• 15 Ağustos 2020, Cumartesi 13:22
GülçinErşen

Gülçin Erşen

Siyasal öngörülerim

Aslında üniversite yıllarımdan beri, siyasete ve toplumsal konulara ilişkin öngörülerim genelde gerçekleşmiştir. Bunu günlük tuttuğum dönemlerde önceleri hayretle karşılarken, son yıllarda internette, sosyal medyada önüme gelen eski yazılarımda görünce; “işte yazdıklarım hâlâ geçerliliğini koruyor” ya da “Maalesef dediklerim çıktı” diyerek karşılıyorum.

Gündem öyle hızlı değişiyor ki; yazmayı bir iki gün geciktirince, birileri aynı konularda benzer açıklamalar yapmış oluyor. Yine de yazmadan edemeyeceğim birkaç siyasal konu var.

Önce, CHP Kongresi’nde karşısına hiçbir rakip çıkmadan tekrar genel başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin eleştirilere değineyim. Ben Kılıçdaroğlu’nu baştan beri biraz İsmet İnönü’ye biraz da Mahatma Gandi’ye benzetiyorum. Bir yandan; Türkiye’nin ana muhalefet partisinin “Karizmatik sayılmayan” Genel Başkanı olmanın, diğer yandan parti içi ve dışından gelen olumsuz eleştirilerin ağırlığı… Sabırla ekilen tohumların, son yıllarda olgunlaşan meyvelerini toplamaya başlayan Kılıçdaroğlu, aslında başarısını CHP’nin yüzde 24.98 oranında oy aldığı 7 Haziran 2015 seçimlerinde de göstermişti… Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP’nin adayı olarak yüzde 30 oranında oy toplamış olmasına karşın, Muharrem İnce’nin yeni parti kurmasının, CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na kızıp, kendisine bel bağlayan kaç kişiyi partiden koparacağını göstermek dışında, bir işe yaramayacağını düşünüyorum. Bu da en çok iktidarın ekmeğine yağ sürecektir.

(Muharrem İnce’ye “İkinci Atatürk” benzetmesini yapanlara, İnce’nin değil CHP’nin ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile; uzun yıllar CHP’nin genel başkanlığını ve başbakanlık yapmış, 12 Eylül sonrası eşinin kurmuş olduğu DSP’nin başına geçen Bülent Ecevit’le bile kıyaslanamayacağını söylemek isterim. )

Koalisyon yerine İttifak

Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan’ın kurduğu partiler, AKP tabanından bir miktar oy toplayabilir. Ancak, ikisi birleşmeden ve başka bir parti ile ittifak yapmadan iktidar ortağı olabilmeleri çok zor görünüyor.

Şu anda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bile AKP’nin iktidar olabileceğinden kuşkulu, hatta umutsuzdur ki; Meral Akşener’e “yuvaya dön” çağrısında bulunmuştur. Bu aynı zamanda AKP’nin, daha doğrusu iktidarın; sağdaki partiler arasında, Davutoğlu’nun ya da Babacan’ın partisini değil, İYİ Parti’yi rakip gördüğünün kanıtıdır. AKP’den haz etmeyen ülkücüleri ve CHP’nin Ulusalcı - Atatürkçü çizgisinden ödün verildiğini düşünen seçmenin sempatisini kazanan Meral Akşener başkanlığındaki İYİ Parti, CHP ile ittifak yaparak ve İmamoğlu’nu destekleyerek de daha geniş bir siyasal yelpazeye seslenir duruma gelmiştir. Şu anda İYİP, kimle ittifak yaparsa, onu iktidara taşır gibi görünüyor.

Yıllardır CHP’nin iktidar olmasını engelleyen genel başkanlarca yönetildiği söylemine bir ölçüde katılırken; HDP’nin Selahattin Demirtaş gibi, partisine daha çok seçmen, milletvekili ve güç kazandırabilecek bir genel başkandan - kasıtlı olarak mahrum bırakıldığı - kanısındayım…

Şu anki liderler arasında Cumhurbaşkanlığı için en uygun gördüğüm kişi; siyasi kimliğinin ötesinde ve üstünde, halkına hizmeti amaç edindiği açıkça görülen, “Devlet Adamı” sıfatını hak eden Mansur Yavaş.

Olası ve uçuk senaryolar

Seçimler, büyük olasılıkla 2021’de yapılacaktır. Normal bir seyir ve seçim sürecinde; AKP’nin bir zamanların ANAP’ı ile aynı kaderi paylaşacağına inanıyorum. Ancak, şaibeli seçimler; siyasi iktidarın ya da muhalefetin, sonuçlarını kabul etmeyeceği bir seçim sonrasında, Türkiye’nin Belarus’takine benzer olaylara sahne olması ; seçim sürecindeyken, yıllardır güneydoğumuzda süren çatışmalara ek olarak bir de Akdeniz ve Doğu Akdeniz nedeniyle savaşa girilmesi akla gelen en kötü senaryolar… Daha da kötüsü, iç karışıklığı ya da ülkemizde demokratik bir yönetim bulunmadığını bahane eden uluslar arası güçlerin, Türkiye’yi işgale yeltenmesi; tıpkı “Kayyum” atar gibi, kendilerine uygun bir “Kukla” bir yönetim ve sistem kurmaya kalkması… Kâbus gibi değil mi? Ama, yakın geçmişte çevremizde, komşularımızda tanık olduğumuz olaylar, durumlar böyle.

Ancak, toplumumuzun eski ve köklü bir demokratik geleneği bulunduğunu; son yıllarda çok yıpransa da, kardeşlik ve yardımlaşma duygularının hâlâ var olduğunu; yöneticilerimizin halkı birbirine kırdırmayacak, ülkemizi işgale zemin hazırlamayacak vicdanı ve yurtseverliği taşıdığını umuyorum.

Sonrası… Kurtuluş Savaşı’mız ve öncesinden daha kötü koşullarda değiliz… Yeniden, “Güçler Ayrılığı” ilkesinin yaşama geçtiği, demokratik parlamenter sisteme döneceğiz. Yarım kalan Atatürk Devrimleri, “Devrimcilik” ilkesine uygun olarak çağın gereklerine göre ve Türkiye Cumhuriyeti’ni daha da ileri ve gelişmiş düzeye getirecek şekilde uygulanacak. Önce devlette, sonra özel sektörde yetişmiş, yetkin kadrolar göreve ve başa getirilecek. Ekonomisi “Kendi kendine yeter; kendi yağıyla kavrulur” hatta işlenmiş ürün ve teknoloji ihraç eder bir ülkede, hakça düzende, adil gelir dağılımı ile gönenmiş ve barış dolu bir ülke… Bölgesine ve dünyaya örnek… Böylece “Barış” başta olmak üzere, tüm güzelliklerin dünyaya yayıldığı bir merkez… Bence düş değil; Atatürk’ün görmemizi istediği gerçek.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık