• 29 Şubat 2020, Cumartesi 10:34
YılmazKaya Aylanç

Yılmaz Kaya Aylanç

Huzur için …

Hiç merak ettiniz mi, bugün için Türkiye’de en kritik kelimelerden biri nedir?

Fetö!

Peki birini suçlamak için kullanacağınız en kuvvetli ifade nedir?

Fetöcü!

Ülkenin başına musallat edilen en önemli sivil kalkışma olan dini tabanlı örgüt ne yazık ki siyasilerden bulduğu destek ile devleti ele geçirmede büyük çoğunlukla başarılı olmuş.

Bu konuda 1980’lerden başlayan uyarılar, ki bu uyarılar büyük çoğunlukla Atatürkçü aydın solculardan geliyordu, ne yazık ki hiç kaale alınmadığı gibi tam aksine bir kısım siyasi parti ve kişilerden olağanüstü rağbet görerek kollanmış, önü açılmış, bunun için ne yapılması gerekiyorsa yapılması için kanuni düzenlemeler dahi esirgenmemiş.

Gün gelmiş bu yapı ile onun önünü açan, kol kanat geren iktidarın yolları nedense (!) ayrılmış.

Öyle bir ayrılık ki, hani yediği içtiği ayrı gitmeyen iki ortak kanlı bıçaklı olmuşlar.

Dün örgütün yaptıklarına destek vermek için “savcısıyım” diyecek kadar arkalarında olan ve hatta “ne istediler de vermedik” diyecek kadar da gönül bağını esirgemeyen iktidar nedense birden birbirlerine ters düşerler.

Örgütün, ülkeyi ele geçirmek için kalkıştığı darbe hareketi ise bu ayrılığın tuzu biberi olur.

Şimdi örgüte hesap sorma zamanıdır.

Örgüt tarafından ele geçirilmiş kurum ve kuruluşlar ayıklanmaya ve örgüt elemanları yaptıklarının hesabını vermeye başlarlar.

Örgüte bulaşmamış hakim ve savcılara burada çok iş düşmektedir.

Oysa örgüt tarafından ele geçirilen kurum ve kuruluşların başında yargı gelmektedir. Ayıklama işlemi sırasında elde yeterince hakim ve savcı kalmamıştır. İktidar bu açığı kendi siyasi görüşüne yakın kişi veya kişilerin yakınlarını öncelemek suretiyle ve kanunda yaptığı düzenleme ile getirdiği not barajını düşürmek ve de yazılı sınav sonrası mülakat ile doldurmaya çalışmış ve doldurmuştur.

Sonuç olarak değişen HSK ile eski HSYK’nın yerine yeni bir yapı ve yeni bir çalışan kitlesi yargı görevini yapacaktır.

Yargılamalar tüm hızıyla sürer ve kısa sürede cezalar üst perdeden verilir.

Toplum tüm yanılmalar, kandırılmalar sonrasında yoğurdun üflenerek yendiğini düşünürken, eski bir AKP Milletvekili “Fetö Borsası”ndan bahseder.

Bu bir iddia olarak ortaya atılır, televizyonlarda günlerce “her konunun uzmanı olan değerli konuşmacılar” tarafından tartışılır.

Tüm medyanın tartıştığı çok hassas olan bir darbe konusunun uzantısı olan böyle bir olay karşısında şu ana kadar hiçbir savcı resen de olsa bu borsayı merkeze alan bir soruşturma açmaz!

Neden?

Yine son zamanlarda iyice alevlenen bir konu da, yazımın başında ifade etmiştim ‘fetöcülük suçlaması’ konusudur.

Bu kez iktidar ve ana muhalefet partilerinin başkanları birbirlerini ve hatta iktidar, ana muhalefetin ekiplerini dahi fetöcü olmakla suçlar.

Bu konudaki atışmalar TBMM kürsüsünden televizyonlara ve tüm medyaya kadar her yeri kaplar.

Suçlamalar, bir süre sonra yerini mahkemeye vermeye kadar götürülür.

Peki konu bu kadar önemliyken, ülkenin son yıllarına damgası vurmuş, gücünü azaltmış, itibarını yok etmiş, insanları kutuplaştırmış, düzeni allak bullak etmiş, gelecekleri ve hayalleri yok etmiş olacak kadar önemliyken ve kurum ve kuruluşlarda yapılan mücadele ile pek çok örgüt elemanı açığa çıkartılıp hapse atılırken, son kurum olarak kalan ve siyasi ayak iddiasına konu bu söylemlerden sonra ülkemizin savcıları resen dahi olsa bu konuda soruşturma açmaz! Neden?

Günümüzde teknolojinin geldiği noktayı düşünürsek, dün kim ne dedi ve nasıl dedi kayıtlarda. Bugün başkalarını Fetöcülük ile suçlayan siyasiler daha dün bu terör örgütü ve onun lideri için ne methiyeler düzdükleri, ona karşı olanlara nasıl bağırıp çağırdıkları, savcılarını harekete geçirerek muhalefet edenleri nasıl kanun gücünü kullanarak bertaraf ettiklerini dün gibi hatırladığımız gibi tv arşivlerinden önümüze çıktığında insan “pes” diyor.

Neden biliyor musunuz?

Dün Fetö’ye methiye düzerken hançeraneleri yırtılırcasına avaz avaz bağıranlar bugün Fetö’ye aynı şiddette kızarak bağırabiliyorlar.

Dün Fetö’ye karşı olanlara yaptıkları ve ettiklerini sanki hiç yapmamışlar gibi bugün o gün karşı çıkanlara yine bağırıp çağırabiliyorlar.

İnsan, insani duyguları bakımından hayrete düşüyor.

Halk arasında biz, haksız bir tavır almış ve haksızlığımız ortaya çıkmış ise sonrasında hiç olmazsa sessiz kalır veya daha iyisi özür dileriz ve “neyse cezamız razıyız” deriz. Adalete güvenir ve kararlarına inanırız.

Peki biz bugün siyasilerden öyle bir tavır görüyor muyuz?

Dün bağırıyorlardı, bugün yine bağırıyorlar!

Öyleyse bu işte zaten bir yanlışlık yok mu?

Tarih hiçbir konuyu sır olarak saklamaz. Her şeyi günü geldiğinde bütün çıplaklığı ile ve tüm sonuçları ile ortaya koyar.

Nasıl ki Anayasayı değiştirerek kendilerine dokunulmazlık sağladıklarını sanan 12 Eylül 1980 darbesini yapan faşist darbeciler yargılanma kaderinden kaçamadılar ise, nasıl isimleri sokaklardan, caddelerden, büyük yapılardan silindi ise, itibarları ellerinden alındı ise bu durum bugün de gözden ırak tutulmamalıdır.

Son cümlelerden olarak, bu konu nutuklar atarak değil, devletin savcılarının ve hakimlerinin tarafsız bir bakış ile hukukun gereklerinin yerine getirilmesine olanak sağlanarak çözülmelidir.

Kişiler gelir gider, baki kalan Devlet’tir.

Yani bu dünyanın hesabı bu dünyada da verilmelidir. Bu ise hukukun üstünlüğünün gereğidir.

Huzuru ancak böyle bulabiliriz!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık