• 29 Ocak 2021, Cuma 12:00
YılmazKaya Aylanç

Yılmaz Kaya Aylanç

Reform mu?

Öncelikle herkese sağlıklı bir yıl dilerim. Sanırım şu an hepimizin ihtiyacı olan ilk şey bu. Gerçi her zaman böyle, ancak şimdilerde daha bir önemli. Çünkü bir salgın ile karşı karşıyayız.

Ülkemizde ise salgından önce başlayan ekonomik sorunlar salgın ile birlikte çok daha ağırlaşmış, ülkeyi yönetenlerin tercihleri nedeni ile sorunlar yönetilemez bir boyuta taşınmış durumda.

Yıl biterken paramızın değer kaybında yaşanan önemli kayıp ile ilgili hazine ve maliye bakanının, Merkez Bankası başkanının değişimi ve slogan olan “ faiz sebep enflasyon sonuç” tezinden vazgeçilerek faizlerin kısa sürede yüzde yüz artırılarak engellenmeye çalışıldı.

Ülkeyi yöneten irade bu noktada yeni bir hamleyi ortaya attı. Reform!

On sekiz yıldır yönettiğiniz ülkede geldiğiniz noktada reform yapma noktasına gelindiyse, bu zaten ‘ben ülkeyi yönetemiyorum’ itirafıdır.

Bu amaçla adalet ve ekonomide reform yapılması gerektiğini ortaya koyan iktidar bu konuda ilk görüşmelerini TÜSİAD ve TOBB’ye yaptı. Görüştüğü kesimlerdeki önceliğe bakınca reformların ne anlama geleceği çok sürpriz olmuyor. Yani ‘aynı tas aynı hamam’ demektir.

Oysa bunların ifade edildiği günlerde bir parti genel başkanına yakın kişinin ana muhalefet liderini tehdit ettiği günler! Yine birinci parti genel başkanının kimin hapiste kalması gerektiği konusunda adalete açıkça çağrıda bulunduğu günler!

Gelin şimdi bu anlayıştan reform bekleyin!

Birleşmiş Milletler’in ülkelerden çıkarmalarını istediği “siyasi güç sahiplerinin denetlenerek kara para aklanmasının önlenmesi” hususundaki kanun meclise getirilip çok önemli maddesi olan bu madde hariç şekilde iktidar ve ortağı parti tarafından kabul edildi.

Komik (acı) değil mi?

Oysa daha da komik (acı) olanı, bu kanuna hiç olmadık bir madde ekleyerek; sivil toplum kuruluşlarının yönetimlerinin iç işleri bakanlığınca gerek görüldüğünde alınarak yerine kayyum atama yetkisini vermesi ile Cumhurbaşkanı’na gerekli hallerde şirketlere el koyma yetkisinin verilmesi.

Reform yapacağız dedikleri süreç içinde üst üste getirdikleri yasal düzenlemeler ile uygulamalar gösteriyor ki iktidar tarafında değişen bir şey yok.

Bunu neden ifade diyorum, reform sonrası görüştükleri kuruluş yetkililerinin yaptıkları açıklamalarda ümit var konuşuyor olmaları.

Bir yandan salgın, diğer yandan çok derin bir ekonomik buhran ile uğraşan vatandaşlarımız dertlerine devletinden derman ararken devlet halkından topladığı vergileri ne yazık ki yine ne üretime ne de vatandaşa harcamak yerine inşaatı devam eden saraylar ile yeni yılda araçlarına 448 milyon lira harcayacağını bütçeye koyarak niyetini belli etmiş oluyor. Bu arada Diyanet’in Bodrum’da ve diğer illerde yapmaya başladığı bina harcamalarına milyonlar ayrıldığını burada anımsatmak isterim.

Anlayacağınız iktidar inatla, ‘dediğim dedik çaldığım düdük’tür demeye devam ediyor.

İnat demişken hemen aklıma gelen bazı konuları paylaşmak isterim. Yaz saati konusundaki inadı halâ yaşamaktayız. İlgili odalardan tasarruf edilmediği, aksine daha fazla enerji harcandığı açıklamasına rağmen bu inadını sürdürmeye devam etmekteler.

Maske konusunda hayati öneme rağmen sırf CHP’li belediyeler ön almasın diye ‘biz dağıtacağız’ inadını uzun süre sürdürmüş ancak başarılı olamayınca para ile eczanelerde satılmasına razı olmuştu.

Her şehre bir üniversite açacağım inadı yüzünden üniversite ve üniversitelilerin kalitesini düşürmüş, liyakatın ikinci planda kaldığı yandaş akademisyenler yaratılmış, lise düzeyindeki birçok gencimiz üniversite mezunu olmuş oldu. Tabii kabahat gençlerde değil. Akademik kadrosu olmayan üniversiteleri açmayı marifet sayan iktidar, milyonlarca işsiz ve umutsuz genç yarattığının farkında değil. Yine bu süreçte dünyadaki ilk 500 içinde üniversitemiz kalmadığını da ifade etmek isterim. Halâ hiçbir yerde iş olanağı olmayan bölümlere öğrenci alıp mezun etmeye ve bu konudaki sorunları büyütmeye devam etmekteler.

Yine imam hatip liselerinde yapmaya devam etmeleri gibi. Değiştirilen yasal düzenlemeler ile neredeyse her mahalleye bir imam hatip lisesi açmaya devam etmekteler. Oysa ülkenin kalkınması için gerekli olan ara eleman ihtiyacına katkısı olmadığı gibi milyonlarca imam hatip mezununu ne yapacağımız da ayrı bir konu. Bu konuda imam hatip mezunları lehine pozitif ayrımcılık yaparak devlet kurumlarına yerleşmeleri sağlanarak iş bulma kapasitesini yükseltmeye ve tercih edilmesini sağlamaya devam etmekteler. Sonuçta her yere cami yapsalar da yine de bu çocuklara bir süre sonra iş bulamaz hale gelineceği gibi ülke kalkınmasına da pozitif bir etkisi olmayacaktır.

İnat her konuda olduğu gibi salgının yönetilmesinde de yapıldı ve halâ yapılmaya devam ediyor. Salgının önlenmesine yönelik yönetim organizasyonunda Türk Tabipleri Birliği, Eczacılar birlikleri gibi konunun birinci derece paydaşlarını inatla olaya dahil etmemek gibi. Vaka ve hasta sayısını uzun süre birlikte yayınlamamak gibi. Aşının Aralık ayına geleceği ve 100 milyon olacağını söyleyip 3 milyon aşı ile durumu idare etmeye çalışmak gibi. Oysa bu ülkenin 1930’lu yıllarında aşı üreten tesislerini bir inat uğruna kapatıp vaktiyle aşı gönderdiğimiz ülkelerden aşı almak için bugün uğraştığımız gibi.

Ekonominin her vatandaş için birinci öncelik olduğu bugünlerde, bütçe vatandaşın yaralarına merhem olacağına beş müteahhitin döviz ile belirlenmiş garanti alacaklarına öncelik vermeyi sürdürmektedir.

Bu da iktidarın önceliğini göstermektedir.

Bir iktidarın niyetini, önceliğini ve yönünü belirten en önemli gösterge bütçedir. 2021 bütçesi de ne yazık ki vatandaşın yararına bir tercihi ortaya koyamamıştır. Salgın sırasında en çok mağdur olan esnafa yapılan yardımlar devede kulak kalırken (6,5-10 milyar lira arasında), Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticilerinin böbürlenerek ifade ettikleri “yurt dışına 8,5 milyar dolar yardım yaptık” demeleri karşısında bu esnaf ne hisseder takdirlerinize bırakıyorum.

Sonuç olarak, inatla ülke yönetmenin bedelini halk ödemektedir. Hiçbir iktidarın buna hakkı yoktur, olmamalıdır.

Tek adam yönetimine evrilmiş olan Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ne yazık ki iflas etmiş, bu dersin bedeli de çok ağır olmuştur. İktidar milletvekillerinin de bunu anladığını sanırım. Halk bunu anlamış olup yapılan kamuoyu araştırmalarından bunu görmekteyiz. Zararın neresinden dönülürse kârdır.

O nedenle 18 yıldır bir ülkeyi yöneten iktidarın reform demesi son bir çırpınıştan öte değildir. Bilinen bir şey olsaydı zaten yapılırdı.

Bugün iktidarın yapması gereken, reform açıklamaları ve eylemlerini bir tarafa bırakarak ülkeyi biraz önemsiyorlarsa demokrasi gereği olarak erken seçime giderek ülkenin yaşadığı ve gittikçe daha da zor olan durumdan çıkma şansı yaratmasıdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık