• 25 Ocak 2022, Salı 9:05
GülçinErşen

Gülçin Erşen

Kar özlemi ve anımsadıklarım

Evliya Çelebi Sivas'ta (Kimilerine göre Erzurum'da) kedilerin damdan dama atlarken soğuktan havada donduklarını yazmış. "Soğuğun memleketi Erzurum'dur, ama Sivas'ta oturur" derler. Ağabeyim Erzurum, ben Sivas doğumluyum. Soğuğu pek değilse de, karı çok severim. Günlerdir pek çok kişi kar görüntüleri paylaşıyor; İzmir'de kar yok, soğuk var ve ben bu görsel paylaşımları özenerek izliyorum. Bu arada pek çok anıyı da çağrıştırdılar. Şimdi onlardan bazılarını yazmak isterim:

Çok küçüktüm, Sivas'tan Elazığ'a gitmiştik. Oradan da dolmuşla Pertek'e geçecektik. Bayram ya da yarı yıl tatili olabilir. Ben henüz okula başlamamıştım, ama ağabeyim ilkokuldaydı. Annem, ağabeyim dışında büyük amcam yanımızdaydı. Belli ki babam bizle gelemediği için bizi karşılayıp, Pertek'e götürecekti. Öyle çok kar vardı ki, her yer bembeyazdı ve dolmuş, karın içinde yüzerek gidiyordu sanki. Sonra ben ne olduğunu anlamadan, dolmuş yan yattı. Büyüklerin yardımıyla üst tarafta kalan bir camdan dışarı çıktık. Kimsenin burnu kanamamıştı. Biz ağabeyimle çevredeki tavşan ayak izlerine bakıp, hoplayıp zıplayarak kartopu oynadık. Sonra oradan nasıl alınıp da büyükbabamların Pertek Cam-i Kebir Mahallesi'ndeki sıcacık kuzine sobalı ve o sıralar gaz lambası ile aydınlanan evine vardık anımsamıyorum. Bir de o tatilde gece oturmasına gittiğimiz evde kurusun diye mangalın yakınına konulan çoraplarımın yandığını, ayağıma çok büyük gelen çoraplar giydirildiğini ve dönüşte bazılarımızın yayan, bazılarının ata bindiğimizi anımsarım. Ne macera!..

İlkokulun ilk 4 yılını Keşan'da Atatürk İlkokulu'nda okudum. 1905 ve 1910 yıllarında yapılan 2 eski tarihi yapıdan oluşuyordu. Yerler siyah zivtli tahta kaplıydı. Trakya'nın meşhur tipisi başlayınca, pencere pervazlarından giren karlar, sıraların üzerine kadar gelirdi. Tam sabah sıraları temizler, kurulardık, kaymakamlık kar tatili verirdi. Sevinç çığlıkları sonrası, şiddetli tipiye karşı zorla ilerleyerek eve dönerdik, hava yumuşarsa, hemen oynamak için sokağa çıkardık. Böyle günlerden birinde, eve geldiğimizde, anamın yarı buz tutmuş ıslak çoraplarımı çıkarıp morarmış ayaklarımı sıcak suya batırdığı bezle sildiğini anımsarım.

 

Sarıkamış bir başkadır

 

Diyarbakır'da pek karlı kış görmedik. Yağsa da 3-5 günde erirdi. Sonra her yer çamur...

Ama, bence karın ve kışın en güzel olduğu Sarıkamış'ta, ekim sonunda yağan kar, nisanda kalkardı. Orta sondayken, 19 Mayıs genel provalarını bile üzerimizde tişörtlerle lapa lapa kar yağarken yaptığımız, ama hiç üşümediğim bir gerçek. Hatta bir ara gündüz eksi 38 olmuştu ve havada buz kristallerinin uçtuğunu görmüştüm. Askerlerin nöbet süreleri de 10 dakikaya indirilmişti. Sabah okula giderken ağzımdan çıkan buharların gözlük camlarımda donduğunu, bunları sınıfta tırnağımla kazıdığmı, akşam banyo yaptıysam, sabah nemli örgülerimin okula kadar kazık gibi olduğunu hep anlatırım... Kayağı da orada öğrendim. Sarıkamış'a ve oralı öğretmen ve arkadaşlarıma duyduğum sevgiyi, bağlılığı "Memleketim Sarıkamış" başlıklı yazımı internetten okuyup anlayabilirsiniz.

1985-1998 arası Ankara'daydık. Ben SBF ile komşu Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'nda okuyordum. Sonra da çalışma hayatı... Oran'daki lojmanlarda 9 yıl oturduk. Bazen aşağıda yağmur, bizim orada kar olurdu. Dolmuşlar ve otobüsler Çankaya sonrasını çıkamazdı. Yolda saatlerce beklerdik... Dikmen'de otururken de karlı havalarda Kızılay'a yürüyerek indiğim oldu. Bunlardan en net anımsadığım Alparsan Türkeş'in cenazesinin kalktığı gündü. Zira TBMM'ye vardığımızda aşırı kalabalık nedeniyle yola devam etmekte güçlük yaşadık ve yanımdaki iş arkadaşım ile (Makine Mühendisi Kıvılcım'ın evi Dikmen yokuşunun alt tarafında ve benimkinden epey aşağıdaydı. Onu durakta bekler görünce, birlikte yürüyelim dedik. Ben de o zaman MMO'da basın danışmanıydım.) kalabalığı yararak ilerlemek istedik. Biz geçtikten sonra, cenaze konvoyundan birkaç erkek "Pis komünistler!" diye bağırdı. Arkadaşım, "Nerden anladılar ya!" derken, ben dönüp, "'Valla ben temizim, pis değilim" dedim ve hızla yolumuza devam ettik. O sıralar genelde uzun konçlu botlar, parka türü kaban ve erkek kasketi kullandığım için, beni Fransız direnişçilere benzeten de olmuştu...

Direnmeye, sevmeye ve yola devam! (Kötülüğe, bağnazlığa, sömürüye, faşizme, haksızlık ve baskılara direnmeye; Atatürk'ü, vatanı, insanı, doğayı, hayvan ve bitkileri ve de yaşamı sevmeye; menzile, amaca, insan oluşa, O'na ermek için yola devam.)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Site en altı
yukarı çık