiraz tutanakları olmayan geçersiz oylarıda saymayı ne yazık ki kabul etmiş, daha önce kendi koyduğu kuralı bu seçimde iktidar lehine bozmuştur.

Burada durulmuş mudur? Hayır! Seçime girmelerinde sakınca görülmeyen kimi adaylar için seçim sonrası kazandıkları halde mazbataları KHK’lı oldukları nedeniyle verilmemiştir. O halde sormazlar mı:Neden seçime soktunuz?

Seçmen listeleri önceden belirlenmiş seçim takvimine göre askıya çıkmış, gerekli itirazlar yapıldıktan sonra tekrar askıya çıkmak suretiyle kesinleşmiş. Seçim yapılmış şimdi onlara itiraz edenlerin itirazlarını gündeme alarak ve gereğini yaparak YSK bir konuda daha seçimlerin üzerine gölge düşmesine neden olmuştur.

Bu seçimler özelinde YSK’nın sınıfta kalmasına neden olan bir diğer olayda, iktidar partisinin seçimlerin yenilenmesine dönük ancak verilmeyen itiraz dilekçesini vermiş gibi bundan bağımsız olan Beylikdüzü seçimlerine ait geçersiz oyların sayım sonuçları kararını erteleyerek iki dilekçenin birlikte değerlendirileceği açıklamasını yapmıştır. Bu bugüne kadar görülmemiş bir hata olarak tarihe geçmiştir.

Yine İstanbul özelinde itiraz sonuçlarının ivedilikle alınması için gerekenleri ne yazık ki yapamamış, sayımların on iki gündür devam etmesine (halen devam etmektedir) neden olmuştur.

Bu arada sayım tutanaklarına göre önde olan adaya mazbatasını vermeyerek sadece İstanbul’da değil tüm ülkenin bu konuya kilitlenmesine neden olmuştur. Taraflı tarafsız halkın moralinin bozulmasına, seçimlere olan güvenin zedelenmesine neden olunmuştur.

İktidarın kaybetmesini bilmemesinden bir hayır çıkmış, ülkemiz ve muhalefet partisi yeni bir lider çıkarmıştır. Bu yaptıkları  ile, taraflı tarafsız herkes tarafından Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tanınması sağlanmış olup ayrıca mağdur olan taraf olarak vicdanlarda da yeni başkan olması tescillenmiştir.

İktidarın YSK üzerinde kurmaya çalıştığı baskı ve bunun sonucunda seçimlere gölge düşme riski ülkemizi içerde ve dışarıda demokrasimizi sorgulatır duruma düşürmektedir. Kağıt üzerinde kazandığı görülen ve vicdanlarda da bunun böyle olduğuna inanılan adayın mazbatasını alması ülkeyi rahatlatacak ve kör topal demokrasimizin devamı yönünde endişeleri bir nebze olsun azaltacaktır.

Yirmibeş yıldır İstanbul’u, on yedi yıldır ülkeyi yönetenler seçimle geldiklerini unutmamalıdırlar. Seçimle gelmenin önemini, vesayetlere karşı oluşlarını her fırsat da anlatan iktidarın ilk kez kaybettiğinde ortaya koyduğu mızıkçı tutum kabul edilebilir olmamıştır. Yenilmeyi hazmetmek ve kazanana koltuğu bırakmakta zorlananların demokrasiden bahsetmeleri çok inandırıcı gelmemektedir.

Devletin tüm olanaklarına sahip olan, her türlü yetki konusunda hiç sıkıntısı bulunmayan ve seçimlerin ve sistemin savunuculuğunu yapan iktidarın ilk yenilgide oyun bozanlık  yapması kendi seçmeninden bile karşılık bulmamıştır.

Bu denli şartları zorlaştırmanın, maç bittikten sonra yeni kurallar koymanın nedenini bugün yeterince bilemiyorsak da sonraları kamuoyunun gündemine mutlaka gelecektir.Hep birlikte öğreneceğiz.

Bizden demesi şudur ki, bunca yıl seçim sonuçlarınının saat 19:30’larda bile ilan edilmişliğini büyük bir olgunlukla karşılayan ve sonuçları kabullenip yaşamaya devam eden bu kadirşinas halka bunu yapmayın.

Sizin yenildiğinizi kabul etmenizden, muhalefetin de yıllar sonra kazandığını görmesinden en kazançlı çıkanın ülkemiz olduğunun kabul edilmesi, gelecek açısından son derece önemlidir.

Bu seçimde sınıfta kalınmıştır. Zararın neresinden dönülürse kârdır deyip, normale çok hızlı bir şekilde dönmek gerekmektedir.

Kaybedersek de kazanırsak da olan ülkemize ve bu ülkede yaşayan biz vatandaşlara olacaktır.

Parti başkanının aynı zamanda Cumhurbaşkanı olmasının bu seçimde de ne kadar sakıncalı olduğu görülmüştür. Kendisinin % ile belediye başkanı olması, referandumun Q’e I geçmiş olması unutulmuş, “I ile belediye başkanı olunama” anlamına gelecek konuşmayı yapmış, sonrasında düzeltmek durumunda kalmışlardır.

Hak edene hakkını vermezsek huzur olmaz, gelecek olmaz.

Her türlü darbeden arınmış bir ülke istemek her vatandaşın hakkı, bunu sağlamak da her siyasetçinin görevi olmalıdır.

Kazansa da kaybetse de!

(12.04.2019)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık