• 01 Ekim 2018, Pazartesi 9:06
YılmazKaya Aylanç

Yılmaz Kaya Aylanç

Hak etmiyoruz! …

2002 yılında parlamenter sistemle başlayan ve başkanlık sistemi ile halâ devam eden iktidar, yeni politikalar ve ekonomik açılımlar üretememenin sıkıntısı içinde. Bu sıkıntı kendileri ile birlikte tüm ülke ve özellikle dar gelirliler tarafından gittikçe daha ağır hissedilmekte.

Başlangıçta kendilerinden önceki koalisyonun katlandığı fatura sonrasında yapılan yasal düzenlemeler ve dünya konjonktürünün de getirdiği para bolluğu sayesinde her şey güllük gülistanlıkken, bu işi iyi yaptıklarını ve hatta onlardan daha iyi kimsenin yapamayacağını düşündüler.

Türkiye büyük bir ülke, kaynakları iyi ve doğru kullanıldığında kolay kolay zora düşmeyecek, düşse de ayağa kalkabilecek gücü olan bir ülke. Ancak her şey sonsuz olmadığı gibi bu kaynakların da bir sonu elbette var. Ancak kaynaktan daha çok zihniyet problemi olduğunu düşündüğüm sorun, ne yazık ki halâ devam etmekte. Ekonominin sadece ekonomik verilerden ibaret olmadığı, bunların hangi ortamda ve nasıl işlemek durumunda olduğunun da çok önemli olduğunun halâ farkına varılmış değil. Eğer ekonomik yapı, sağlam bir hukuk sistemi ve onu içine alan evrensel bir demokrasi ve kurumları ile sarmalanmıyorsa, çok kabul görmediği gibi ömrü de kısa sürmekte.

Bir iktidar ki her seçimde bir önceki iktidar başkasıymış gibi, yapılanları bazen yanlış bulmuş, bazen tam aksine işler yapılacağını söylemiş, bazen de seçildikleri takdirde sorunları çözeceklerini, ülkeyi şaha kaldıracaklarını, bir sorunu tam aksi yönde çözeceklerini vaat etmekten çekinmemişler.

Şu soruyu kendilerine sormadıkları gibi, seçmen de sormamış ve halâ sormamakta.

Soru şu: “Bugüne kadar yapamadıklarını, bundan sonra nasıl yapacaklar” ve “bu sorunu şimdi çözeceklerini” nasıl söyleyebiliyorlar. Eğer çareyi bilmiş olsalardı “neden şimdiye kadar çözmediler” demek de bizim hakkımız.

Tüm bu sorular, o günlerin aniden ortaya çıkan hiç olmadık gündem değişiklikleri altında yok olup, unutulup gitti ve gitmekte. Sanırım zaman içinde bu duruma herkesi de alıştırdılar. Öyle ki, ana muhalefet dahi birçok konuyu gündeme getirdikten sonra, takibini unutmak zorunda kaldı.

Bugün gelinen noktada iktidar hâlâ yeni vaatlerde bulunabiliyor.

Peki arkadaş, “çare vardı da neden yapmadınız” diyoruz biz de.

Tek adam rejimine giden süreçte yapılan partili cumhurbaşkanlığı seçimleri günlerinde veya başka söyleyiş ile parlamenter sistemin son günlerinde iktidar seçim meydanlarında ne diyordu, “seçin beni, uçurayım sizi” anlamına gelen beyanlar duyuyor okuyorduk.

Haziran seçimlerinde faiz 15.74, dolar 4.60, çeyrek altın 302 lira seviyesindeydi. Eylül ayına geldiğimizde faiz 25.32, dolar 6.29, çeyrek altın 389 lirayı gördü. Doların, iktidarın ilk yıllarında 1,65 seviyelerinde olduğunu artık söylemiyorum bile.

Bu ülke nerdeyse on yedi yıldır, aynı parti tarafından yönetiliyor. Var olan tüm parayı tükettiler, var olan tüm satılabilir memleket mallarını sattılar, ortaya koydukları ülke manzarası ne yazık ki bu gün bu. Siz buna başarı mı diyorsunuz?

Yakın zamanda 100 gün programı adı altında, sayın Cumhurbaşkanı’nın sunumunu dinledik. Çok yakın zamanda da, damatları, Hazine ve Maliye Bakanı sayın Albayrak’ın orta vadeli program (OVP) sunumunu izledik.

İçinde bulunduğumuz ve bizim “ekonomik kriz” onların “manipülasyon” veya “dış güçler” dedikleri ekonomik durumumuza derman olacak hemen hiçbir elle tutulur program ortaya koyamadıklarını gördük. Faize olanca karşı çıkışlarına rağmen aynı günlerde merkez bankasının herkesi şaşırtan 625 baz puanlık faiz artışı da bu gidişe dur diyemedi, diyemezdi de zaten ...

Neden?

Üretimi bırakır, tüketimi körüklerseniz,

İhracatı, katma değerli ürünleriniz ile yapmaz, samanı bile ithal ederseniz,

Dövize endeksli, gelir garantili ihaleler ile devasa işler yaparsanız,

Tasarrufları veya aldığınız borçları doğru yerlere (üretime, mekanizasyona, teknik eğitime)  harcayacağınıza; saraylar, gerekli gereksiz yol, köprü, kanallar, lüks arabalar, uçaklar, kiralık devlet büroları ve danışmanlara harcarsanız,

Ekonomik kurulları, liyakat sahibi değil de yakınlarınız ile doldurursanız,

Ekonomik kurallara, yerli yersiz müdahale ederseniz,

Demokrasinin, ekonominin yükselmesi için gerekli olduğuna inanmazsanız,

Çağdaş, evrensel eğitim ve yaklaşımlardan uzaklaşırsanız,

Adalet, mülkün temelidir anlayışından saparsanız,

Ülke yönetiminde liyakata değil akrabalık ilişkilerine önem verir ve aile ile yönetmeye çalışırsanız,

“Onların doları varsa bizim de Allahımız var” yaklaşımı ile probleme çözüm ararsanız,

Atatürk’ün yolundan ayrılırsanız, gemi bir yerde karaya oturur!

Tabii, olan yine ülkemize, halkımıza, özellikle dar gelirlilere, emeklilere, sermaye yapmak için çalışıp duran küçük ve orta sınıf girişimciye olmakta.

Bu krizler on yılda bir olunca da, bir türlü bu makus talihini yenemeyen bir ülke olmaya devam ediyoruz.

Bunu hak etmiyoruz sayın yönetenler!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık