• 08 Haziran 2020, Pazartesi 10:03
GülçinErşen

Gülçin Erşen

“Siyasi Parti Dini”

Türkiye’de sağ partilerin, dini siyasete alet ettiği toplumbilimsel, siyaset bilimsel ve tarihsel bir gerçek. Ancak, siyasetle ister istemez ilgilenen bir aydın ve gazeteci olarak vurgulamak istediğim asıl gerçek; ülkemizde, sağcı-solcu fark etmez, siyasi partilerin – ideolojilerin bile diyemiyorum – din halini aldığıdır. Dolayısıyla; siyasal partilerin liderleri de adeta “Tanrı” konumundadır.

İçten ve inançlı dindar kesim hariç; sağdaki ve soldaki partililerin çoğu, (ateistler de dahil), aynı ya da benzer amaçlarla siyasi partiyi desteklemekte, oy vermekte, üye olmaktadır: Kişisel hırslar, ego doyumu, kendisinin ve yakınlarının çıkarlarını kollamak.. Onun bu amaçlarına hizmet edecek siyasi parti, dinin önüne geçerken, liderler de her sözüne uyulması gereken peygamberden öte Tanrı halini almaktadır. Lider, başta kendini böyle görmese de, yakın çevresindeki dalkavuklar, onu bu psikolojiye kolayca sokmaktadır. Hem zaten yerel ve ulusalda liderin (Siyasi partinin genel başkanı, il başkanı, ilçe başkanı, belediye başkanı), hatta onun sevgili eşinin sevdiği, benimsediği kimselerin parti içindeki hiyeraşide üst basamaklara yükselmesi; il / ilçe, kadın ve gençlik kolları yönetiminde görev alması, belediyede meclis üyesi olabilmesi, hatta yakınını bir kamu kurumunda işe sokması, hele hele milletvekili adayı olabilmesi kuvvetli olasılıktır. AKP Lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi ve hatta kızı Sümeyye Erdoğan’ın, geçmişte Turgut Özal’ın eşi Semra Hanım’ın ve “Papatyalar”ının, Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Hanım’ın ne denli etkili olduğunu belirtmeme gerek yok. Ancak; Rahşan Ecevit’i, tam anlamıyla eşinin “Yoldaş”ı, çok birikimli, eğitimli, aydın bir mücadele insanı olarak diğer eşlerden ayrı tutmak gerekir. (O, “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” sözünün gereğini değil; Türk geleneğindeki gibi; kadın ve erkeğin birlikte, omuz omuza her alanda başarılı ve etkili olabileceğini göstermeye çalışmıştır. Öte yandan; eşini doğru düzgün yanında göremediğimiz bir sol parti liderinin, özel yaşamındaki zaafı sayesinde bir kaset kumpasıyla nasıl yerinden edildiğine de tanıklık ettik.)

İnançlı (dindar) insan, yalnızca ibadetiyle değil; yaşamdaki duruşu, erdemi, emeği, kişiliği ve davranışlarıyla, üzerine düşeni yapıp, tevekkülle Tanrı’dan dileklerinin kabul edilmesini bekler. Ancak, dinciler, “İslami cemaatler/tarikatlar” ve onların birlikte yol aldığı siyasi partiler aracılığıyla, dileklerinin gerçekleşmesini umar. Bu istekler; kendilerine, makarna, kömür, gıda, yakacak yardımı yapılmasından tutun, bir sınav kazanmak, üniversiteye, işe yerleşmek, ihale kazanmak, devlet arazisini ya da işletmesini ucuza kapatmak, genel müdür, rektör, milletvekili, bakan olmaya dek geniş bir yelpazeye yayılır.

Soldaki bağnazlık

Solcuların; sözde Atatürkçü, Sosyalist ve Devrimci geçinen bazılarının dar kafalılığı ve bağnazlığı, sağdakilerden daha da tehlikelidir. Solculuğu ve Atatürkçülüğü, laiklikle birlikte; ateistlik, bolca alkol tüketmek, dindarı ve dinciyi aynı kefeye koyarak tavır almak, (başkalarını imam nikahı ve çok eşlilik ile suçlarken) evli – bekar demeden serbest cinsel ilişkiler yaşamak, ırkçı ve bölücü Kürtleri halkçı ve devrimci saymak, gelir durumu ve toplumsal konumu yükseldikçe tabanından iyice uzaklaşarak burjuva tarzı yaşama özenmek… Sol kesimde gördüğüm çelişkilerdir ki; bunlar, sol partilerin iktidara gelememesinin, kendi içinde tutarlı olamamasının, sürekli hizip ve çekişmeler içinde debelenmelerinin başlıca nedenleridir.

Gazeteci ve demokratik kitle örgütü yöneticisi olarak deneyimlerim; bana Türkiye’de gerçekten halka ve ülkeye hizmet edebilmek için çabalayan, deneyimli, eğitimli, birikimli, özverili insanların, özellikle siyasette pek yükselemediğini; kıymetlerinin bilinmediğini, yalnız bırakıldıklarını gösterdi. Ama, bu tür kişilerin zaten egosunu, hırsını doyurmak, kendisinin ve yakınlarının çıkarlarını gözetmek gibi bir derdi olmadığından, makam, mevki, para yitimine uğramayı pek dert etmezler; yalnızca kırılır ve küserler; mücadeleyi başka zeminlerde (mesleksel, eğitsel, sanatsal, toplumsal alanlarda) sürdürmenin yollarını ararlar… Sağda ve solda, demokratik kitle örgütlerini, siyasi partileri, çıkar sağlamak, milletvekili, bakan olmak, egolarını doyurmak (hatta densiz birilerinin dillendirdiği gibi “Kadın tavlamak - koca bulmak”) için kullananlara her yol mubahtır. Onlar için, o parti (ya da çıkarlarına hizmet edecek bir diğer siyasi parti) vazgeçilmezdir; liderleri ise çeşitli biçimlerde pohpohlanması gereken, asla gücendirilmemesi, itiraz edilmemesi ve eleştirilmemesi lazım gelen “Tanrı” konumuna yükselir. Çünkü, böylelerinin içten bir din inancı ve Tanrı korkusu yoktur. Dolayısıyla; vicdanını dinlemek, haksızlığa karşı gelmek, hak ve rüşvet yememek, dürüst olmak, doğruyu söylemek, düzgün bir yaşam sürmek gibi kaygısı yoktur. Her şeyleri göstermeliktir aslında… En tepedekinden en alttakine dek; bu tip insanların, çıkarlarının zarar görmesi, kendilerinin gözden düşmesi en büyük korkularıdır.

Niye siyasetçi olunur?

Çok şükür bizlerin en büyük kaygısı; vatan ve milletten öte, insanlığın, dünyanın iyiliğidir, güzelliğidir;doğadır, barıştır, gönençtir, insan haklarıdır… İşte bu yüzden; yıllarca siyasi partilere üye olmamak için direndim. (2006’da röportaj yaptığım Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ün isteği üzerine; onun kurduğu partiye üye olmuş; İzmir İl Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmiş, özel ve ailevi nedenlerle, 2007’deki seçimlerden önce görevimden ve partiden istifa etmiştim.) Birkaç ay önce “Siyasi partilere ve demokratik kitle örgütlerine inancımı yitirdim” diye bir tümce kurdum ve yaklaşık bir buçuk yıldır üyesi olduğum partiden istifa ettim. Türkiye’de siyaset gündemindeki son gelişmeler, bence haklılığımı perçinledi. Muhalefetten üç milletvekiline yapılan haksızlık ve hukuksuzluğa karşı, TBMM çatısı altında bile cılız kalan birkaç ses dışında tepki gösterilmemesi; sosyal medyada önce bana “Türkiye Cumhuriyeti’nde demokrasi ve adalet bir kez daha büyük bir darbe aldı”, ardından “TBMM’deki tüm milletvekilleri, bu son hukuksuzluğu protesto etmek için istifa etsinler. Yoksa, antidemokratik rejimi onaylayan, ‘Etkisiz Elemanlar’ olduklarını kabullenmiş sayılırlar” tümcelerini yazdırdı.

Türkiye’de bazı siyasilerin ve devlet yetkililerinin, gerçekten ülkeyi ve halkı düşünerek ve de yandaş gözetmeden, akılcı, tutarlı, vicdanlı, örnek çalışmalar yapmaları umut aşılıyor ve gönül rahatlatıyor. Ancak, bunlar sınırlı sayıda ve genelde siyasi iktidar tarafından baltalanıyor. Ben milletvekili maaşının tamamını burs ve bağış olarak değerlendiren birkaç milletvekili de biliyorum. İşte gerçekten halkına hizmet için bu göreve aday olmuş ve seçilmiş olanlar böyleleridir. Yılmaz Büyükerşen, Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu gibi belediye başkanlarıdır… Hak mücadelesi ve ülkenin, halkın çıkarları, özgürlükler, demokrasi için çalışanlardan diş geçirebildiklerine siyasi iktidar (FETÖ’nün izlediği yöntemlerin aynılarını kullanarak), kayyum atama, tutuklama, milletvekilliğini düşürme gibi haksızlıklar yaparken, buna en büyük tepkiyi diğer siyasiler vermelidir. Sonra da demokratik kitle örgütleri… Ama, yıllardır o denli atalet içindeki birçok kişi ve kurum!... Siyasi iktidarın ekmeğine yağ sürmekten başka işe yaramayan bu durumu, ancak korku ve çıkar beklentisi ile açıklamak mümkün.

Sözü uzatmadan; eğer yakın gelecekte Türkiye’de demokratik bir siyasi seçim yapılabilirse, oyumu, öncelikle milletvekili emekliliğine son veren, milletvekili sayısını düşüren, ucube siyasi sistemi kalıcı biçimde kaldırıp; “AKP Devleti”ni, Demokratik, Laik, Sosyal, Hukuk Devleti nitelemesine yakışır Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne dönüştürecek olana vereceğim.

Siyasi Partiler vatana, millete, devlete hizmet etmenin araçları; din de insanların vicdanında yaşadığı bir inanç sistemi olarak kalsın.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık