Birliğim Gıda Sol Sabit
Sağ Sabit SARI KONAK
  • 23 Temmuz 2018, Pazartesi 9:23
YılmazKaya Aylanç

Yılmaz Kaya Aylanç

Nereye kadar …?

Yılmaz Kaya AYLANÇ –

 

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk kurduğu Cumhuriyet ile yeni bir devlet yarattı.

İnsanlar aynı, ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.Vatandaş olunuyordu artık. Hakları olan. Kadınların erkekler ile eşit oldukları bir ülke kurulmuştu.

Saltanat kaldırılıyordu artık.Tek bir adamın iki dudağı arasında olamazdı ülkenin ve vatandaşların gelecekleri, kaderleri.

Halifeliğe son veriliyordu.Dini temsil etmeye, onun gücünü kullanmaya bir kişi nasıl yetkili olabilirdi.Allah ile kul arasına girilebilir miydi?

Laiklikle tanışmıştı halk. Din tüccarlığı yapılmayacaktı artık. Yobazlar tarikatlar eliyle halkı gasp edemeyecekler, üzerlerinden para kazanıp güç devşiremeyeceklerdi. Çünkü devlet laik olacaktı. Yani her dine aynı mesafede, yani ne devlet işlerine din ayar verebilecekti, ne de dine devlet yeni ayetler yazabilecekti. Ancak bunca yıllık yanlışların düzeltilmesi ve ne dediğinin anlaşılabilmesi için Kur’an-ı Kerim Türkçeye tercüme edilecekti.

Kadı değil, hakimler yargılayacaklardı.Yargılanırken sadece vatandaş olması önemli olacaktı, erkek veya kadın olması, yerli veya yabancı olması, müslüman olup olmaması önemli değildi. Artık medeni kanunumuz olacak ve din hukuk alanımızdan tamamen çıkacaktı.

Kıyafetler de çağdaş ülke insanlarının kıyafetleri olacaktı.Yunanlıların kullandığına benzer fesler atılmış, yerine şapka giyilir olmuştu serpuşlu.Etekler, bluzlar, ceketler, pantolonlar, kravatlar, ayaklarda gücü yeten için çarıktan ayakkabıya giden bir yolda yürünüyordu.

Türkçemiz Latin harfleri ile yazılacak ve okunacak, çağdaş ülkelerde olduğu gibi soldan sağa yazılacaktı.Arap kültür bağları kesilecek, Cumhuriyet kendini, kendi tasarımlarıyla ifade edecekti.Ülkedeki tüm eğitim tek elden idare edilecekti.Milli Eğitim seferberliği ile çağdaş ve bilimin önemini kavramış genç nesiller yetiştirilecekti. Halk okuma yazma seferberliği ile cehaletten bir an önce kurtulacaktı.

Madem çağdaş dünyada yer alacaktık, o zaman onlarla aynı ölçüleri, saati ve takvimi kullanmalıydık, öyle de oldu.

Lakap ve ünvanlar kaldırıldı ve artık herkesin bir soy adı vardı.

Bu Cumhuriyette kadın, ikinci sınıf değil, erkek ile aynı haklara sahip eşit bir vatandaştı artık.Seçebilen, seçilen.Bazı Avrupa ülkelerinden bile daha önce, Müslüman dünyasında ise ilk.

Sanat ise olmazsa olmazdı modern bir ülke için. Ulu Önder, “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” demiş ve sanata ve sanatçıya bu denli önem vermişti ...

Ülke üretmeyi öğrenecek, öncelikle tarımda yeter hale gelecek, hemen yanında sanayileşme hamlesi başlatılarak ülke kalkınması gerçekleştirilecekti.

Daha ilk yıllarda uçak yapan, lokomotif üreten bir ülke olmak o günün şartlarında hiç de kolay değildi.Fabrikalar ardı ardına açılmakta, yüzler gülmekte, geleceğe ümitle bakılmaktaydı. Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Anadolu Ajansı, İş Bankası, Alpullu Şeker Fabrikası, Bakırköy Çimento Fabrikası, Ankara Havagazı Fabrikası, Nazilli Basma Fabrikası, Eskişehir ve Turhal Şeker Fabrikaları, İzmit Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası, Nuri Demirağ Uçak Fabrikası, Zonguldak Taş Kömürü Fabrikası, Sivas Çimento Fabrikası, demiryolları, limanlar, karayolları, üniversiteler, halk evleri, Çocuk Esirgeme Kurumu, Merkez Bankası, Devlet İstatistik Kurumu ve daha niceleri.

Atatürk diyordu ki, “Her fabrika bir kaledir. Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın her hangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek manasında bütün bağımsızlığından mahrumiyet demektir.”

“Hasta adam”dan, genç ve saygın bir Cumhuriyete, ümmetten hakları olan eşit vatandaşlara uzanan hikaye böyle başlamıştı. Tüm dünyanın saygısını kazanan ve yurttaşlarının haklı gururunu damarlarında hissettikleri bir Cumhuriyetti bu. Öyle bir saygıydı ki bu, bir tek vatan evladı şehit olmadan Hatay ülke sınırları içine alınmıştı.

‘Onuncu Yıl Marşı’nda söylendiği gibi “Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan” denirken bazıları bunun sadece gerçek demiryolu olduğunu sanıp ölçerek karşılaştırma yapmaya çalışıyor. Cumhuriyeti anlamadıkları buradan belli, örülen sadece demir yolu veya kara yolu değildi, çağdaş bir ülke olmanın şartları ne ise onlardı yapılan. Fabrikalar, ekili tarlalar, limanlar, okullar, sanatsal faaliyetler, halkevleri ve daha ne gerekiyorsa.Yapılanlar, örülenler bunlardı.

Bir nesil yaratılmaya çalışılmıştı, devletiyle, bayrağı ile, bağımsızlığı, ekonomik kaynakları ve onuruyla.Tüm bunları NUTUK adlı kitapta topladığı gibi TBMM’ne 36 saatte okuyarak anlatmıştı Atatürk milletine. Ve bu hitabın sonunda da EY TÜRK GENÇLİĞİ diyerek emanet etmişti bu Cumhuriyeti ülkemizin gençlerine ...

Her şey ne güzel başlamıştı …

Dünyada parlayan bir yıldız olan Türkiye Cumhuriyeti ‘Ata’sının ölümünden sonra bugün geldiği noktada pek çok konuda çağdaş ve evrensel normlara göre daha olumsuz bir durumda bulunmaktadır.

Ekonomik olarak derseniz, Cumhuriyet yıllarında Amerikan dolarının Türk Lirasından daha değersiz olduğunu biliyoruz.

Sanayi derseniz, uçak ihraç eden bir ülkeden, bugün neredeyse zorla yerli otomobil yapmaya çalışan bir ülkeyiz.

Tarım derseniz, kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydik fındık, fıstık, kayısı, üzüm dışında tüm tarımsal ürünleri saman dahil ithal eder durumdayız.

Eğitimin, her haliyle bugünden çok daha iyi olduğunu düşünüyorum.Okul okul gibi, öğrenci öğrenci gibi, öğretmen öğretmen gibi ve tabii veli veli gibiydi. Şimdi okullara gidin bakın bahçede kim öğrenci, kim öğretmen, kim veli. Burada şunu yazmadan geçemeyeceğim, kaç tip ilkokul mezunumuz oldu 16 yılda? 5 yıllık, 8 yıllık, 4 yıllık ... Gerisini boş verin.

Sanat, daha yeni bazılarını kapatmaya dönük ya da zor durumda bırakacak kararları aldılar.Bunları yapamadıkları sanatçıları da karalamak, azarlamak, hatta savcı önüne çıkartmak da cabası oldu.

Atatürk adlı yapı ve benzeri şeyleri yıkma, onları kullanmamanın ise küçültme, yok sayma, unutturma çabası olması çok muhtemel. Bu ülke her şeyini O’na borçlu iken daha önce isminin verildiği stadlar yılıp veya yenileri yapılıp adlarına ….ARENA demiyor muyuz?

Ya Çankaya! Uygar dünya bu tip nitelikli mekanları gözü gibi korur, geleneğinin bir parçası yapar, gelecek nesillere ulaştırmak için çaba sarf ederken, bizde neredeyse görmezden getirilip unutulması için Cumhurbaşkanlığı Köşkü olan ve bu devletin kuruluşunun hikayelerinin yazıldığı en değerli mekanlardan biri yok ediliyor. Devletler her yerde gururla “kuruluştan beri” derken, biz ve çocuklarımız ne diyecek? Aynı ilkokul mezuniyeti gibi, Çankaya Köşkünü bilenler ilkokulu 5 yılda bitirenler, Parlamenter sistemi yaşamış olanlar, Atatürk stadında maç seyredenler, halk evlerinde saz çalmayı öğrenenler, üniversitede gururla okuyup mezun olanlar, Atatürk Hava Limanına ilk kez gelenler, Atatürk Orman Çiftliğinin eski halini bilenler. Bu listeyi uzatıp durabiliriz ... Bir müddet sonra bunları bilen olacak mı?İşte “yeni tarih” böyle yazılıyor diyorum.Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra.

Bir hatırlatma yapmak isterim: Biz değimliydik insanı insan bilip insan yanıyla değerlendiren. Hiç yönetenler den duyar mıydık: “Kürdü, Çerkezi, Arabı, Arnavutu, Ermenisi, Yahudisi, Müslümanı, Sünnisi, Alevisi, Şafisi …” gibi açılımlar?..

“Helal otel, helal gıda, helal kurban” gibi ‘helal standartlar’ duyar mıydık?Bunların demek haramı da var. Babalarımız hep haram mı yediler?Ya da bunlardan almayanlar haram mı yiyorlar? Bunlara kim karar veriyor, bu yetki nereden alınıyor?

Bütün bunlar tabii ki kanuni.Mecliste çoğunluğu bulursanız çıkacak kanunları da yapma yetkiniz olur.Bu yetki var diye her şeyi kanun diye çıkarabilir misiniz?Her çıkan kanun doğru olur mu?

Kanun koyucu Meclisimizi oluşturan Millet Vekillerimiz seçildiklerinde yemin etmeden vekil olamıyorlar.Nasıl yemin ediuorlar?

“DEVLETİN VARLIĞINI VE BAĞIMSIZLIĞINI, VATANIN VE MİLLETİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜ, MİLLETİN KAYITSIZ VE ŞARTSIZ EGEMENLİĞİNİ KORUYACAĞIMA, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE, DEMOKRATİK VE LAİK CUMHURİYETE VE ATATÜRK İLKE VE İNKILAPLARINA BAĞLI KALACAĞIMA, TOPLUMUN HUZUR VE REFAHI, MİLLİ DAYANIŞMA VE ADALET ANLAYIŞI İÇİNDE HERKESİN İNSAN HAKLARINDAN VE TEMEL HÜRRİYETLERDEN YARARLANMASI ÜLKÜSÜNDEN VE ANAYASAYA SADAKATTAN AYRILMAYACAĞIMA; BÜYÜK TÜRK MİLLETİ ÖNÜNDE NAMUSUM VE ŞEREFİM ÜZERİNE AND İÇERİM.”

“Anayasaya bağlı kalacağıma” denile denile yapılanlar ile gelinen nokta bu …

Bir ülke ayrışarak doğru bir noktaya gelemez. Farklılıkların zenginlik olduğu durumlar var ama bu farklılıkların her birinin ayrı bir dünya yaratması ve bir diğerini rakip olarak görmesi de var. Bu kadar ayrışma bir devlet için çok fazla. Bu kadar ayrışmadan pek çok devletçik çıkar ki bunu ülkemizin bekasına göz diken, barış, huzur ve güven içinde kalkınmış güçlü bir Türkiye istemeyenler isteyebilir.

TBMM tavanında bulunan 16 avize tarihte kurulmuş 16 Türk devletini temsil etmektedir.

TBMM tavanında yeni bir avize koyacak yer bulunmamaktadır.

(17.07.2018)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık