• 01 Kasım 2018, Perşembe 7:54
YılmazKaya Aylanç

Yılmaz Kaya Aylanç

Atatürk, Kırmızı Çizgi ve Türkiye Cumhuriyeti

Tarih 29 Ekim 1923, saat 20:30, yer TBMM … “Kabul kabul” sesleri ve alkışlar arasında Cumhuriyet ilan ediliyor. 158 vekilin (meclis tam sayısı 287) kabul oylarıyla bu millet itilip kakılmaktan, adam yerine konmamaktan, Arap sevdalılarının aşağılamalarından kurtuluyor, dünya devletleri arasında saygın yerini TÜRKİYE CUMHURİYETİ adıyla alıyor.

Aynı yer, saat 20:45, yine 158 vekilin oylarıyla Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘ilk Cumhurbaşkanı’ seçiliyor. Yaptığı konuşmanın son cümlesinde, “Daima milletin sevgi ve güvenine dayanarak hep birlikte ileri gideceğiz, Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.” (Nutuk)

Cumhuriyet, tüm yurtta 101 pare top atışıyla halka ve dünyaya duyuruluyor ...

O ana kadar kurtarılan yurdun padişaha geri verileceğini düşünenden, tekrar mutlakiyete dönülecek diyene kadar pek çok Cumhuriyet karşıtı hemen yayın yoluyla karşı harekete geçmişlerdir. İstanbul basını bu konuda kayda değer yayın yapmakta, direk karşı olduklarını söyleme cesaretini gösteremeyenler de “Cumhuriyet sihirli değnek mi ki şimdi düzeltecek işleri” gibi küçültücü ifadeleri yazmaya başladılar. (Nutuk)

Bu konuda başı çeken kişilerden olan Rauf bey, en fazla muhalefet eden kişilerden olmuştur. Öyle ki Rauf bey Kazım Paşa’ya, “Cumhuriyetin ilanına engel olabilirsen memlekete büyük hizmet etmiş olursun” diyecek kadar Cumhuriyet düşmanı olmuştur. Ki Kazım Karabekir Paşa İstanbul gazetelerine “Cumhuriyetin ilanını bize sormadılar” diye serzenişte bulunmuştur.(Nutuk)

Karşı olanlar sadece onlar değildi. Kurtuluş savaşında yanında yer alan en güçlü paşalardan Ali Fuat, Rauf ve Refet paşalar da muhalefette yer alanlardı.

Cumhurbaşkanlığı seçimi ve ‘Cumhurbaşkanı devletin başıdır’ ibaresinden sonra halife ne yapacaktır, amiri kim olacaktır sorularıyla Cumhuriyetin ilanı sonrası başlayan muhalefet günümüzde de halâ sürmüyor mu?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte ona karşı olan Osmanlıcılar, padişahçılar, halifeciler, Arapçılar, yobazlar, tarikatlar, şeriatçılar, yabancı devletler bu karşı çıkışlarını, zayıflatma ve yok etme anlayışlarını tarihin her aşamasında göstermişlerdir. Karşı devrimci olan bu anlayışlar beklentilerini gerçekleştirmek için diğer kesimlerle birlikte hareket etmekten çekinmediği gibi uygun ortamı bulduğunda yer üstüne çıkmış bu taleplerini yüksek sesle dile getirmekten çekinmemiştir. Öyle ki, kuruluşu itibariyle Türkiye Cumhuriyeti’nin en üst siyasi kurumu olan TBMM’de zamanın başbakanlarından biri “Siz isterseniz hilafeti bile geri getirirsiniz” deme cüretini göstermiştir.

Gelelim günümüze. Öyle ki halkın kanlarıyla kurulmuş Cumhuriyet halkın yarısının oyları ile sistemini değiştirmiş. O sıralarda oturan meclis üyelerinden bazıları “değişmez anayasa maddeleri de değiştirilebilir” deme cüretini günümüzde gösterebilmiştir. Atatürk devrimlerinin karşıtları son dönemlerde gemi azıya almışlar, aralarından biri, “Keşke Yunan kazansaydı” diye kurtuluş savaşını kazanan ve bu uğrunda binlerce insanımızı şehit verdiğimiz  savaşı kazanmamıza üzüldüğünü açıkça ifade edebilmiştir. Daha üzücü olanı ise ülkenin Cumhurbaşkanı da olan AKP Genel Başkanı, Meclis Başkanı ile birlikte hastanede o zata geçmiş olsuna gitmişlerdir.

Bu hareketler; ülkenin kurucusu olan büyük devlet adamı, asker, başkomutan, ilk Cumhurbaşkanı, Gazi ve Mareşal ünvanı sahibi ve en önemlisi halkının gönlünde ölümsüzleşmiş ve onların ATA’sı olmuş kişiye hakaret etmenin, küçültücü ve saygısızca söylemlerde bulunmanın, O’nu itibarsızlaştırma çabalarının önünü açmış ve cesaretlendirmiştir. Hatta bazı mahkeme kararlarında Atatürk’e hakaret edenler hakkında “ifade özgürlüğü kullanılmıştır” diye kararlar alınmıştır/alınabilmektedir.

Cumhuriyet; kanlı savaşları yaşamış, bin bir zorlukla kurulmuş, yaşaması toprağa tutunması için de çok çetin ve güç aşamalardan geçmiştir.

O gün yaşanılan zorlukların çoğu içerden, kendi insanımızdan gelmiştir. Üzülerek gözlemliyorum ki, 95 yıl sonra bugün Cumhuriyeti değiştirmek, yok saymak, yenisini yapmak gayretleri hiç bitmemiştir.

Oysa Atatürk ne diyordu? Onu biz kurduk, sizler yaşatacaksınız! 

Bu Cumhuriyetin kurucusu ile kıyaslanmaya çalışmak, O’nu küçültme gayretinde olanlar unutmamalıdırlar ki, kısacık ömründe üç kıtada savaşlar kazanmak, yoktan tam bağımsız bir devlet kurmak, 10 yıl gibi kısa bir zamanda dünyanın gıpta edeceği kalkınmayı ve üretimi sağlamak, Birleşmiş Milletlere davet edilmek ve bu örgüt tarafından doğumunun 100. Yılında o yılı Atatürk yılı ilan ettirmek ve halâ dünyanın birçok devletinde heykellere, park ve yol isimlerine sahip olmak, milyonlarca yabancı çocuğun okullarının ders kitaplarında okutulmak her babayiğidin harcı değildir.

Devletin adamı ve babası olmak kolay değildir.

Son zamanlarda daha sık duyduğumuz, değişik anlamlarda kullanılan ‘kırmızı çizgi’ vurgusu daha çok doğu-güneydoğu sınırımızla ilgili olarak kullanılır oldu. Her seferinde de bir işe yaramadığına şahit olduk. Bazen de Yunanistan’la yaşadığımız sorunlarda kullanıldı. Buna rağmen, arkasında duracak irade olmadığından gün geldi Yunanlılar gözümüze baka baka adaları (kayalıkları) işgal ettiler, üzerinde kuzu çevirdiler. Gün geldi güneydoğu sınırında Amerikalı askerler askerlerimizin kafasına çuval geçirdiler. Gün geldi Süleyman Şah Türbesine sahip çıkamamaya kadar çok kırmızı çizgi gördük; hemen hepsi de yok olup gitti. En son ver papazı al papazı kırmızı çizgisi vardı. Amerikalı papaz gitti, onlardaki papaz gelmedi. Bir kırmızı çizgi daha silinip yok oldu.

Son dönemde kırmızı çizgiler ülkemiz devlet politikaları adına yapılmaktan çıktı, kişilere kadar küçüldü. Sayın Bahçeli MHP’lilerce kırmızı çizgi olurken, AKP’liler de Sayın Erdoğan’ı kendi kırmızı çizgileri ilan ettiler.

Ülke nerede kaldı beyler. Ülkenin kırmızı çizgileri ne oldu. Düştük kişilerin derdine ...

29 Ekim bu ülkenin Cumhuriyeti’nin ilan edildiği ve ilk Cumhurbaşkanı olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün seçildiği gün.

Bu bayram, devletimizin  başkenti olan ve değişmez maddelerde yer aldığı üzere Ankara’da kutlanır. 

Bir tarihlerde kutlamalara veya Anıtkabir’e hastalık ve ne tesadüf seyahat mazeretleri ile katılınamaması, şimdi ise en önemli bayramı İstanbul’da kutlamalar, işte bizim kırmızı çizgilerimiz de bunlar.

Türkiye bir Cumhuriyettir, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir. Devlet, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olup, dili Türkçe, bayrağı beyaz ay yıldızlı al bayrak, başkenti Ankara’dır.

Bunlar Anayasamızın değişmez, değişmesi dahi teklif edilemez maddeleridir. Bunlara aykırı hareket, telkin ve teklif anlamına gelecek şeyler her şeyden önce suçtur.

Atatürk ne demişti; “Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak olan SİZLERSİNİZ!”

Sevgili okuyucularım. Ne pahasına olursa olsun onu koruyacağız. Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık