• 10 Ocak 2020, Cuma 12:19
GülçinErşen

Gülçin Erşen

Ne ummuştuk, ne oldu!...

Büyük Yolsuzluk Operasyonu olarak siyasal tarihimize geçen "17 - 25 Aralık" ile ilgili Arasta Park'ta yaptığımız basın açıklamasında, yaptığım konuşmanın metni... (6 yıl önce bile daha fazla demokrasi ve özgürlük varmış. Bir varmış, bir yokmuş!) G.E.

Bugün (Salı) CKD Milas Şube Başkanı Gülden Sökelioğlu, diğer sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin yöneticileri ve üyelerinin de katılımıyla Arasta Park'ta kalabalık bir yurttaş ve gazeteci topluluğuna "yolsuzluk" ile ilgili basın açıklaması yaptı.

Dün gece Gülden Hanım'a katkıda bulunmak amacıyla yazdığım iki sayfalık bir metni kendisine ve basına (Köşe yazarı olduğum Milas Önder Gazetesi'ne ve bazı gazeteci dostlara) iletmiştim. Basın açıklaması için oğlumu okula bıraktıktan sonra zaten Milas'a gidecektim. Gülden Abla, sabah telefon ederek, yazdığım metni kendi açıklamasının peşi sıra okumamı rica etti. (Ben metni çıplak ve yüksek sesimle okuduktan sonra, bir sivil polis benim adımı, soyadımı, nerede görevli olduğumu falan sorup not aldı. Daha önce de yazımın fotokopisini Gülden Hanım'dan istemiş.) İşte o metin.

"El Adl"

Takvimlerden birinin 4 Ocak 2014 tarihli sayfasında yazan güzel bir dua: "Allah'ım! Sen ilim, hikmet ve adalet sahibisin! Bizi ilimsiz, hikmetsiz ve adaletsiz kılma!" Ne güzel ve gündeme uygun bir dua değil mi? Adalet her zaman herkes için gerekli...

"Adil" (El Adl) Allah'ın isimlerinden. İnternette'ki bir kaynakta aynen şöyle diyor: "El-Adl: Çok adil olan, asla zulmetmeyen, hak ile hükmeden, adalet sahibi manalarına gelmektedir... Allah-u Teâlâ adalet sahibidir. Haksızlık ve zulüm yapmaz. Zaten zulüm başkasının mülküne tecavüzdür. Bütün mülk ise Allah’ındır... O her işinde adaletle hükmeder. Ne hesabında, ne takdirinde, ne kahrında, ne gazabında ve ne de icraatlarında zerre miskal zulüm yoktur. Her işinde ve her fiilinde mutlak adalet sahibidir." Ve bilgilendirici metin aşağıdaki şu alt başlıkla sürüyor: "Zalimlere gelen bütün semavi tokatlar El-Adl isminin bir tecellisidir."

Şimdi dini ve islamiyeti propaganda aracı yapan, kendisini dindar ve müslüman olarak nitelendiren, üstelik adında "Adalet" sözcüğünü taşıyan siyasi partinin ve hükümetinin, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde şimdiye dek görülen en büyük ("mega, ultra") yolsuzluğa her yerinden, her şekilde bulaştığı gözler önüne seriliyor. Yani, siyasi iktidar adeta "semavi bir tokat" yiyor. Belli kesimlerce şimdiye dek pek de umursanmayan, tersine yorumlanan, uygulanan "Adalet", "Adil Yargı", "Hukuk devleti ilkeleri" gibi kavramlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ca vurgulanmaya başlanıyor. Tabii bizler de yolsuzluk operasyonlarıyla tüm kirli çamaşırların ortaya serilip, bilgilerin paylaşılmasını, yurttaşın kafasındaki tüm soru işaretlerinin doğru biçimde yanıtlanmasını, GERÇEK SUÇLULAR'ın adil yargılanmasını ve hakettikleri cezaların uygulanmasını istiyoruz.

Öte yandan, suçlulukları kanıtlanmadığı, hüküm giymedikleri halde, hapis cezasından beter ve uzun tutukluluklarla hem kendileri, hem yakınları, hem de temsil ettikleri kurumlar yıpratılarak, adına "özel mahkeme" denilen ucube yargı kurumlarında sözde yargılanarak haksızlığa uğrayanlar unutulmamalı!

Elbette inançlı bir müslüman olarak İlahi Adalet'in tecellisinden kuşkumuz yok (Başbakan'ın ve diğer AKP'lilerin de olmamalı). Ama, sıradan bir kul ve yurttaş olarak da Tarafsız Yargı'nın demokratik hukuk devletine yakışır biçimde görevini yapmasını, kolluk ve emniyet güçlerinin, istihbarat kuruluşlarının ve basının da buna uygun (belli kesimin, çıkar çevrelerinin, yürütmenin güdümünde değil) görevini yapmasını diliyoruz.

Görevimiz

Bu dileklerin gerçekleşmesinde hepimize, halka, sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşüyor. Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı Av. Şenal Sarıhan, 28 Aralık 2013 tarihli basın açıklamasında süreci şöyle değerlendirmiş: "...AKP iktidarı, halkın refah düzeyinin artmasını kullanarak daha sonraki iki seçimde de oylarını artırıp hükümeti tekrar ele geçirdi. Demokrasi ve çoğulculuk kültürü olmayan bu kadro, mutlakıyet dönemlerinin yönetim biçimlerine özenip, ordusu ve yargısı ile bütün devlet kurumlarını emri altına almak istedi. Kendisini alkışlayan bir medya oluşturmak için de iktidar olanaklarını seferber etti.

yeni muhafazakar sınıfı, ekonominin can damarlarını da ele geçirdi. Hükümet, kendi yandaşlarını kayırarak özelleştirmelerde, ihalelerde, onları zengin etmek için çeşitli usulsüzlükler yaptı. İç ve dış koşullardan ötürü ülkemizi henüz bir şeriat ülkesi haline getiremediyse de bir yolsuzluklar cenneti haline getirdi.

Hükümetin şimdiye dek beraber hareket ettiği cemaatle arası iktidarın ve zenginliklerin paylaşımında anlaşamadıkları için giderek açıldı. Bu anlaşmazlık, adeta bir savaşa dönüştü. Savcılar tarafından hazırlanmış olan dosyalardaki yolsuzluk iddiaları, Başbakan’ın yakınlarına hatta kendisine dek uzandı.

Başbakan, suçüstü yakalanmış olanların ruh hali ile şimdi meydanlarda avazı çıktığı kadar bağırıyor, kendisi için dosya hazırlayanları ve muhalefeti tehdit ediyor. Emniyet görevlilerinin alelacele yerlerini değiştirerek dosyaları kapatmak, yeni dosyaların açılmasını önlemek istiyor. Bir yandan yönetmelik değişiklikleri yaparken diğer yandan komplo teorilerine sığınıyor. Fakat, korkunun ecele faydası yoktur. Ortaya çıkan belge ve bilgiler karşısında mızrak çuvala sığmıyor. Biz, bütün bir toplumumuzu ayağa kaldıran bu durum karşısında Cumhuriyet Kadınları olarak, kadınlarımızın geleceği açısından da ülkemizin meşru hukukla yönetilmesini istiyoruz. Temiz bir toplum için , yasa dışılık ve yolsuzluklara karşı bütün kadınları mücadeleye çağırıyoruz.

Bunun için;

1-) Yolsuzluğa bulaşanlar, bunun hesabını millet ve yargı önünde vermelerini bekliyoruz.

2-) Bu istemimizden bağımsız olarak devlet içinde tarikat ,cemaat gibi oluşumlara son verilmesini istiyoruz.

3-) Ülkemizde kuvvetler ayrılığının hayata geçirilerek yürütmenin denetlenmesinin önüne geçilmemesini istiyoruz."

Yuvayı yapan "dişi kuş" olan kadınlar, ekonomideki, toplumsal yapıdaki kötü gidişi ilk fark eden kesimdir aslında. Çünkü, olumsuzluklardan ilk etkilenen kadınlardır. Dolayısıyla yolsuzluklar, yoksulluklar, haksızlıklar, antidemokratik uygulamalar tüm olumsuzluklarıyla önce kadınlara yansır. Bu saptamamı hiçbir aklı başında ve duyarlı kadının inkar edeceğini sanmam. Zira işini ilk kaybedenler, iş bulmakta zorlananlar daha çok kadınlardır. Örneğin, kadın süsünden, makyajından, giyiminden kuşamından, giderek mutfak masraflarından, çocuğunu (hatta kocasını) daha iyi doyurmak için kendi boğazından fedakarlık yapar. Eğer evdeki gençlerden biri parasal nedenlerle öğrenimini sürdüremeyecekse, bu genelde kız çocuktur... Bu nedenle, yolsuzlukla, haksızlıklarla savaşmak, tüm yurttaşların, öncelikle de kadınların görevidir!

Peki bu nasıl olur? Öncelikle kafayı topraktan çıkararak, üzerimizdeki ölü toprağını silkerek ki, bunu büyük ölçüde başardık. (Direniş eylemlerinde gençler bize öncü oldu!)

"Vatan, Cumhuriyet ve Emek Birlikteliği" de yolsuzluk operasyonuyla ilgili değerlendirmesinde, halkın başarısını ve yapması gerekeni de dile getiriyor bir bakıma "... Bu krizi aşmanın ilk yolu, iktidarın emaneti millete iade etmesidir. Çünkü, emaneti kötüye kullanmış, anayasal düzeni işlemez hale getirmiştir. Söz konusu soruşturmaların, hukuk kuralları çerçevesinde, her türlü müdahaleden uzak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Yaşanan süreç, yalnızca 'iktidar-cemaat çatışması' değildir. Baskıyla gizlenen gerçekler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunu sağlayan, birlikteliğimizin de öncülük ettiği meydan eylemleriyle kendisini gösteren halkın iradesidir. Meydanlarda isteklerini haykıran halk, ülkeyi yönetemeyen iktidarın gidişini hızlandırmıştır...

Önemli olan; vatandan, cumhuriyetten ve emekten yana; hukuk ve demokrasi kurallarını işletecek, tam bağımsızlıkçı bir yönetimin önünün açılabilmesidir.

Siyasi Partiler, Demokratik Kitle Örgütleri, Sendikalar ve Meslek Odaları başta olmak üzere tüm kurum ve kişileri, bu hedefin gerçekleşmesi için ortak çaba göstermeye çağırıyoruz."

Tüm bu açıklamalardan sonra, bir dua ile başladığım yazımı, yine herkes için geçerli olabilecek bir dua ile bitirmek istiyorum: "Allah'ım! Bizi kullarına karşı şefkatsiz, sevgisiz, saygısız, acımasız ve insafsız eyleme!"

Yaklaşık 20 yıl önce, Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Yekta Güngör Özden'in görevini bırakmadan önce Ankara'da bir sivil toplum örgütünün basına açık toplantısında, bir gazetecinin sorusu üzerine, söylediklerini anımsadım. Aşağı yukarı şöyleydi: "Adalet ve adil olmak sadece yargı sistemi, yargıçlar, hukukçular için gerekli değildir. Herkesin adil olması gerekir. Gazetecinin haber yaparken adil davranması şarttır. Özel ilişkilerinizde de, sevgilinize bile adil davranın..." Bu güzel öğüdü hiç unutmam ve uygulamak için elimden geleni yaparım. Keşke herkes öyle yapsa...

Gülçin ERŞEN – 7 Ocak 2014


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık