• 13 Eylül 2019, Cuma 6:31
YılmazKaya Aylanç

Yılmaz Kaya Aylanç

Biraz saygı Sayın Diyanet …

Geçiştirilecek bir konu değil. Ülkemiz, anayasaya göre laik, demokratik sosyal bir hukuk devleti. Temelindeki en önemli özellik ve bizi diğer birçok Müslüman ülkelerden ayıran en önemli ölçüt laiklik.

Bizzat devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan (3 Mart 1924) ve işte tam da bu yobazlık ile laiklik konusunun net biçimde birbirinden ayrılmasını sağlama, dinimizin halk tarafından doğru anlaşılması ve uygulanmasını temin etme görevi olan Diyanet İşler Başkanlığı acaba bugün böyle mi davranmakta?

Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı; başkanlık, beş adet başkan yardımcılığı, dört adet kurul başkanlığı, müşavirlikleri, yedi adet genel müdürlüğü, taşra ve yurt dışı teşkilatlanması ile müsteşarlık seviyesinde devlet protokolünde yer almaktadır.

2018 sonu itibari ile Başkanlığın personel sayısı 144 bin 250, cami sayısı 84 bin 684 bütçesi ise 2019 yılı için 10,5 milyar olarak öngörülmektedir.

Birçok bakanlıktan her bakımdan daha büyük olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın idari olarak yeri 2010 yılında çıkartılan kanun ile yukarılara çekilmiş, devasa bütçeler ile de ekonomik özgürlüğü ve rahatlığı sağlanmıştır.

Hepimizin mevcudiyetimizi borçlu olduğumuz, kurduğu devlette yaşayanlar olarak ve özelde kurumun kuruluşunda bizzat talimatı ile hayat bulan Diyanet İşleri Başkanlığı kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e vefalı davranmakta mıdır?Hayır!

Özellikle bu iktidar döneminde bu konuda sayısız örnekleri üretmekte sakınca görmediler.

Atatürk’e karşı nefretle dolu olan Kadir Mısıroğlu ziyareti buna bir örnek değil mi?

Ayaklarının dibine oturarak büyük bir dikkatle dinledikleri Kıbrıslı hoca Kıbrisi ise başka bir örnek.

Bunlardan çok daha etkili bir tarikat ise hiç olmadığı kadar devletin yönetimine sızmaya çalıştı bu dönemde.

Görevleri arasında dinî eğitime destek olmak ve dinin doğru anlaşılmasını sağlamak olan Diyanet’in, alanı boşaltarak geniş hareket imkanı sağladığı malûm tarikat, özellikle çocuklarımızı yurt ve yardım amacı ile kolaylıkla ele geçirip yıllarca kendi kadrolarına katmayı başarabilmişti.

Tarikat ve cemaatlerin güçlenerek toplumu yönetmede neredeyse iktidar ortağı veya iktidara destek birimler haline gelmesi yine bu dönemin öne çıkan farklarıydı.

Bütün bunlar iktidarın bilerek ve isteyerek yaptığı işlerdi ki halâ yapılmakta.

En büyük darbeyi yedikleri bu tarikatlardan biri için “bitsin bu hasret, dön” ve “ne istedin de vermedik” gibi açıklamaları yapmakta sakınca görmeyen iktidar tam da bu cemaâtten çok acı ve kanlı bir karşılık gördü.

Bedelini tüm ülkenin ödediği bu hain kalkışma, temelinde din ağırlıklı işler yaptığı görüntüsü içinde faaliyet gösteren bir yapıdan geldi.

Bugün bu hain tarikat yok belki ama, yerine bir başka tarikat ve cemaatler yine devletin ve yerel yönetimlerin olanaklarını kullanarak devlet içinde güç olma hayallerini gerçekleştirmeye çalışmakta.

Oysa tarikatlar, cemaatler, tekkeler ve benzeri oluşumlar Cumhuriyete karşı gruplar olmaları nedeniyle yasaklanmış ve ortadan kaldırılmıştı. Elbette bunların yerine değil, ancak halkın din konusundaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere yine devletin bir kurumu olarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştu.

Bugün sormak gerek: Diyanet, işini yasaların ondan beklediği şekilde yapsaydı (iktidarlarda) bu tür yapılanmalar hayat bulabilir miydi?

İşte bizimde ortaya koymaya çalıştığımız şey bu. Kurucusu olan Atatürk’ü görmezden gelmeye çalışan, aksine Atatürk düşmanları ile birlikte olmaktan çekinmeyen ve bunu halka ilan eden bir anlayışta olan Diyanet,kurum olarak kendisine verilmiş görevleri yapmamakta. Bu durumun halkın büyük bir kısmında mutsuzluk ve moral bozukluğu yarattığını görmekteyiz.

Bugün iktidarın dahi itiraf ettiği ve özellikle gençler arasında gittikçe yaygınlaşan “deizm” neden ortaya çıkmıştır? Camiler neden daha az cemaat ile namaz vakitlerini geçirmektedir?

Münferit bile olsa tartışmaların camilerin içlerine kadar girdiğini haberlerden öğrenmekteyiz.

Diyanet; kuruluşunda kendisine yüklenen, dinin doğru bir biçimde anlaşılması ve uygulanmasını tesis edecek görevleri yerine getirmelidir.

Bunu yaparken devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakettiği saygıyı ve itibarı göstermelidir.

Dünyanın saygı gösterdiği büyük devlet adamı ve devletimizin kurucusu Atatürk için Diyanet İşleri Başkanlığı en büyük saygıyı göstermekten geri durmamalıdır.

Bu, insani olarak da bu devletin bir organı olarak da mecburen yapması gereken bir davranıştır.

Bu konuda seçme hakkı bulunmamaktadır. (08.09.2019)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık