• 14 Haziran 2019, Cuma 15:02
YılmazKaya Aylanç

Yılmaz Kaya Aylanç

Ekonomi ve beka …

Bu israfın, lüks düşkünlüğünün, hiç bitmeyecek gibi yapılan harcamaların, sarayların, savurganlığın, var olan değerlerin satışının, durmadan borçlanmanın, kapanan fabrikaların, yakılan fabrikaların, devletin ve vatandaşın bankalara olan borçlarının çığ gibi büyüdüğü, merkez bankasının yedek akçelerine göz dikilen bu günlerin sonunda, “artık borçları ödeyemiyorum” diyen bir devlet ile karşılaşabilir miyiz?

Soru bu !

Risk primimizin tavan yaptığı bugünlerde yatırım yapılmayan, yabancı sermayenin gelmediği bir ülke, bu nedenle artan faiz ödemelerimiz nedeniyle ciddi bir borç sarmalı ile karşı karşıyayız.

Kısa vadeli borçlarının iki yüz milyar dolarlara dayandığı ve bu parayı bulamadığı takdirde gerek özel sektör ve gerekse devlet zor durumda. Bu zor şartlarda para verecek olanlar da tefeci mantıklı kaynaklar dersek çok abartmamış olduğumuzu düşünüyorum. Bu kaynaklar da verdikleri dolar karşısında yaklaşık yüzde 8 faizle ülkemizi biraz daha zor duruma doğru hızla götürmekte.

Bu duruma nasıl geldik?

Hepimizin gözü önünde köyleri mahalle yapıp, “sen ekme ben senin karnını doyururum, sen de bana sadece oy ver” anlayışı bu nedenlerden sadece biri.

Bunun sonucunda kendine yetemez, tarım ürünlerinin hemen her çeşidini ithal eder bir ülke haline geldik, hem de çok kısa sayılacak bir sürede. Kısaca on beş yıl gibi bir zamanda.

Sanayide zaten ara malı olmaksızın, yani ithal etmeksizin mamûl üretme konusunda sıkıntılı olan sanayicimiz, artan finansman maliyetleri ve hatta finansman bulamadığından üretimlerini azaltma, hatta tamamen durdurma yoluna gitmeye başladı. Bu konuda yaptığı basit ifade çıkışlarında bile iktidardan tokat gibi lafları yiyerek yerine oturmakta.

Üretim ekonomisi yerine beton ekonomisine bağlanan ümitler, şimdilerde yolun sonuna geldiği görülerek çaresizliğe, olur olmaz paket açıklamaları ile süreyi sadece uzatmaya yarayan bir iktidarı gözler önüne sermektedir.

Şimdi hep birlikte anımsayalım.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi referandumu ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde iktidar, “şahlanan bir ekonomi”, “istikrarlı ve hızlı karar alabilen bir hükümet”, “demokratik bir Türkiye” sözü vermişti.

Terörün sıfırlandığı, ölümlerin olmadığı, herkesin karnının doyduğu, işsizliğin rahatsız edici boyutlarda olmadığı, mutlu ve mesut insanların yaşadığı bir ülke miyiz şu anda?

Tüm bu vaatlerle halktan oy isteyen ve de alan iktidar, yürütmeyi kurduğunda halkın karşısına ilk olarak 100 günlük bir program ile çıktı.

Günlerce beklenen ve sunumu adeta mucizeler yaratacakmış gibi yapılan açıklamalar ile hiçbir yaraya merhem olmayan, lafı bol çözümü yok denecek kadar az olan program nerdeyse ekonomistlerin birçoğundan geçer not alamadı.

Tabii burada geçer not vermeyen ekonomistler değil, programın başarılı veya başarısızlığını ortaya koyan kriterler. Gerçek sokakta! Sokaksa mutlu değil.

Bir süre sonra ikinci yüz günlük program açıklanacak diye bayağı ümitlenildi. Bu kez elle tutulur bir şeylerin olacağı, üretim ve finansman yönünde ciddi hamleler yapılacağı beklentisi oluştu. Çünkü herkes zor durumdaydı ve herkes bir çözüm bekliyordu.

Çiftçi girdi maliyetlerini oluşturan tohum, ilaç, gübre ve mazotta destek beklemekte, ayrıca destekleme fiyatlarının açıklamasında zamanın doğru olması yanında fiyatın maliyetlere üstün gelmesini ve tüm yıl verdiği emeğinin karşılığını almayı bekliyordu. Oysa tam tersi oluyor girdi maliyetleri yüzünden zarar eden, elindekini de kaybeden çiftçi ekemez, üretemez oluyordu. Buna bir de zamanında açıklanmayan taban fiyatları yüzünden tüccarın eline kalmak eklenince bu iş yapılmaz deyip traktörler ve hatta topraklar satışa çıkıyor. Bu yıl en önemli hububat üretimimiz olan buğdayda 2 milyon ton daha az hasat olacağını söylemem sanırım yeterli olacaktır.

Üretemeyen çiftçinin üretemediği veya pahalıya üretebildiği ürünler için iktidar çözümü ithalatta bulmuş ve bu çözümü çok uğraşarak bulmuş gibi her sorunda “biz de ithal ederiz” diyerek başka çözümleri olmadığını itiraf etmiştir. Peki çiftçi üretemeyince ne oldu? Şehre göç etti, işsizlik rakamları büyüdü, sosyal yardım maliyetleri arttı, üretemediği malın ithal edilmesi sonucu da döviz ihtiyacı arttı, cari açık büyüdü, zaman içinde ucuz gibi görünüp toplamda ciddi maliyet haline gelen ithal tarım ürünleri bozulan ekonominin sonucu kurun artması sonucu TL’de de yükselen fiyatlar ile yüksek enflasyona da ayrıca katkı yaptı ve yapmakta. Yani çözümsüzlük sarmalı her açıdan maliyet olarak halka yansıdı, yansımakta.

Bu programlar yaralara merhem olamayınca, bu kez Hazine ve Maliye Bakanımız “Milli Şahlanış Ekonomik Programı”nı yine büyük bir şaşa ile, pahalı ve lüks bir sunumla ve İngilizcesi de yazılı metinler üzerinde ülkemize müjdeledi. Ekonomik program milli idi ancak yazımı İngilizce olsun. Yaraya merhem olsun da!

Sayın Bakan programı görkemli bir şekilde sunarken hepimiz kulaklarımız ve gözlerimizi dört açtık. Aman bir şeyler kaçırmayalım, atlamayalım.

Bu kez mutlaka elle tutulur bir şeyler olacaktı, olmalıydı. Ne piyasaların ne de halkın dayanacak gücü kalmamıştı.

İki buçuk milyon istihdam yaratacak iktidarla, gelinen noktada yüzde 14.7 gibi bir işsizlik oranı ile rekor kırmaktaydık. Genç işsizlerde ise bu oran ağlatan cinstendi: yüzde 26. Çocuklarımız, okumuş üniversite bitirmiş çocuklarımız iş bulamamakta, babaevinden çıkamamakta, evlenememekte, bağımsız bireyler olarak hayatlarına devam edememekteler.

Şahlanış programında ise Sayın Bakan açıklamasını sürdürüyordu: “İstisna ve muafiyetler azaltılacak ...”

Kulağa ne kadar güzel geliyor. Sonuç!

Milli Tarım Politikası Mayıs ayında açıklanacak!

Lojistik master planı Eylül ayında açıklanacak!

Sanayide yerlileştirme Mayıs ayında açıklanacak!

Yargı reformu yapılacak!

Sosyal Güvenlik Reformu bu yıl açıklanacak!

Bireysel emeklilik düzenlemesi yeniden ele alınacak.

Kıdem tazminatı düzenlemesi yapılacak!

Mali disiplinden vazgeçilmeyecek!

Turizm Master Planı Eylül ayında açıklanacak! (Turizm sezonu bitiminde!!!)

Kamu bankalarına 28 milyar tahvil verilerek sermayeleri güçlendirilecek!

Sigortacılık denetleme ve düzenleme kurulu kurulacak!

İhracat master planı Mayıs ayında açıklanacak!

Kredi yapılandırmaları yeniden yapılacak!

Tarımda Milli Birlik Projesi hazırlanacak!

Siz ne düşünüyorsunuz bilmem ama, açıklandığı an bu kadar ecak, acak barındıran bir reform paketi nasıl olabilir? Hiçbir danışman Bakanı uyararak, “Sayın bakanım program ne yapılmasını, ne zaman yapılmasını ve nasıl yapılmasını anlatan metinlerdir” dememiş. Sanki hata yapmaları istenmiş gibi komik, trajikomik bir açıklama ile sanırım herkes salondan başı öne eğik ayrılmıştır.

Tabii, malûm şak şakçılar hariç. Onlar beka dendiği zaman yeri göğü günlerce beka ile inletirler, bir gün sonra örneğin 1 Nisan günü ne beka kalır ne de tanzim satış çadırları.

Anlayış bu olunca da ortaya somut, elle tutulur, işe yarar bir program koyamazsınız.

Çünkü hikaye bitmiştir, söyleyecek söz kalmamıştır. Ancak toplum, olmayan bir düşmanla korkutularak, dün duyguları sömürülerek elde tutulmaya çalışılır.

Yoksa iktidar gidecektir !

Son zamanlarda duyduğumuz en ağır toplumsal lafı iktidarın başı Sayın Cumhurbaşkanımız “karınlarını doyurduk yine olmadı, kafalarını değiştirmek gerek” diyerek ifade etmiştir. Bu söz, ülke yönetimimizin geldiği noktadır.

Bütün bir kışı yerel seçimler ile yaz sebzesi olan domates, patlıcan biber fiyatlarının pahalılığı ile ve bunların ucuzlatılması için zararına açılan tanzim satışlar ile geçiren iktidar ne yazık ki halkın refahını sağlayacak dişe dokunur bir ekonomik hamle yapamamıştır.

Bunun sonucu da pahalılık artmış, satın alma gücü azalmış, cari açık dört ayda 54 milyar dolar olarak gerçekleşti ve yılsonunda yüz elli milyar olacağı tahmin edilmekte, enflasyon ve kurlar artma eğilimini muhafaza etmiş, işsizlik çığ gibi büyümüş ve hepsinin sonunda ekonomi çarkları gittikçe yavaşlamıştır.

Devlet ihalesi alan büyük müteahhitlerin, iktidar yanlısı belediyelerce açılan ihaleler alan iş adamlarının dışında işleri iyi olan ne yazık ki kalmamıştır.

Ülkede borçsuz insan yok denecek kadar az iken yılın altı ayını yerel seçimlere ayıran hükümet Merkez Bankası genel kurulunu üç ay öne alan düzenleme sonucu hazineye aktardığı 34 milyardan sonra şimdi de bankanın yedek akçelerini ‘nasıl kullanırım’ın peşine düşmüştür.

Ne yazık ki çözümü olmayan, parası olmayan ve umut veremeyen bir iktidar ile karşı karşıya kalmıştır ülkemiz.

IMF’ye gitse bir türlü gitmese bir türlü. Ancak bu denli yüksek faizle borçlanmaya daha ne kadar dayanabilir bilinmez. 50 milyon dolar gerek diye tank ve palet fabrikasını satmaktan çekinmeyen iktidar, 35 milyon dolara ülke dışında cami, Van gölü ve Marmaris civarlarında iki yazlık saray daha inşa edince insan, “ne oluyor, nasıl oluyor” demeden duramıyor.

Çünkü neticede, karınlarını doyuruyoruz denen vatandaşa verilen para da, saraylar ve yurt dışında yapılan camiye verilen parada ceplerinden çıkmamakta, hepsi bu aziz halkın dişinden tırnağından artırarak devletine verdiği vergiler ile ödenebilmektedir.

O nedenle her kuruşu kırk kere düşünülerek ve yetim hakkı vardır diye harcanacak paralardır o paralar.

Ülkemizde ekilecek alanlar boş durur, çiftçi toprağını ekemez duruma getirilirken, Sudan’da bir diktatörün topraklarında çiftlik projesi, saray bahçesinde toprağın ısıtılmasıyla yaşatılan bitkiler fantezisidir ancak.

Hukukun, demokrasinin, özgürlüklerin, adaletin ve liyakatın olmadığı bir yerde başarı olamaz.

Türk çocukları her zorluğu yenebilecek güçtedir, yeter ki doğru zeminde, doğru ve adil işlerle önleri açılsın.

Karnı doymayan insan mutlu olamaz.

İktidarlar geldikleri gibi gitmesini de bilmeliler. Hele de yeni bir hikayeleri yoksa ve faydalı olamıyorlarsa. Ülkelerini ve halkını düşünmeliler. Baki olan ise devlettir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık